KUTUDAN ÇIKAN İMKÂNSIZ BİR AŞK HİKÂYESİ
Evren, son defilesinin ardından hissettiği yorgunluğun ve ihmalkârlığın getirdiği boşluğu doldurmak için Akdeniz'in dingin sularına sığınmaya karar verdi. Mavi bayraklı plajın yumuşak kumlarına ilk adımını attığında şehir hayatının gürültüsü ve mükemmeliyetçi ruhunun baskısı geride kalmıştı. Kendini şımartma zamanıydı. Güneşin sıcaklığını teninde hissediyor, dalgaların ritmik sesiyle huzur buluyordu.
Ancak bu huzur uzun sürmedi. Üçüncü günün sabahı, sahilin sakinliğinde rutin yürüyüşünü yaparken; kıyıya vurmuş, metalik parıltılı bir cisim dikkatini çekti. Yaklaştığında cismin denizde uzun süre kalmış, gizemli bir kutu olduğunu fark etti. Üzerindeki oymalar ve paslanmış kilit, içinde ne olduğunu merak etmesine neden oldu. Kutuyu açmaya çalıştı ama başaramadı.
Evren; plajda yürüyüş yaparken bulduğu gizemli kutuyla birlikte kendini bir maceranın ortasında bulmuştu. Paslı kilidi zorlayarak açtı ve kutunun kapağını kaldırdığında içeriden denizin ve eski zamanların kokusu yayıldı. İçinde bir yığın sararmış, özenle katlanmış kâğıt ve yırtık bir fotoğraf vardı. Kâğıtlardan biri, el yazısıyla yazılmış tutku dolu bir mektuptu.
Evren, mektubu okumaya başladı: "Sevgili Ada, kalbimin en derin yerinde saklısın. Biliyorum, babanın kararı seni benden uzaklaştırdı ama söz veriyorum, bu ayrılık sonsuza kadar sürmeyecek. Seni bulmak için denize açıldım. Gemim yelkenlerini açtı. Rüzgâr beni nereye sürüklerse sürüklesin, seni bulacağım. Sevdamız, en güçlü fırtınalara bile direnecek." Mektubun altında; “Daima seninim, Aris" imzası vardı.
Evren'in eline geçen ikinci parça, yarısı yırtık eski bir siyah beyaz fotoğraftı. Fotoğrafta; rüzgârda savrulan saçları ve hüzünlü gülümsemesiyle genç, zarif bir kadın vardı. Kadının yüzü, her ne kadar eski ve yıpranmış olsa da büyüleyici bir güzelliğe sahipti. Evren, bu dramatik aşk hikâyesinin merakına kapıldı.
Stilistliğinde edindiği detaylara dikkat etme becerisi, bu gizemi çözmek için onu harekete geçiriyordu. Tatilini bir dedektiflik macerasına çevirmeye karar veren Evren, mektupta geçen isimleri araştırmaya başladı. Önce kasabanın en yaşlı sakinleriyle konuştu. Ardından; eski belgeleri, gemi kayıtlarını ve yerel arşivleri inceledi. Bu araştırmalar sonucunda Aris ve Ada'nın hikâyesi yavaş yavaş şekilleniyordu.
Aris, fakir bir balıkçıydı; Ada ise varlıklı bir kaptanın kızıydı. Aşkları babasının karşı çıkmasıyla imkânsız hale gelmiş, Ada; babasının zoruyla kimseye haber veremeden başka bir yere gönderilmiş, bu yüzden Aris onu bulmak için denize açılmıştı. Fakat Aris'in gemisi bir fırtınaya yakalanmış ve bir daha haber alınamamıştı.
Evren, hikâyenin bu trajik sonla bitmesine dayanamadı. Fotoğrafın yırtık kısmına odaklandı. Fotoğraftaki kadının üzerindeki broş, onun stilistlik uzmanlığını tetikledi. Bu broşu yakınlaştırdığında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağını fark etmişti. Oraya giderek Ada'nın izini sürmeye karar verdi. Bir kaç günlük araştırma sonucunda bir adrese ulaştı. Adrese vardığında karşısına çıkan manzarayla şok oldu.
Ada'nın kızı; annesine tıpa tıp benzeyen, yaşlı ama hâlâ çok güzel bir kadındı ve oturduğu ev tıpkı mektuplarda anlatıldığı gibiydi. Kadın, Evren'i görünce şaşırdı. Evren, bulduğu mektubu ve fotoğrafı kadına uzattı. Kadın, elindeki mektubu titreyen ellerle aldı. Okurken gözleri yaşlarla doldu. Ada, Aris’in gemisinin fırtınada kaybolup, onu ararken hayatını kaybetmesini uzun bir süre unutamamıştı. Psikolojik sorunlar yaşamış, uzun tedaviler görmüştü. Yine de hiçbir zaman Aris’i unutmamıştı. Tedavi gördüğü hastanenin psikoloğu ile evlenmiş ve bir kızları olmuştu.
Kızının adını Adis koymuştu. Ada, kızına genç kızlığında Aris’ten bahsetmişti. Annesinin ölümünden yıllar sonra Adis, Aris ile ilgili ilginç bilgiler almıştı. Aris fırtınada kaybolmamıştı, aksine sağ salim karaya çıkmıştı. Aris, Ada'yı bulamamış, ancak onun yaşadığına inanarak ömrü boyunca onu beklemişti.
Evren, bu macera dolu tatilini yarıda kesip İstanbul ‘a geri döndü. Nasıl olacak bilemiyordu. Ama bu âşıkların hikâyesini bir defile ile herkese anlatmaya karar verdi. Böylece iki âşık bir defile ile buluşmuş olacaktı. Kadın mankenler, Ada’nın kızından aldığı fotoğraflardan büyütülerek hazırlanmış Ada maskesini; erkek mankenler ise Aris maskesini takacaklardı.
Evren şu anda masanın üzerinde duran kâğıda çizim yaparken bir yandan o yılların modası ile kavuşamayan âşıkların hikâyesini nasıl anlatacağını düşünüyordu. Öyle bir defile hazırlamalıydı ki seyirciler bir moda defilesinde tiyatro izliyor gibi olmalıydı. Kalem, kâğıdın üzerinde hızlı hızlı ilerliyordu. Evren çizerken bir yandan defileyi gözünde canlandırıyordu. En son iki kıyafet, fotoğraflarda gördüğü Ada ve Aris’in üzerindekilere benzeyen kıyafetler olacaktı. Bir kadın ve bir erkek manken elele podyuma çıkacaktı. Evren seyirciyi selamlamak için çıktığında ikisinin yanına gelip selamlamasını tamamlayacaktı.
Evren bir anda çizmeyi bıraktı ve hayallerden kendini kurtardı. Önündeki kağıda baktı. Ada ve Aris’i el ele çizmişti. "Sonunda kavuşamayan âşıklar el ele." diye düşündü gözyaşlarını silerken.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
Editör: Nevin Bahtışen














































