KİTAP ANALİZİ
Giriş Tarihi : 23-02-2026 19:21   Güncelleme : 23-02-2026 19:25

Bir Kitap: İçimdeki İstanbul Fotoğrafları - Marıo Levi / Neşe Kazan

Hazırlayan: Neşe Kazan -BİR KİTAP: İÇİMDEKİ İSTANBUL FOTOĞRAFLARI / MARIO LEVİ

Bir Kitap: İçimdeki İstanbul Fotoğrafları - Marıo Levi / Neşe Kazan

İÇİMDEKİ İSTANBUL FOTOĞRAFLARI / MARIO LEVİ

Otobiyografik bir anlatı ve anı-deneme karışımı olan kitap; yazarın, 1950’ler-1970’ler İstanbul’unda Yahudi bir çocuk ve genç olarak büyüme sürecini, “sen” hitabıyla kendine dönük bir sorgulamaya dönüştürüyor. 

Romanda azınlık kimliği, çok dilli aile ortamı (Türkçe, Fransızca, Ladino karışımı) aidiyet ve dışlanmışlık hissi işlenirken İstanbul’un kozmopolit yüzü ile zamanla yaşadığı kayıplar (mahalleler, diller, kültürler, insanlar…) gözler önüne seriliyor. Nostaljiyle karışık hüzün; şehir değişirken insanın da değişmesi, kalmanın ya da gitmenin bedeli işleniyor. En çarpıcı yanı, ikinci tekil şahıs kullanımıyla hem samimi hem mesafeli bir iç hesaplaşma yaratması. 

İstanbul’un neredeyse başkahraman olduğu romanda Beyoğlu’nun sokakları, pastaneleri, tramvayları, eski fotoğraflardaki yüzler üzerinden anlatılıyor. “Herkes kendi dilinde ölüyordu” gibi cümleler, kitabın duygusal özünü özetlerken dillerin, hatıraların sessizce yok oluşuna şahitlik ediyorsunuz.

KİTAPTAN ALINTILAR

“İstanbul'un tarihi, biraz da göçün tarihiydi. Bu şehirde hayatı süresince hep aynı evde kalabilmiş hiçbir insan çıkmamıştı karşına. Her göç bir matemi, bir ölümü doğurmuştu. Yolcularında silinemeyecek izler bırakarak...”

“Ne o yollar eski yollar ne o insanlar eski insanlar ne de zaman o eski zaman. Öyleyse? Yeni fotoğraf çok mu anlamsız?”

“Kendine bu yıkımların ardından, şehrinin kıyılarından denize giremediğini ve artık giremeyeceğini bir daha söyleyerek... İstanbul'un bu yüzü senin için çoktan betonun karanlığına gömüldü. Zaman ölülerini taşıyor. Sen ölülerini taşıyorsun. Yürümek, her şeye rağmen yürümeye devam etmek için...”

“Sen kendinden yola çıkarken hep şehrinde yürümek istedin çünkü ‘Herkes, herkesi istediği gibi görür’ der geçersin. Bu oyun da böyle sürer gider işte, daha doğru bir deyişle kendi haline bırakılır. ‘Perde mi? O zaten inmemiş miydi?’ diyebilmek için... Bu sözleri de rahatlıkla söyleyebilmek için... Ne yalan ama. Bu yalanı farklı çehreleriyle yaşamak da yaşamayı seçmek de ne kadar acı. Ne yapacaksın... Yaşamayı seçen sen değil miydin?”

“Senin martıların İstanbul'du, İstanbul'un da martılar. Bu hikâye de bitmezdi.”

“Bu dünyaya gelirken hiçbir seçim yapamaksızın içine düştüğümüz kimliklerimizi coğrafyalarımız ve tarihteki uzantıları yüzünden bazen hangi hikâyelerle yaşamak zorunda kaldığımızı düşünün.”

“Söyleyemediklerimiz, yaşatmadıklarımız ve yaşayamadıklarımız bir çıbanbaşı gibi sırtımızda dururken... Oyun devam ediyor biliyorum. Bu oyunu oynayabildiğimizce oynayacağız. Sahnede kalabildiğimizce kalacağız. Repliklerimiz yine bazen bizimkiler, hayattan kazandıklarımız, bazen de başkalarının dayattıkları olacak. Sonrası mı? Bilmem. Ben, biz de bu oyunu ancak böyle oynayabildik demeyi düşünüyorum. Siz?”

***

Editör: Nüzhet Ünlüer

EditörEditör