BİR YOL HİKÂYESİ
Yollar ıslak, dışarda hafif bir yağmur yağıyor,
Arabanın radyosunda hicaz bir şarkı var.
Yeni bir şarkı...
Ruhum şarkının peşinde,
Hicranını içimde sakladığım.
“Rüzgâr suskun şimdi, eylül ağlıyor.
Bahar belki ama sonbahar derdin
Rüzgâr suskun şimdi, eylül ağlıyor
Ölsem de mutlaka dönerim derdin
Rüzgâr suskun şimdi, eylül ağlıyor...”
Anlaşılan şair sevgiliye kırgın,
Yine de yolunda bir mum yakmayı ihmal etmiyor.
Hüzünlü eylül geride kaldı.
Kasımlı günler...
Soğuk rüzgârlar eser,
Ömrüm:
Dökülecek yaprağı kalmamış.
Yine sakin yine huzurlu, ağaçlı bir yer...
Ölüm çekilmiş bir silah.
Unutmam mümkün mü seni,
Geçse de günler, mevsimler.
Geçtiğim bütün yollar,
Her şey bana seni hatırlatıyor.
Şirin bir kasabadan geçiyorum.
Kırmızı kiremitli evin bacası tütüyor.
Bir kız çocuğu elinde bakraç, avluda koşuyor.
Ardında küçük beyaz bir köpek,
Ona eşlik ediyor.
Yol boyunca ete kemiğe bürünmüş, masalsı evler.
Aslında yolum uzun olmasa
Çıkıp ıslanmak istiyorum biraz yağmurda...
Hani derim ya sana;
“Ben seni yağmur tanelerinin tenine ilk değdiği gibi seviyorum” diye...
Seni çok özledim
Ve yollardayım.
Işıl ışıl şirin bir kasaba,
İskele önü tenha.
Sular içinde yalpalayan
Yolcularını bekleyen bir vapur
Tepesinde, ıslanmış martılar.
Şemsiyesi uçacak gibi
Zor zapt ediyor, yaşlı bir kadın...
Dışarıda insanı ısıran, hatırı sayılır bir rüzgâr var.
Telaşlı yolcular,
İnsanın içini titretiyor.
Rüzgâra dayamış sırtını,
Naylon çekmiş bir simitçi tezgâhının üzerine.
Birçok ayrılıklar gördüm,
Hüzünlü vedalar,
Akıtılan gözyaşları
Ardından, yakılan sigaralar.
Bir sigara yakıyorum alelacele...
Sahi, sigarayı bırakayım diyorum da bu aralar,
Davetsiz misafir gibi gelip yüreğime oturuyorsun...
Ayrılıklar, depreşir bilirsin bu mevsimde.
Kırık bir gülümsemen yüreğimde
Gülümsemen
Yok mu o, sıcacık gülümsemen...
İğne ile asılı durur hâlâ yüreğimin üstünde.
Yollar ıslak, dışarıda hafif bir yağmur var.
Arabanın radyosunda hicaz bir şarkı var.
***















































