DENEME
Giriş Tarihi : 14-09-2025 22:41   Güncelleme : 15-09-2025 06:40

Hünkâr Kasrı / Nevin Bahtışen

Yazan: Nevin Bahtışen -HÜNKÂR KASRI

Hünkâr Kasrı / Nevin Bahtışen

HÜNKÂR KASRI

Hünkâr Kasrı’nın kapısından bir gizemin peşine takıp seni her odayı her bölmeyi dolaştırmak istediğini anlıyorsunuz.

Koridora girince bordo bir halının uzandığını ve sessiz bir yol gösterici olduğunu anlıyorsunuz. Sağ taraftaki odanın açık kapısında efsunlu rengin içeri dolduğunu görebiliyorsunuz. 

Bir anda en son ne zaman nefes aldığınızı unutuyorsunuz.

Dışarısıyla araya giren vitraylı camlar, olan nefesinizi alıp dışarıya üfleyiveriyor.

Yüksekçe minderler çevrelemiş pencere kenarlarını zamanın dokusunu korurken soluk rengi yüzyılların işlevselliğini anlatıyordu.

Bedenini ayırsan sanki bir parça ruhun bu gizemin içine gizlice süzülüveriyordu.

Diğer bir oda, başka anıların meydan okuduğu…

Ortada döküm mü kesin olarak ne olduğunu anlayamadığım paşa mangalı dimdik ayakta duruyordu.  

Isınmak için kullanılmış olabilir, belki kahve pişirilmiştir. Yıllar araya girmiş zamanın belirsizliğinde gizemli şekilde bize bakıyordu.

Duvara yakın tarafta bütün zamanlara dua eder gibi bir rahle duruyordu. Kabul edilen dileklerimizin hafifliğiyle devam ettim.

Holde ilerlemek için adım attığımda kaç tane sedef kakmalı kapı geçmiştim; özgürlüğü anımsatan rengiyle çini kaplı duvar boyunca yürüdüm.

Rengârenk vitraylı pencereye çiniler iç geçirerek bakıyor, bir güvercin olup pencere kenarına konmak istiyordu. Mavi beyaz rengini biraz canlandırmak biraz hasbihâl etmekti amacı.

Bir sesle irkildim.

Çığırtkan satıcı sesleri ve şerbet satıcısının sesi ayyuka çıkıyordu. Nereye çekilip sürüklenmiştim? 1665 yıllarında ne işim var? En kalabalık yerlerinden biri olsa da çok dingin ve hâlâ doğallığını koruyordu. Eminönü’nde Yeni Cami’nin Marmara Denizi ile selamlaşma seronomisi bitmiş, kulakları sağır eden sesleri sükuta davet ediyordu. Ezan sesi özgürlüğe kavuşmuş maviliğe doğru süzülüyordu. Herkes bu çağrıya uymuş, iş güç bir süreliğine dinlenmeye bırakılmıştı. Cuma namazı olduğu için diğer günlere göre daha kalabalık. Herkes, ibadetini yapmanın telaşıyla külliyeden içeriye süzülüyordu.

Ben bunun ne olduğunu anlamadan, at nallarının şakırtısı Hünkâr Kasrını ele geçirmek ister gibi etrafını sarmıştı.

Kapıdan hışırtılı bir ses giriverdi. Kaftanın haşmeti salınırken, çinilerin özgürlüğünü ele geçirmiş ve yüzündeki mavilik soluvermişti. Bir yüzü tokatlar gibi sürterek geçen kaftanın etekleri yerlere kadar uzanmıştı. 

Bu sese her ne kadar alışık olsalar da her seferinde hazır olda duruyorlar gibi boydan boya tavana kadar yaslanmıştı çiniler.

Holü ara ara bölmek isteyen altın yaldızlı ve kırmızının işlemeye dönüştüğü ince zarif kemerler vardı. Dünya Ağacı gibi mavi atmosferi geçip Tanrı katına ulaşmıştı.

Altın rengi ile bayrak kırmızısı yan yana omuz omuza vermişler mavi göklerde özgürlüğe kavuşmuştu.

Sadeliği anlatan siyah kavuk, bütün otoritesiyle omuzlarına kadar inmişti. Sağa sola emirler yağdırırcasına herkes geldiğini anlamış ve kenarda başları önde dizilmişti. Uhrevi bir dünyaya açılıvermişti kapı. Yüksekçe mindere bağdaş kurup oturan padişahın kaftanı etrafında bir gelincik çiçeği gibi açılıvermişti.

Arkadaşımın sesiyle kendime gelmiştim. “Hayırdır? Seni gören de padişahla karşılaştığını düşünecek. Nasıl biriydi?” diyerek gülümsedi.

Kendisinin de benzeri şeylerin yaşadığı belli oluyordu, arkadaşına göz kırptı.

Mabet gibi duran kolonlarla kemerler, Tanrı katına kurulu merdiven olmuş her rengi ayrı bir hayal dünyasına açılan kapıydı.

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

Editör: Nüzhet Ünlüer

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi