DENEME
Giriş Tarihi : 02-11-2022 21:45

Kimsesizler Mezarlığı

Yazan: Faik Öcal - KİMSESİZLER MEZARLIĞI

Kimsesizler Mezarlığı

KİMSESİZLER MEZARLIĞI 

Göz bebeklerime doğuyor güneş, sen görmüyorsun, kendi halinde bir başka yolculuk düşü kuruyorsun. 

Kalbim bebek kundağında durmuyor, içimdeki nehirler göğüs kafesimden taşıyor, sen bilmiyorsun. 

Başımda başka dünyaların kıyameti kopuyor, deli deli kavak yelleri esiyor, sen duymuyorsun.

Şehir eski yalnızlığında, insanlarım ölümü soluyor sadece. Adeta bir ölüm çukurunda gözünü açmış herkes. Ölüm çukurunda soluyup durmuşlar, şimdi de ölüm çukurunun son demlerini yaşıyorlar. Hayatı 
bekleyen yok. 

Hayat hiç olmamış gibi. Hayat, tabircisini öldüren rüya hükmünde… İki ayrı diyarın sürgünü olmuş, rüya ve tabircisi. 

Rüyalar ölüme meydan okurken, tabirciler ölüme methiyeler dizmekle meşgul. Tek meşgaleleri, tek varoluş sebepleri buymuş gibi. 

Adresler karışık. Herkes bir başkasının evinde gözlerini açıyor hayata, herkes bir başkasının evinde ölümü bekliyor. Kimse ait olması gereken yerde değil. Diller birbirine karışmış. Herkes kendi yalnızlığında, kendi kayıp olmuşluğunda hayat ve ölüm alfabesini oluşturmuş. 

Kimse kimseye inanmıyor, kimse kimseye güvenmiyor. Anne evladında kendini yitiriyor, evlat annesinde kendi canına kıyıyor. Her evde bir ölüm hücresi bekliyor. Ölüm hücreleri üzerinde komşuluk ilişkileri yürütülüyor.

Kimlikler yitik. Kimsesizlik herkesin ortak kimliği olmuş. Kimsesizlik, bütün yitimlerin ortak adı olmuş. Kimsesizlik, dünya sürgünlüğün künyesi olmuş. 

Bir başkasının kimsesizliğine tutunup ayakta kalabiliyorum. Bir başkasının yalnızlığında kim olduğumu anlamlandırıp kimliğimi oluşturabiliyorum. Bir başkasının kimsesizler mezarlığına uğradığımda kendimi tanıyabilirim. Her ömrün cümle kapısından aynı sözler yazılmış: Kimsesizler Mezarlığı.

Kimsesizler Mezarlığı’nın asıl sahibi ve kadimi müdavimi ise çilekeş anneler. 

Bilhassa da evlatlarının kalbinden kovulmuş, kapı dışarı edilmiş anneler. Bütün kıbleler yalnızlığa çalıyor. Kimsesizler Mezarlığı bir başka yalnızlık çalıyor. Ben kimin hikâyesinden çıkıp geldim, hiç bilmiyorum. Ay doğmuyor karanlık gecelerime, güneş ısıtmıyor içimin çorak coğrafyasını. Kimsesiz annem nerede? Bilemiyorum.

Balta ile çıkıyorum yola. Kırılıyor ayaklarımın altındaki bütün cam-haneler. Her hücremde bir başka tutsağım. Balta ile çiziyorum yollarımı. Paramparça oluyor yol tabelaları, hiç okunmuyor yol işaretleri. Her hanemde bir başka yitimim. Balta ile kaderimi yazıyorum. 

Ayaklanıyor alnıma çatılmış darağaçları. Her nazarımda bir başka yetimliğim. 

Sonsuzluğa uçmuyor artık göğümdeki göçmen kuşlar. Tarifsiz ve ıssız bir kederle uçuyorlar göçmen kuşlarım, hiç var olmamış gibi. Sonsuzluktan haber getirmeyen göçmen kuşlarıma ısmarlıyorum bütün yarınlarımı. Yani ben hiç olmadım, hiç ölmedim, hiç değişmedim, hiç sevmedim, sevilmedim. 

İnsanı sabaha taşıyan gece düşleriymiş. Geç anladım, güç anladım. Gece düşlerimi kurumuş bir nehir yatağında bırakalı çok oldu, aradan asırlar geçti. Bu yüzden her yüzün delik deşik coğrafyasında buluyorum kendimi. Hep bir başkasının ayaklarıyla yürüyorum, bir başkasının nehir yatağında buluyorum kendimi, bir başkasının elleriyle öldürüyorum kendimi. Ne kimse yaşadığıma şahitlik edecek ne de kimse nasıl öldüğümü bilecek.

Yağmur bulutları dolanmış yine ayaklarıma. Gözlerim salkım saçak. Birazdan tufan kopacak, birazdan kıyamet yürüyecek, birazdan atlar rüyalarında fırlayacak, ben yollara süreceğim yüzümü. Yolcu duam dökülecek dudaklarımdan gayri ihtiyari: Yoldan geldim, yola döneceğim. Beni yolundan çıkarma Allah’ım. Beni başkasının yolunda yitirmekten koru. Kendi yolumda doğduğum, kendi yolumda ölmek isterim. Gözlerimin bir yol ağzında açtım gecenin bir vakti, bir yol uzağında sessizce ve bir başıma çekip gitmeyi nasip eyle. 

Kalbimi yolları bekleyen köpekler yesin, ciğerlerimi beni yeni güne uğurlayan sabah kuşları yesin. Tarumar olmuş göğüs kafesimi mesken tutan baykuşlara selam olsun. Doluşsun göz çukurlarıma yılanlar. Olsun, gam değil. Yeter ki sabah güneşi doğsun gözbebeklerime, sabah güneşi ile çıkayım yola. 

Yeter ki yolculuğumda bir başkasının gölgesi olmasın, bir başkasının sesi yankılanmasın, bir başkası ile yollarımız kesişmesin. Yalnız çıktığım yolculuğumu, yalnız bitireyim. Bes, kendimi Kimsesizler Mezarlığı’nda annemin mezarının başucunda bulayım.

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi