İLHAMİ BEKİR TEZ
(1906 – 29.03.1984)
Şehir, üzerime doğru katlanan bir kâğıt gibi içimi daraltırken ben İlhami Bekir; sırtında eski bir ceketle koca bir asrı taşıyan ama ayakları toprağa değdiğinde ağırlığı sıfırlanan o adam. Artık var olmayan bir sokağın eşiğinde durduğumda cebimde sadece bir mısra ve yarım bir ekmek vardı.
İnsanlar varlıklara tutunuyordu; bense varlıkların benden kurtulduğu o büyük boşluğa.
Yürürken bastığım parke taşları üzerinde her adımım bir harfe, her duraksamam bir noktaya dönüşüyordu. Ayakkabılarımın eskidiği o keskin sınırda, ruhumun yeni yollar icat ettiğini hissediyordum. Bir dostum sormuştu: "İlhami, neden hep rüzgâra karşı yürüyorsun?" Ona rüzgârın bir heykeltıraş gibi insanı fazlalıklarından arındırdığını, üzerimizdeki gereksiz sıfatları soyup atan tek kuvvet olduğunu söyleyemedim. Sadece gülümsedim.
Yazmak, benim için bir şehri yeniden kurmaktır ama binaları beton duvarlardan değil, ihtimallerden yapılan bir şehir. Bir defasında bir dükkân camına yansıyan siluetime baktım. Orada gördüğüm şey tek bir "ben" değildi. O camda, binlerce fabrikadan çıkan dumanı, sabahın köründe yola düşen işçileri ve hiçbir kitaba girmemiş o adsız kederleri gördüm.
Görüntüm parçalandı; bir ayna kırıldı ve binlerce İlhami Bekir sokağa dağıldı. Biri, fabrika bacalarının isini şiire dönüştüren o inatçı gölgeydi. Diğeri, Balıkpazarı’nda bir kadeh rakının içinde dünyayı seyreden o asude zihin. Bir diğeri ise hiç yazılmamış bir romanın, sokaklarda başıboş gezen o yetim kahramanı. Ben, bu kurgunun hem kurucusu hem de içinde kaybolan o küçük noktayım.
Ayakkabılarım delik olabilir ancak bastığım her yer harflerden örülmüş devasa bir atlasa dönüşüyor. Eğer yolun bir gün benim sokağıma düşerse yere bakma; gökyüzündeki o görünmez satır aralarını oku. Gerçek hayat, o boşluklarda seni bulacaktır.
HAYATI
İlhami Bekir Tez, 1906 yılında Trablusgarp’ta doğdu. Babasının şehit düşmesi üzerine annesiyle birlikte İstanbul’a yerleşti. Eğitimine Kuleli Askeri İdadisi’nde başladı ancak askerlik mesleğine uyum sağlayamadığı için ayrıldı. Önce İstanbul Öğretmen Okulu’nu, ardından Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. Meslek hayatı boyunca çeşitli ortaokul ve liselerde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yaptı.
Bu süreçte Muhsine Hanım ile evlendi. Bu evlilikten Tekin adında bir oğlu dünyaya geldi. Şairin aile hayatı, kendisinin bohem yaşam tarzı ve toplumcu mücadeleye olan düşkünlüğü nedeniyle zaman zaman maddi zorluklar ve ayrılıklarla şekillendi.
Edebi kariyerine 1920’li yıllarda başlayan İlhami Bekir, özellikle Nazım Hikmet ile kurduğu yakın dostluğun etkisiyle toplumcu gerçekçi şiirin öncülerinden biri oldu. 1929’da yayımlanan ve işçi sınıfını konu alan "24 Saat" adlı kitabı, bu alandaki ilk önemli eserlerden biri kabul edildi.
Şiirin yanı sıra roman ve deneme türlerinde de kalem oynattı. Emeklilik yıllarında vaktinin büyük kısmını kendi kurduğu marangozluk atölyesinde geçirdi. Edebiyatı bir zanaat gibi gören sanatçı, 24 Mart 1984 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetti.
ARDINDAN
İlhami Bekir Tez’in vefatının ardından edebiyat dünyasında yankı bulan bazı önemli ifadeler ve değerlendirmeler şunlardır:
Vasiyeti ve Badem Dalları: Şairin "İstemem toprağa gömüldüğümü / Yakın beni ve savurun külümü / Baharda badem ağaçlarının üstüne" dizeleri vasiyeti olarak kabul edilmiştir. Yasal olarak küllerinin savurulması mümkün olmasa da cenazesinde dostları tarafından tabutuna ve mezarına çiçek açmış badem dalları bırakılarak hatırası onurlandırılmıştır.
Hüseyin Haydar: Şairin cenaze töreninde mezarı başında konuşma yapmış ve İlhami Bekir’in vasiyet niteliğindeki "Unuttum" şiirinden dizeler okuyarak onu uğurlamıştır.
Refik Durbaş: İlhami Bekir’in ardından en kapsamlı anma yazılarını kaleme alan isimlerden biridir. Onu "Cumhuriyet şiirinin en yalnız ve en onurlu şövalyelerinden biri" olarak tanımlamış; mütevazı ve bohem yaşamına rağmen edebiyattaki öncü rolüne dikkat çekmiştir.
Tuna Baltacıoğlu: Şairin kendine has kişiliğini vurgulayarak dışarıdan bakıldığında sert ama iç dünyasında son derece yumuşak, sevecen ve sıcak bir insan olduğunu belirtmiştir.
Toplumcu Gerçekçiliğin "Gizli" Devrimcisi: Pek çok edebiyat eleştirmeni, onun Nazım Hikmet ile birlikte serbest şiirin ve toplumcu gerçekçiliğin temellerini atan, ancak popülerlik peşinde koşmadığı için hak ettiği ünü hayatı boyunca aramayan "mağrur" bir sanatçı olduğu görüşünde birleşmiştir. Hayatının son dönemini huzurevinde geçirmesi ve orada vefat etmesi, dönemin basınında edebiyatçıların yaşadığı yalnızlık ve vefasızlık tartışmalarını da beraberinde getirmiştir.
ESERLERİ
Şiir: Birinci Seans (1956), İskambil (1956), En Güzel Şarkı (1960), Küba (1962), Papaz Haluk (1962), İşte Hürriyet (1968), Şiirler (1971), Altın Destan Mustafa Kemal (1973), Yetmiş Yaşın Melankolisi (1975), Unuttum (1979)
Deneme: Küba ve Bir Şairin Mektupları (1962)
Roman: Taşlıtarla’daki ev, Herhangi Bir Roman
KAYNAKÇA
• TDV İslâm Ansiklopedisi - İlhami Bekir Tez
• Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü - İlhami Bekir Tez
• Atatürk Kültür Merkezi - Türk Edebiyatı Eserler Sözlüğü
• Cumhuriyet Arşivi - İlhami Bekir Vefat Haberi
***











































