GECEYİ TERSİNDEN OKUYAN KUŞ
Gece, kendi ismini unuttu önce.
İsimsiz bir karanlık, duvarlara sürüne sürüne
Bir gölgenin içinden doğurdu ikinci gölgesini.
Bir kuş uçtu sonra
Kanadı yoktu, çünkü kanatlarını düşünmek onu yoruyordu.
Göğün gerilmiş derisinde
Kendi sessizliğine yuva arıyordu.
Derin bir rüzgâr içini dışına çevirdi:
Rüzgâr değil,
Düşün son harfini taşıyan bir fısıltının
Yorulmuş nefesiydi belki.
Bir çocuk belirdi o sırada,
Yüzü olmayan bir yüzün hafızasıyla…
Elinde kırılmış bir zaman
Akarak yere “henüz” şeklinde bir leke bıraktı.
Aynalar birbirini tanımadı bu gece.
Biri, içindeki boşluğu büyütüp
Büyük bir suskunluk yarasına dönüştürdü;
Diğeri, otoportresini unutan bir ruhun
Kendine dönmekten vazgeçmiş adımlarıydı.
Gökyüzü bir süre nefes almayı unuttu.
Yıldızlar, kendi ölümlerini dinlerken
Küçük bir kar tanesi evrenin sırrını çaldı
Ve hiçbir yerde eriyemediği için
Sonsuza dek çocuk kaldı.
Ben mi?
Ben yalnızca bir sesin içinden geçiyordum.
Ses dediğim de benim değildi zaten
Sanki başka birinin sustuğu yerin yankısı
Yanlışlıkla içime çarpmıştı.
Ve gece, sonunda
Yazılmamış bir kelimenin omzuna yaslanarak
Kendi doğumunu geciktirdi.
***














































