BİR ADAMIN İTİRAFLARI
Hadi bakalım…
Sabah egzersizi başlasın.
Canım kalemim, bana bugün bir sürprizin var mı? Bir fikrin, kurcalamak istediğin bir konu? Aman ne olur; ülkenin ya da dünyanın halinden, insanların nasıl yozlaştığından filan bahsetme. Dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz sonra. Ne bir yere varabiliyoruz ne de bir çözüm üretebiliyoruz, sinirlendiğimizle kalıyoruz…
Söylesene kalemim, bugün aklın nerelerde? Fantastik bir hikâye mi geliyor yine? Hangi karakter göz kırpıyor sana? Söylemek istediği bir şeyi olan ya da macera peşinde koşan biri var mı yakınlarda? İkimizin bu anına dahil olmak isteyen, sabah kahvemize eşlik etme arzusunda olan…
E hadi, biz hayal etmeden bir şeyler karalamaya başlayalım. Elbet birisi uzatır kafasını, çıkar gölgeden ve konuşur.
Benim kadın karakterim şu anda ne yapıyor acaba? Hangi gizemin peşindedir kim bilir? Ama bir dakika…
Geride, gölgede bir adamın varlığını hissediyorum…
Orada bir yerde bekliyor.
Bize mi bakıyor?
Ne istiyor ki?
Biraz sıkıntılı sanki ve hiç emin değil…
— Hey! Gelsene.
— Şey… Bilmem ki…
— Bir şey var ki buradasın, hadi gel.
— Peki… Aslında bir şey söylemek istiyorum.
— Seni dinliyorum ya da yazıyorum… Ay, benim kafam da karıştı şimdi. Yahu niye bunları da yazıyorsun ki şimdi?
— Efendim?
— Yok, sana demiyorum, kalemimle konuşuyorum; o da bir durmuyor, konuyu dağıtıyor. Sen onu boş ver, ne diyecektin?
— Biraz da benim gözümden baksan.
— Nasıl yani?
— Kadın karakterini merak ediyordun ya, ondan dedim. Hep kadınların sesi oluyorsun sen.
— Ah, evet, anladım ama burada tek başıma değilim, kalemimi atlama…
— Evet… Tüm bunlar bana biraz yabancı, seni pek anlamıyorum ama galiba genel olarak biz erkekleri sığ buluyorsun. Evet, hiç romantik değiliz, çoğu zaman benciliz ama bizim de duygularımız var. Sadece anne-babalarımız bizi nasıl büyüttüyse ve çağlar boyunca genlerimize hangi kodlar işlendiyse onların yansımasıyız.
— Ne diyeceğimi bilemedim şimdi ama bu da büyük bir genelleme... Evet, çoğu zaman erkekler bu duyguyu uyandırıyor bende. Yine de düşündüğün gibi yargılayıcı değilim. Sen buraya beni azarlamaya mı geldin?
— Hayır, hayır, kesinlikle değil. Sesimi duyurmak istedim.
— Peki, tamam o zaman. Sen ne hissettiğini anlat bana. Genel durumu herkes biliyor. Hadi söyle bana… İçinde coşan duygu ne? Seni buraya getiren, kalemimin ucuna…
— Ben de farkına vardım bir şeylerin…
— Ne gibi?
— Olduğum ya da bana yüklenen kişi olmak kolay tabii ki ama artık bir şey beni oradan çıkmaya zorluyor.
— Bu hepimiz için geçerli, hala genel konuşuyorsun.
— Peki… Bugün sanki ilk kez karımı duydum. Hiç işime gelmeyen sözler söyledi. Belki de her gün söylüyordu da ben anlamıyordum…
— Kırıcı mıydı sözleri?
— Hayır, öyle olsa daha kolay olurdu. Evden çıkıp bildiğim gibi yaşamaya devam ederdim.
— Ah, ne hissettin karının sözlerinde ya da yüzünde ne gördün, mesela gözlerinde?
— Hüzün…
— Anlıyorum… İlk kez mi gördün bunu?
— Bir şeylere üzüldüğü zamanları elbette görmüştüm ama bu başka bir hüzündü. Onun sinirli, bıkkın, yorgun hallerini de biliyorum. Sonuçta tek başına çocuğumuzu büyüttü…
— Bir dakika… Tek başına derken?
— Öyle değil midir? Onun göreviydi bu… Yani ben öyle olması gerektiğini düşünüyordum…
— Şimdi geçmiş zamana döndün, kafan karışmış.
— Evet, içimde bir sürü adam farklı tellerden konuşuyor.
— Ah, alışık değilsiniz tabii, biz kadınlar hep öyle yaşıyoruz.
— Evet, biliyorum… Yok, bilmiyordum ama bazen bir sürü başka kadınla yaşadığımı hissediyordum, yani karımlayken…
— Konuyu dağıttık… Bugüne; karının yüzünde gördüğün hüzne dönelim.
— Evet, içimi parçaladı; çok şey hissettim ama sonra anladım. Kendisini kaybetmişti. Konuşması söylenme değildi, suçlama da değildi. Hayatının bir noktasında kim olduğunu unutmuştu ve sanki bugün o unuttuğu anı hatırlamıştı. Kaybettiğini bile bilmediği bir şeyin yokluğunu bir anda hissetmenin şoku hızla büyük bir hüzne dönüşmüş gibiydi. Yeniden bir bütün olmak istiyordu. Onun bugünkü sözleri bir yardım çığlığıydı.
— “Söylenmedi, suçlamadı.” dedin… O seni hâlâ seviyor…
— Evet… Bunu biliyorum ama nasıl oldu da ben onu duymadım bugüne kadar? Daha önce de çığlık atmış olmalı, değil mi? Ve ben bile onun eskiden kim olduğunu hatırlamıyor olabilirim…
— Muhtemelen öyledir.
— Yıllarca, özellikle çocuktan sonra onun benden uzaklaştığını düşündüm. Ama belki de uzaklaşan bendim, diye düşünüyorum şimdi. Çok çalışıyordum, o ise işi bırakmıştı. Ama düzen buydu; o evde, ben işte… Ben eve döndüğümde kızımı öpüp koklardım tabii ki yine de onunla ilgili hiçbir şeyle ilgilenmezdim. Buna gerek olmadığını düşünürdüm. Yani belki erkek olsaydı… Acaba farklı mı davranırdım? Ben kimdim, kimim? Niye şimdi böyle hissediyorum? Bunlar kadın düşünceleri değil mi?
— Bunlar insan düşünceleri…
— Düşünmemek bayağı konforluymuş…
— Onu hiç dışarı çıkarıyor muydun?
— Gece hayatını pek sevmez, ben yalnız çıkarım.
— Yemeğe de mi gelmez?
— Yok, o kadar da değil ama…
— Evet?
— Aslında… Ben yemekten sonra hep geceyi fazlasıyla uzatmayı sevdiğim için o, bir süre sonra bundan da vazgeçmiş… Şimdi fark ettim bunu. Bense onun benimle vakit geçirmek istemediğini düşündüm hep. Oysa o, “Hadi evde güzel bir film izleyelim, baş başa kalalım.” derdi. Sonra bir gün, bunun söylemekten de yemeğe çıkmaktan da vazgeçti…
— Sen de başka kadınlarla gezdin, değil mi?
(Bu noktada, eğer adam, karşımda olsaydı doğrudan gözlerime bakar ve onu yargılayıp yargılamadığımı anlamaya çalışırdı. Hemen belirteyim; olayın gidişatı buydu ve ben tarafsız bir şekilde sadece gerçekleri dile getiriyordum.)
— Evet ama karımı seviyorum.
— Peki, sen onu suçluyor musun?
— Galiba evet. Yani öyleydi. Aslında hep bakımlı ve özenli bir kadındır. Ara sıra dağılır ama sonra çabucak toplar. Çok iyi bir sevgiliydi eskiden… Işıklıydı… Sonra ne oldu, ne zaman oldu bilmiyorum. Ne, nasıl değişti… Ama bugün ışığı iyice sönmüş gibiydi; o içten gelen ateşi küle dönmüş gibiydi; içi dışına yansımıştı. Yüzünde daha önce olmayan çizgiler belirmişti sanki ve hepsi bir günde olmuştu.
— Ahh… Emin ol, bir günde olmamıştır. Hiç onun yanında oturup saatlerce tek kelime etmeden elini tuttun mu?
— Hayır…
— Ona özel günler dışında çiçek aldın mı?
— Yok…
— Ne kadar güzel olduğunu söyler miydin?
— O çok güzel bir kadın ve bunun farkında. Buna gerek olduğunu düşünmedim.
— Ah ya…
— Evet, şimdi böyle kelimeler ortaya dökülünce… Anladım.
— Sen de hüzünlüsün…
— Neyi farklı yapabileceğimi gördüm ilk kez…
— Belki de sen de tam olarak kim olduğunu bilmiyordun.
— Olabilir.
— Şimdi ne yapacaksın?
— İçimden ona bir çiçek almak geliyor ve hemen onun yanına dönmek… Gözlerinin içine bakmak, elini tutup saatlerce yanında oturmak…
Adam, beni görebilseydi gözlerimden mutlu damlalar aktığını görecekti ve ben de onu görebilseydim onun gözlerinin dolduğunu görecektim ama duyguları görmek gerekmez, hissetmek yeter… Suçlamayı, yargılamayı bıraktığımızda geriye yalnızca saf sevgi kalır…
“Teşekkür ederim.” dedi adam.
— Sen kendin geldin, kendine teşekkür et.
— Sabah kahvenin keyfini bozmadım umarım.
— Yo, kalemimi elime almayı ben istedim ama sanırım seni o buldu.
— Henüz bu kadarını anlamıyorum. Nasıl oldu bu?
— Ben de bilmiyorum, hiçbir zaman bilmem zaten.
— İlginç, tuhaf birisin sen. Belki bir daha gelirim.
— Olur tabii.
— Şimdi çiçek almaya gidiyorum.
— Güle güle…
— Hoşça kal…
Sevgiyle…
***














































