ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 09-08-2024 16:55   Güncelleme : 09-08-2024 17:04

Kurşun Kalem / Kenan Gül

Yazan: Kenan Gül -KURŞUN KALEM

Kurşun Kalem / Kenan Gül

KURŞUN KALEM

“Avuçlarımın içinde daha da belirginleşen çizgilere bakıyorum.

Sanki; eski dünyanın yeni düzenine alışamayan öfkelerim, artık çaresizliğe alışmış gibi.

Sağdan soldan çalınmış zamanları yaşarken, ânın nerede yüzüme tokat atacağı bilmecesi, içinden çıkılamaz bir hal almaya başladı.
Bıraktıklarım, Çin Seddi’nin diğer yakası kadar uzak."

Biraz ara vermek ihtiyacı hissetti genç adam.
Yıllarca uzak köyünün o eski alçak damlı evinde günlerdir baba yâdigarı daktiloyla savaşıyordu. Tuşların sesi geceyi yarıp, beyin çeperlerinde izler kazımaya başladığında; durmak, nefes almak, belki de dışarıdaki ayazla savrulmak farklılık yaratırdı. Sayfalarca yazıp, yırtıp atmıştı. Atılanlar bitenler miydi, yoksa yazılmaktan korkulanlar mıydı?

Kapı önündeki kör karanlığa çıkmadan önce bir sigara yakmak istedi. Aklına geldi. Bitmişti.
Çaresizlik içinde evin içinde aranmaya başladı.
Şimdi sigara onun en büyük açmazı olmuştu. Köşe bucak belkilere bağladığı umutla arandı durdu. Yok, yok, yok!

Gözleri köşede duran ahşap sandığa takıldı. Uzun süredir burda olmasına rağmen bir kez dahi açmamıştı. Sigaranın yerini yeni bir bulmaca almıştı artık. Merakla sandığın yanına gitti. Üzerindeki asma kilit iyice paslanmıştı. Küçük bir çekiştirme sonucunda kilidi açmayı başardı.

Küçük gaz lambasının ortama kattığı mistik havayla kaldırdı kapağı. Yıllardan sonra önüne gelen, anasının titizliğiyle hayrete düştü.

Düzen, temizlik ve naftalin; gülümsedi. Elini uzatıp biraz araştırma isteği ile kavrulurken, gözlerinde beliren hüzün onu geri itiledi. Dokunmaya kıyamıyordu.

Daldı gitti. Elindeki çizgiler kadar net, “dün” karşısında donuklaşmıştı. Bir süre sonra kendini toparladı. Elinin tersiyle gözlerini silip sandığı kapatmak isterken  kenarındaki minik bölmeyi farketti. Yeşil tesbih, gümüş tabaka, muhtar çakmağı, fildişi tarak ve küçük bir ayna. Gülümseyiverdi. İçindeki duygu seline engel olamıyordu. Nazikçe okşadı onları. Ve gümüş tabakada takılıp kaldı. Acaba?

Sandığı kapatıp avuçlarında sıkıca sakladığı tabakayla oturdu masanın başına. Daktiloyu bir kenara itip, özenle açtı gümüş tabakayı. İçinde bir miktar tütün ve kenarında kaçak İran sigara kağıtlarını gördü. Tütünü kokladı. Nemine baktı. İçilebilir olduğuna inandırdı kendini.
Ve anasın ellerinin değdiği o sigara kağıtlardan, belki de hayatında ilk kez sarma yapmayı deneyecekti. Daha ilk seferinde becermişti.
Kapının önüne çıkarken yaktı sigarasını. Bir nefes çekti içine, kapıyı aralayıp sessizliğe meydan okurcasına karanlık sahanlığa attı kendini.

Kapı önündeki minik sekmene otururken içinde belirmeye başlayan tatlı huzurla geceye konuk olmak istiyordu.

İşte o an karşı avlunun içindeki evin ahşap verandasında, elinde mumla dikilen genç kızı farketti. Şaşırdı. Gökyüzünün tüm karanlığına inat, genç kızın masumiyeti sanki bir meydan okumaydı. Genç adam içinde beslediği minik kuşu ürkütmeme çabasıyla kusursuz tabloda kaybolup gitti.

Mum mu genç kızı aydınlatıyordu yoksa genç kızın ışığı mı mumdan yansıyordu, anlayamadı.
Daha sonra genç kızın mumla konuştuğunu farketti. Hiç bir rüzgâr emaresi olmamasına rağmen mum, uzayıp kısalarak, bazen de salınarak genç kızın cümlelerine eşlik ediyordu sanki. Parmak aralarındaki sigaranın kendi kendine tükenmesiyle köz cildine temas etti, genç adamın. Gayrı ihtiyari, dudaklarından çıkan “Ah!” sesi gecenin tüm büyüsünü bozmuştu. Sese yönelen genç kızla bir an için göz göze geldiler.

Elindeki mumu yere düşüren kız, ışığını bırakıp sessizce içeri girdi. Genç adamsa onun geceye bıraktığı ışıkla hâlâ ydınlanıyordu.

Genç kızın ayak izleri geceden yavaş yavaş silinirken sekmenden kalktı. İçeri girdi. Titrek elleriyle bir sigara daha sardı. Yaktı.

Daktiloya takıldı gözleri. Hışımla kaldırdı.
"Senin gücün de kelimelerin de bu masumiyeti anlatmaya yetmez" diyerek fırlattı attı. Oturdu, eski dert ortağı kurşun kalemi aldı ellerine.
Genç kızın muma fısıldadıklarını, kurşun kalem fısıldıyordu şimdi gence.

Editör Nevin Bahtışen

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi