GEMİDE YER YOK / ÖMER F. OYAL
Roman 2020 Yunus Nadi Roman Ödülü’ne lâyık görülmüş olup, belli bir türü olmadığı gibi zaman, mekân ve isimler de muammadır.
Okudukça Saramago’nun “Körlük” romanıyla benzeştiğini düşünmeye başlıyorsunuz.
Yazar, farklı cephelerde yaşanan iç savaş; gitmekle kalmak üzerine kahramanın içsel mücadelesi ve fiziksel boyutta hayatta kalabilmek adına üç ayrı çatışmayı aynı anda işliyor.
Dili anlaşılır, akıcı; ayrıca onuna kadar aynı mekânda geçen olayları 200 sayfaya taşıyacak kadar başarılı.
Leithmotive olarak kullanılan Nuh’un gemisiyle anlatılan ve sığınak sanılan evin hapishaneye dönüşümü, savaşın insan eliyle hazırlanan bir tufan olduğu, seçme ve eleme vahşetinin eve alınan yaşlı kadın üzerinden sorgulanması, hayatta kalma güdüsünün ahlakı yok etme gücü, yeniden başlama umudunun imkansızlığı ve kuşatılmışlığı gibi konular vardır.
Kitap bir iç savaş teması işlese de asla satırlarda iç savaştan bahsedilmez, okur bunu kendisi anlamak zorundadır.
200 sayfalık bir dünya kurmak ve bu dünyanın temposunu bir saniye bile düşürmemek muazzam bir edebi cesarettir. Oyal, kelimelerin bittiği, iletişimin imkânsızlaştığı o “kıyamet” anını, diyalogsuzlukla birebir yaşatıyor okura.
Romandaki ev, insan doğasının test edildiği bir arenadır âdeta. “Ben hayatta kalmak için kapıma gelen o yaşlı kadını içeri alır mıydım, yoksa ölüme mi terk ederdim?” sorusunu defalarca sorgulatır.
Roman, insanlığın en büyük trajedisinin fiziksel yıkımlar değil, hayatta kalma güdüsüyle kaybetmeye başladığımız ahlaki pusulamız olduğunu dikte eder.
ALINTILAR
Eylemin durağanlığı hayatı azaltır.
Dışarıdaki gürültü ne kadar artarsa artsın, evin içindeki bu suskunluk çok daha ağır, çok daha ezici.
Odaların her biri birer birer benden uzaklaşıyor, yabancıların istilasına uğruyor gibiydi. Kendi evimde, kendi kurduğum düzende bir sığınmacıya dönüşüyordum.
Birbirimizin yüzüne bakıyor ama konuşmuyorduk. Kelimeler aramızda upuzun, aşılması imkânsız birer duvara dönüşmüştü. Sadece nefes alışlarımızı ve dışarıdan gelen o tekinsiz uğultuyu dinliyorduk.
Burası bir sığınak mıydı yoksa bizi yavaş yavaş yutan bir kapan mı? Gemide yer yoktu, bunu herkes biliyordu ama kimse yüksek sesle söylemeye cesaret edemiyordu.
En sapıkça fikirler etrafında dolaşıldıkça mümkün görünür.
Münferit sanılan her şey ansızın kaide oluverir.
Nankörlerin kurtulması adalet duygusunu incitiyor.
Kabullenme her türlü zorluğun üzerinden süzülerek geçer.
Felaketler de uyum yasalarına tabi.
Mevcut koşullarsa hırsızlık katiyen ahlak dışı sayılmaz.
İnsan zamanla ilgili alışkanlıklar edinmeye son derece yatkın bir varlık.
***














































