ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 05-03-2026 16:20   Güncelleme : 05-03-2026 20:18

Ayrılık / Neşe Kazan

Neşe Kazan -AYRILIK

Ayrılık / Neşe Kazan

AYRILIK

Kadın, kâbuslarla geçirdiği bir gecenin ardından sabaha ulaştı. Yatakta doğrulurken aynı anda terliklerini aradı ayakları. Kalkmaktaki isteksizliği, mecburiyetlerine yenik düşüyordu.

Öylesine yorgun ve çaresiz hissediyordu ki yüz yıl daha uyusa yine de gücünü toparlayamayacağını düşündü. Zaman ağlamak zamanı değildi. Zaten birkaç adım uzağındaki banyoya gidecekti.

Aynalarla dargın olacak yaşa gelmemişti henüz yine de bunca yılın yalnız mücadelesi, ona bakamayacak hale getirmişti kendisini. Ne yaptığını bilmez hâlde rutinlerini yerine getiriyordu. Âdeta robotlaşmıştı. Hiçbir duyguyu hissetmiyordu acıdan başka. Artık o duygu da nasırlaşmaya yüz tutmuştu. Oysa umut ve duayla beklediği günler çok geride kalmamıştı birkaç gün öncesine kadar.

Saçlarının beyazlarına takıldı gözleri kaçamak bakış fırlattığı aynada. Elleriyle arka taraflarını da yokladı başının. Sonra süzülen suratındaki birkaç kırışığa baktı. Gerdirmeye çalıştı. Zamana yenik düşse bu kadar üzülmezdi belki ama acıya yenilmek bu denli iz bırakmamalıydı hayatına. Nasıl da güzel başlamıştı her şey. Yıllarca peşinden koşturduğu eşine nihayet bir gün, “Evet” dediğinde dünyaları vermişti.

Ne kışlar baharlar görmüşlerdi birlikte. İki kişilik olması için çaba gösterdikleri hayatlarındaki meraklı kayınvalide faktörü bile bozmaya yetmemişti mutluluklarını. Bir de oğullarıyla taçlandırmışken evliliklerini, bu hastalık da neyin nesiydi şimdi? Doktorun acımasızca “Kanser!” olduğunu söyleyişinin üzerinden ilaçlarla geçen koskoca iki yılın sonunda tedavinin başarıyla sonuçlanması evlerinde mutluluk rüzgarları estirmişti yeniden.

Kontrollere devam ediliyor, periyodik aralıklarla tomografi, ped görüntülemeleri alınıyordu. İçlerindeki korku, kâbusun geri dönmesiydi. Kâbus da fazla bekletmedi. Son görüntülemede başka kitleler bulundu adamın beyninde. Tekrar aynı süreçler yaşanmaya başladı.

Mucizelere sarılıyorlardı. İlaçlar etki etmediği gibi daha da kötüye gidiyordu adam. Doktorlar ümidi kestiklerini uygun bir dille anlattılar kadına. Tek başına mücadele bu kadar zorken yarın toprak olabilecek bir adamın gözlerinin içine baka baka yalan söylemek ne kadar zordu!

Kızıyordu kocasına. Terk edilmek üzere olduğunu hissediyordu. Bunca mücadelenin ardından büyük haksızlıktı, onun için kendini öldüresiye heba etmişti. Biraz daha çaba gösterseydi ya…

Düşmanın uyumaması gibi bir şeydi bu illet. Yeri geldi sırtında taşıdı hayat arkadaşını. Günler, geceler uykusuz geçti. Ne o heybetli adamdan, ne de o mücadeleci kadından eser kalmıştı artık. İkisi de bitikti. Yine de gerçekler hayallerini yenememişti. Birlikte gelecek yaz çıkacakları tatilin planlarını yapıyorlardı soğuk hastane odasının penceresinden görünen gökyüzündeki simsiyah bulutlara inat. Bulut ki yağdı yağacak. Kadın ki dokunsan ağlayacak.

Sonra birden bir iyilik çöktü adamın üzerine.
“Git…” dedi yattığı yerden.
“Git de oğlumuza bir bak. Kim bilir, ne hâldedir kaç gündür. Hem ben iyiyim. Merak etme sen. Üstelik biraz temiz çamaşır da getirirsin, belki bir parça dinlenirsin” diyerek gülümsedi adam.

Kadın gülüşündeki samimiyeti anlayacak kadar uzun süre birlikteydi adamla. O geceyi evinde geçirecekti. Günlerden beri parça parça kestirmiş gücü kalmamıştı. Biraz kendisini de toparlardı hem. İşte o sabah robotlaştığı bu sabahtı.

Birlikte kahvaltı yaptığı oğlunu erkenden okuluna gönderirken anneannesinin sözünden çıkmamasını tembihlemeyi de ihmal etmedi. Hayret, oğlu babasını hiç sormamıştı.. Çamaşırları makineden çıkarttı. Çamaşır askılığına yaydı. Küçük bir çanta hazırladı. Titizdi. Bütün işleri toparlamıştı. Bir an önce hastaneye gitmek için hızlı hareket ediyordu. Aklı bir umutla kimi zaman onu aldatıyor, bazen de acı gerçekler yüreğini yakıyordu.

Adam, bembeyaz hastane odasında yılların yorgunluğuyla belki de ilk kez kendini bu kadar yakın hissetti ölüme. Umut her zaman vardı da onun umutlanacak mecali yoktu. Tüm gücünü kullanarak “Git!” demişti bir gece önce karısına. İnandırmıştı da besbelli iyi olduğuna. Biraz dinlensin istiyordu. Toparlasın. Yolun sonu görünüyordu nasılsa.

Zaman ağırlaşıyor, nefes yavaşlıyordu. Dalıp giderken buluyordu kendini. Keşkeleriyle, şükürleri kapışıyordu şimdi.  Son bir gayretle eline telefonunu aldı, parmakları yetiştirmek istercesine sabırsız hareket ediyordu. Adam son gücünü de tükettiğinde başı yastığa, telefonu da yere düştü.

Aynı anda kapıdan çıkmak üzere olan kadın mesaj sesini duyunca, kocasının bir isteği olabileceğini düşünüp, çantayı yere bıraktı. telefonunun mesaj kısmında sadece bir müzik parçası paylaşılmıştı. Kocası yine jest yapmış olmalıydı. “Bakalım bu kez hangisi?” diyerek tıkladı parçanın üzerine Melihat Gülses o yanık sesiyle koridorda yankılanıyordu şimdi:
Kapın her çalındıkça
O mudur diyeceksin
Beni kaybettin artık
Sen çok bekleyeceksin
Hele bir yalnız kal da
Nasılmış göreceksin
Beni kaybettin artık
Sen çok bekleyeceksin

Şarkı bitmeden kadın elinde telefonuyla en yakın duvara yaslandı. Duvar sallandı. İçinde bir şeyler koptu. Boğazı taş gibiydi.

Neyle karşılaşacağını az çok tahmin edebiliyordu. Yine de o aptal umuda sarıldı, hastane odasına gelene kadar. Tek kişilik koğuşta her yer tertemizdi. Yatak bile. Yanına gelen hemşire, “Başınız sağ olsun” dedi ve gitti. Kadın yatağın baş ucundaki koltuğa çöktü. Kılıfı değiştirilmiş yastığı okşadı bir müddet, yavaş hareketlerle telefonunu göz hizasına getirdikten sonra bir iki parmak hareketiyle son mesaja bir kez daha tıkladı.

Gözlerinden akan yaşın, boğazından kopan hıçkırığın farkında bile değildi. Ne kadar süre ağladığının da...  Yavaşça doğruldu, ayakları onu kapıya doğru sürüklerken bitişik odadan yükselen feryat Melihat'ın sesine karışıyordu.

***

EditörEditör