BİYOGRAFİ
Giriş Tarihi : 27-02-2025 15:04   Güncelleme : 27-02-2025 17:08

Cem Sultan / Nüzhet Ünlüer

Hazırlayan: Nüzhet Ünlüer -CEM SULTAN

Cem Sultan / Nüzhet Ünlüer

CEM SULTAN

Cem Sultan, tahtın kendi hakkı olduğu iddiası ve inancıyla ağabeyi Bayezıd'la defalarca karşı karşıya gelmiş olsa da başarılı olamaz. Bu iddiasını da, kendisinin Fatih'in padişah olduğu dönemde doğduğuna oysa ağabeyi Bayezıd'ın, babası Fatih Sultan Mehmet daha şehzadeyken dünyaya geldiğine ve bu sebeple de saltanatın kendi hakkı olduğuna dayandırıyordu.

Cem Sultan'ın Osmanlı topraklarında başlayıp Mısır'a uzanan mücadelesi, oradan Rodos şövalyelerine sığınmasıyla Avrupa devletleri arasında esir olarak savruluşunun başlangıcı olur. Avrupalılar onu, ağabeyi Bayezıd'a karşı koz olarak kullandığından, Cem Sultan için sözde misafir ama özde esir hayatı acılarla doludur.

Aslında amacı, zaman zaman Doğu Akdeniz'de korsanlık da yapan Rodos şövalyelerinin yardımıyla Macaristan'a gidebilmektir. Köprü vazifesi görecek Macaristan üzerinden Rumeli'ye geçip Bayezıd'la savaşına kaldığı yerden devam etmeyi düşünür. Kendisine her türlü teminatı veren şövalyeler sözlerinde durmayınca tuzağa düşürüldüğünü anlayan Cem Sultan, hüzünlü hayat hikâyesiyle tarihteki yerini işte böyle alır.

Hayatı, Avrupa devletleri ve Osmanlı arasında bitmez tükenmez pazarlıkların öznesi olan Cem Sultan, Fatih Sultan Mehmet'in en küçük oğlu olarak 1459'da Edirne Yeni Saray'da doğar. Her şehzadeye uygulanan sıkı bir saray terbiyesi ve eğitiminden geçtikten sonra devlet idaresine hazırlanır. Zamanın saray kuralları gereği şehzadeler, vakti gelince emektar vezir lalasıyla beraber Anadolu'ya gönderilip Kastamonu, Manisa, Bursa ve Karaman sancaklarından birinin başına geçerdi.

Cem Sultan da annesi Çiçek Hatun'la birlikte dört yıl kalacağı Kastamonu sancağına gönderilir ve aynı zamanda orada ilim ve edebiyatla ilgilenmeye başlar. Bu arada doğudaki siyasi problemlerle uğraşan Fatih, Uzun Hasan üzerine Doğu seferine çıkar. Fatih'ten uzun müddet haber alınamayınca babasının mağlup olduğunu düşünen Cem Sultan, etrafındakilerin de etkisiyle İstanbul'a gelip saraya yerleşir.

Sanılanın aksine seferden zaferle dönen Fatih Sultan Mehmet, Cem Sultan'ın İstanbul'da sarayda olmasından memnun olmaz. Canını bağışlasa da etrafındakileri öldürtüp O'nu da Karaman'a gönderir.

O sırada on beş yaşında olan Cem Sultan İstanbul'a bir daha dönemez. Karaman'da yaklaşık altı sene kalır. Çevresi ilim ve şiirle uğraşan kişilerden oluştuğu için adeta bir okul işlevi görür, kendisi de coğrafya ve astronomi tahsili yapıp ilk şiirlerini burada yazar. Babası Fatih Sultan Mehmet'in emriyle verilen çok önemli devlet görevlerini başarıyla sonuçlandırır.

İsyan çıkmasın diye Fatih'in ölümü halktan ve yeniçerilerden saklanıp, aynı anda Amasya'daki Sultan Bayezıd'a ve Karaman'daki Cem Sultan'a haberci yollanır. Karaman'a giden haberci yolda öldürülünce önce gelen Sultan Bayezıd tahtın sahibi olur ve iki kardeş arasındaki saltanat kavgası Cem Sultan'ın hazin sonuna kadar kadar devam eder.

On üç sene Avrupa'da esir olarak dolaştırılan Cem Sultan Şubat 1495'de hastalığının hızla ilerlemesi sonucu 36 yaşında vefat eder. Vasiyetine uyularak cenazesi geç de olsa yurda getirilip Bursa'da Muradiye'de defnedilir.

Ayrıntıların bundan sonrasını tarihe bırakıp hâlâ temel kaynak sayılan Ahmet Refik Altınay'ın Sultan Cem kitabını tavsiye edeyim.

Şiirlerinde yaşadığı sıkıntıları anlatan Cem Sultan'ın biri Farsça diğeri Türkçe olmak üzere iki divanı vardır. Dizelerinden birkaç örnek vererek yazımı bitireyim.

Saltanat uğruna uzun zamandan beri çarpıştığı ağabeyi Bayezıd'a gönderdiği bir haberde söyle sesleniyor:

"Sen bister-i gülde yaşasın şevk ile handan
Ben gül döşenem külhan-ı mihnette sebep ne?"

Sultan Bayezıd'ın cevabı ise şöyle:
“Çün rûz-ı ezel kısmet olurmuş bize devlet
Takdire rıza vermiyesin hale sebep ne

Haccü'l-haremeynem diye dualar edersin
Ya saltanat-ı dünya için bunca talep ne?"

Avrupa'daki esareti sırasında Fransa'nın Nice şehrine götürüldüğünde şunları yazar:

“Acayib şehr imiş bu şehr-i Nitse
Ki kalur yanına her kim n'itse"

Ve Nice'de ümitsizliğe kapılıp acı dolu günler yaşarken şöyle devam ediyor:

"Câm-ı Cem nûş eyle ey Cem bu frengistândır
 Her kulun başına yazılan gelir devrandır

Kâbetullah'a varub bir kere tavaf eylediğin
Bin Karaman, bin Acem, bin memleket-i
Osman'dır

Çok şükür Allaha kim geldik frengistana sağ,
Sağlığınca her kişi nefsinde sultandır

Fırsat sevt eyleme, ayş eyle, sür zevk ü sefâ
Kimseye bâki değil devran, bu dünya fanidir

Ayş kıl bu şehirde şehzade efreng ile
Kim begayet nâzenîn ü server-i hûbandır.

Serv-kad, sîmîn-beden, mahbûb-ı efreng
güzel 
Ay ile gün hüsnünün aşkında ser-gerdândır.

Sana bu hüsn ile ey şehzade sâgar sunduğu 
Taht-ı Çin, mülk-i Yemen, İran ile Turan'dır.

Pâdişâhlık bundan özge olamaz Şehzade
Cem,
Hatırın hoş eyle Cem iç, meclis-i rindândır

Minnet ol Allaha kul tapuna dâim hüsrevâ 
Hûblar ben oğlu bânlar lutfuna hayrandır
         .............."

Yararlanılan Kaynak:
Sultan Cem, Ahmet Refik Altınay

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi