KİMDİR ALLAH'A GERÇEK KUL
Bir kasabada kendine özgü bir Hasan Amca vardı. Ona bazen gülerlerdi, bazısı da gıptayla bakardı. Kendine özgü bir hayatı vardı. Elinden hemen hemen her iş gelirdi.
Bir gün yine Hasan Amca kendi halinde, dolaşıyordu. Tarlada bir çift gördü. Hamile olan Hatice, kocası Ali'ye yardım için tarlaya gelmiş, birlikte çalışıyorlardı. Hasan amca bunları görünce, hemen yönünü onlara doğru döndü ve yanlarına vardı.
"Kolay gelsin Ali kardeşim." dedi.
Hoş beş ettiler.
"Neden hanımını tarlaya getirdin?" dedi Hasan amca. "Kızımız hamile, Allah korusun." dedi.
Ali; "Hasan Emmi, o küçük şeylerle uğraşıyor. Ben tarlayı biçiyorum. O kadar gücümüz yok ki. İnsan çalıştırıp, para verecek halde değiliz." dedi.
"İyi de evladım, bana desen, gelir yardım ederdim. Ben bir şey beklemem. Siz günlük ne yerseniz, beni davet ederseniz bir iki kaşık alırdım. Biz hâlâ insanız, yaşıyoruz. İnsanlık öldü mü?"
Ali iyice sıkılır hanımı tarlaya getirdiği için.
Hasan Amca; "Hadi kızım sen eve git, evde dinlen. Kendini yorma. Evine bak. Ben Ali'ye yardım ederim. İki güne kalmaz bitiririz" dedi. Hatice'yi eve gönderdi.
Gün ikindi olmuştu. Dinlenme molası verdiler. Bakraçta sabahtan kalma biraz yoğurt biraz da ekmek vardı. Mola verdiklerinde Hasan Amca Ali'ye; "Bir şey anlatayım da dinle!" dedi.
“Nasıl olsa beraberiz, hallederiz. Tarlanın hasadı bereketli olsun." dedi.
Hasan Emmi; "Çok eskilerde bir çoban vardı. Çok bir şey bilmezdi dini bilgilerden. Ama diline dolaşmış;
'Allah'ım sen beni bilirsin, Allah'ım sen beni iyi bilirsin' ve birkaç duayla ibadetini elden bırakmazdı.
Dedim ya çoban öyle zengin değil, gözü yükseklerde hiç değil. Gün gelmiş bizim çobanın anneciği hasta olmuş. Annesini bakacak kimsesi yokmuş. O da sabah annesinin bakımını yapar gidermiş. Öğlen olmadan eve koşar, annesinin ihtiyaçlarını karşılar, tekrar koşar sürünün başına gidermiş. Bildiği duaları eder, hayvanlarla günü geçirip akşamı edermiş. Bu hep böyle devam etmiş.
Bir gün, bir rüya gördüm. Çobanın yanına uğradım. "Seni rüyamda gördüm. Sen ne iş yaparsın?" dedim.
"Benim bir mesleğim yok. Bir çobanım" dedi.
"Onu biliyorum başka ne yaparsın hiç?" dedim.
"Hiççç" dedi...
Vedalaşıp ayrıldım. Gece yattım, aynı rüyayı gördüm. Üç gün üst üste aynı rüyayı gördüm.
Yine gittim çobanın yanına. Bir şey sormadım. O beni görmedi. Uzaktan seyrettim. Sabahtan akşama, tam üç defa, eve geldi, gitti. Merak ettim.
Bir gün sordum. "Hem sürüyü otlatıyorsun hem eve gidip geliyorsun. Nedir bu?" dedim. "Öylesine" dedi, söylemedi.
Ben biraz daha üsteledim.
"Benim yaşlı bir anneciğim var. Eli ayağı tutmaz. Yıllardır anneme hizmet etmeye çalışırım elimden geldiğince." dedi çoban.
Çoban Ahmet'e sarıldım. "Ne mutlu sana" dedim; "Peki eşin ne diyor?"
Çoban Ahmet; "Hiç evlenmedim anneme yanlış yaparım diye. Kendimi anneme adadım." dedi.
Öylece bakakaldım.
Ali iyice meraklandı; “Eee Hasan Emmi! Rüyanda ne gördün de bunca meraktan sonra gittin, o çobanı buldun?"
"Öyle bir rüyaydı, hiç sorma. Allah bize de nasip etse..." dedi Hasan Emmi.
"Kocaman, güzel bir bahçe vardı. O bahçede çoban Ahmet ve Peygamberimiz sohbet ediyordu. Ahmet'in sırtını sıvazladı Peygamberimiz, daha ne olsun. Kendimden şüphe ettim. Hani bizde insanlık, hani düşkünü kaldırmak. Yaşlıya iyilik etmek."
Ali; "Hasan Emmi senin annen baban yok mu?" deyince; "Annem, babam savaşta ölmüşler. Ben öyle orada burada büyüdüm. Sonrada Allah'a kul olmaya çalışıyorum." der Hasan Emmi..
Ali; "Bu güzel hadiseden sonra bugün çalışmak istemiyorum." der.
"Çalışmadan olmaz evlat. Bunlar olmalı. Bunlar bizi adam eder. İşten soğutmaz."
"Yok Hasan Emmi, ben işten değil, dünyadan soğudum. Ben hâlâ Allah'a kul olamamışım. Onu sorgularım." der Ali..
"Bilemezsin kimdir Allah'a tam, gönülden bağlı bir kul, bilemeyiz.
Kimin duası ne zaman nerede kabul olur belli olmaz. Biz gönlümüzü yine de Allah'a tam tutalım." der Hasan Emmi.
Editör: Ümmügülsüm Hasyıldırım















































