ANI
Giriş Tarihi : 27-01-2026 00:23   Güncelleme : 27-01-2026 04:05

Eski Van’da Çocuklara Ad Koyma / Ümit Kayacelebi

Yazan: Ümit Kayacelebi -ESKİ VAN’DA ÇOCUKLARA AD KOYMA

Eski Van’da Çocuklara Ad Koyma / Ümit Kayacelebi

ESKİ VAN’DA ÇOCUKLARA AD KOYMA

Van'da çocuk doğar doğmaz isimsiz kalmasın diye hemen o anda asıl ismi takılıncaya kadar bir isim bırakılırdı. Buna çoğu yöremizde olduğu gibi bizim yöremizde de “Göbek Adı” denirdi. 
Bu adı en çok da doğum esnasında orada bulunan aile büyüklerinden birisi veya yakınları bırakırdı. Hatta o yıllarda doğum olayı şimdiki gibi hastanede gerçekleşmediği için bazen zor ve zahmetli olabiliyordu.

Bu yüzden tecrübeli ebeler evvel emirde eve çağrılırdı. Olmazsa bir başka ebeye yönlendirilirdi. Mesela o yıllarda usta ebeler doğuma gittiklerinde risk gördükleri zaman doğum yapacak hastayı hastaneye götürürlerdi, hem de başında durarak beklerler ve doğum olduktan sonra gönül rahatlığıyla giderlerdi.

Onun için o yıllarda ebelere saygı ziyadesiyle fazla olduğundan, birçok zaman göbek adını ebeler de bırakırdı ve bundan da hiç kimse rahatsızlık duymazdı. O çocuk büyüdüğü zaman “İşte, senin eben de falanca ebeydi.” diye bildikten sonra o kişi yaşadığı sürece ebesine saygıda kusur etmez ve bir akraba gibi telakki edilirdi.

Eski yıllarda doğum ameliyesi şimdiki gibi hastanelerde olmadığından, bu işi hastane ebelerinin dışında tecrübeli hanımlar üstlenirlerdi.

Ancak, sıkıntı yaşanan durumlarda hastaneye gidilirdi. Bu nedenle o zamanki ebe dediğimiz hanımlar da âdeta dünyaya getirdikleri çocukların bir annesi gibi yaşadığı sürece o aile nezdinde saygı görürlerdi.

Bazen de bu işin ceremesini çeken “ev ebesi” dediğimiz kişilere yaptıkları iş ve çektikleri sıkıntı dolayısıyla “Çocuğun göbek adını sen koy.” diye teklifte de bulunulurdu.

 “Çocuğu ben doğurdum, isim koyma hakkı benimdir.” diye annenin öne çıkması söz konusu bile olmazdı.

Hatta bazen bu isim koyma işi, değil aile içerisinden birisine, yöredeki bir âlime, bir ulu kişiye bile tevdi edilirdi. Bu iş fazla sürüncemeye bırakılmaz, azami üç gün içerisinde mutlaka tamamlanırdı. Şimdiki gibi günlerce bekleyeyim, hiç kimsenin bırakmadığı bir isim olsun düşüncesi kimsenin aklından bile geçmezdi.

Bu itibarla ad seçiminde azami dikkat ve önem sarf edilir, evvel emirde oğlan olduğu takdirde Allahın sıfatlarından olan bir isim (Abdurrahman, Abdurrahim, Abdulkadir, Ebdulcebbar, Abdussamet gibi) Peygamber Efendimizin isimlerinden birisi; Ahmed, Mehmed ya da Mustafa konulurdu.

Veyahut Peygamberimizin dedesinin, amcalarının, dört halifenin, daha sonra peygamber isimleri, evliya isimleri bırakılması ehemmiyet arz ederdi.

Bazen de çocuğun anne veya babasının adları ya da dedelerinin isimleri bırakılarak, ölen büyüklerin hatıralarının ve isimlerinin yaşatılması düşünülürdü. En çok da o kıymetli aile büyüklerinin aziz hatıralarının yaşatılması için nine, dede, baba ve annelerinin isimlerinin bırakılmasına özen gösterilirdi. Bazen de herkesin gönlü hoş olsun diye çocuğa bulunan ismin yanı sıra bir aile büyüğünün ismi de ikinci isim olarak yazdırılırdı. Dikkat ederseniz sizden evvel dünyaya gelen dedelerinizin ve babalarınızın hep iki isimli olduğu görülür.

Kadınlarda çifte isme pek rastlanmazdı. Hatta göbek adı, iki isim yetmez gibi bir de başka isim de takılırdı çocuğa.

Veya tarihe meraklı bir kişi ise geçmişte yaşamış Türk kahramanlarının isimleri öne çıkardı. Çocuğun güçlü olmasını arzu ettiğiniz zaman Aslan; sağlam olmasını istedikleri zaman Kaya; yumuşak huylu olmasını istedikleri zaman da Nayif ismi çocuğa verilirdi. Tarihe meraklı olanlar geçmişte hep çocuklarına, Yavuz, Fatih, Murat, Süleyman gibi isimler bırakmışlardır.

Netice olarak, Müslüman bir toplumun mensubu olmak hasebiyle isim sahibi ile özleşeceği kanaatiyle isim bırakma çok önemliydi.

Doğan çocuk oğlan değil de kız olduğu takdirde de isim verme önceliği yine hiç değişmezdi. Yine yukarıda saydığımız sıralama ile verilirdi. Bu Kez Peygamberimizin, annesinin, eşlerinin, kızlarının, torunlarının, tahtta yer almış ünlü hanımların isimleri çocuğa ad olarak verilirdi. Kız çocukları nazik ve nazenin olmaları hasebiyle güzel çiçeklerin isimleri de çocuğa verilirdi. Lale, Sümbül, Gül, Çiğdem, Gonca gibi) Bazen de eğer ard arda kız çocuğu olmuşsa Nadide, Cahide, Güzide, Bedide, Sacide gibi anne ve babaların kafiyeli isimleri olan çocuklarda olurdu.

İsim verme törenine gelince, yine dini esas ve kaidelere göre yapılırdı. Ne koyulacağı tespit edildikten sonra ismi çocuğa verecek kişi bir güzelce abdestlenir (hatta orada bulunanlar da abdestli olurlardı.), Besmele ile kundaklı bebeği beşiğinden kucağına alır, yüzünü kıbleye dönerdi.

Seccadenin üzerinde yüzü örtülü çocuğun başını sağa çevirerek, önce sağ kulağına Ezan-ı    Muhammedi’yi okurdu. Sonra sol kulağına da kamet getirir ve çocuğa, senin adı bundan sonra bir ömür boyu Ahmet olsun veyahut Ayşe olsun, isminle yaşa hayırlı yaşa, der ve böylece çocuğun ismi bırakılmış olurdu.

Bu isim bırakma merasimi yukarıda da belirttiğim gibi aile büyüklerinden birisi veya bir mübarek zat da yapabilirdi. Bunlar bir cami hocası, müezzin, âlim veyahut güzel sesli birisi de olabilirdi. Bu merasimin, çok az da olsa sabah ezanı okunup namazı eda edildikten sonra güneş doğmadan evvel yapıldığını söyleyenler de vardır.

Köylerdeki göbek ismi bırakma ve ad takma işlemi de hemen hemen şehirdeki usuller gibiydi. Yalnız, köylerde çocuk dünyaya geldiği zaman bırakılan isimler daha çok küçük bir muhit olması dolayısıyla köy imamı veyahut köyde yaşayan bir şeyh varsa ona tevdi edilirdi nezaketen.

O olmasa aile büyükleri ad koyarlardı. Köyde doğan çocukların çok büyük bölümü Allah’ın sıfatlarını, Peygamberimizin ismini, anasının, babasının, dedelerinin amcalarının, torunlarının, dört halifenin, peygamberlerin, evliyaların, dini şahsiyetlerin ve hatta o yörede bulunan yatırlardaki dini şahsiyetlerin isimler verilirdi.

Köylerde çocuğa ad verme işi daha sade bir şekilde olurdu. Doğumdan sonra köyün hocası veya imamı davet edilir ve çocuğun kulağına ezan okunup ad konulması sağlanırdı. Adı koyacak kişinin köyde bulunmaması halinde komşu köylerden çağrılan bir hoca veya imam bu işi yapardı. Tabii bu kişiye hediye verilmesi de unutulmazdı.

***


Editör: Neşe Kazan

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi