ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 15-07-2024 15:52   Güncelleme : 16-07-2024 00:48

Aynı Şarkıyı Söylemem Artık / Yadigar Uyar Özyapan

Yazan: Yadigar Uyar Özyapan -AYNI ŞARKIYI SÖYLEMEM ARTIK

Aynı Şarkıyı Söylemem Artık / Yadigar Uyar Özyapan

AYNI ŞARKIYI SÖYLEMEM ARTIK

Yıllar su gibi akıp geçmişti. Aylin, pencereden dışarı bakarken çocuklarının küçükken bahçede neşeyle koşuşturduğu günleri hatırladı. O günler şimdi çok uzakta kalmıştı. Çocukları büyümüş, kendi hayatlarını kurmuş, uzak şehirlere gitmişlerdi. Ev, bir zamanlar kahkahalarla doluyken şimdi sessizlik içinde boğuluyordu. Aylin, kendini bir boşlukta, yalnızlığın ve yaşlılığın soğuk gölgesinde buldu. Zaman, onun bedeninde ve ruhunda derin izler bırakmıştı. "Ne yapacağım şimdi?" diye düşündü. Her sabah aynaya baktığında, yüzündeki kırışıklıklar ona hayatının ne kadar hızlı geçtiğini hatırlatıyordu. Yalnızlık ve yaşlanma korkusu, kalbini sıkıştırıyor, derin bir nefes almasına bile izin vermiyordu. Bu yeni dönemde nasıl ayakta kalacağını, nasıl mutlu olacağını bilemiyordu.

"Çok yorgunum. Yavaş yavaş yaşlanıyorum. Her yaşın ayrı bir güzelliği vardır derler ama sanki bedenim ve yüreğim ayrı tellerden çalıyor. Bedenim ağırlaşıyor, yaşlanmanın izleri her geçen gün belirginleşirken, yüreğim ise gençliğin coşkusuna doğru kanat çırpıyor. O sırada radyoda çalmakta olan şarkı sanki onun duygularını körüklüyordu... 'Kayboldum kaybolan yıllar içinde… Gönlümce bir zaman yaşayamadım' diyen şarkıya eşlik ederken, zamanın içinde kaybolmuş gibi hissetti bir anda. Çalışma temposu, çocukların büyümesi ve kaybettiği sevdikleri, hayatın karmaşası arasında kendi kimliğini, benliğini unutmuştu. Birdenbire kendine sordu; 'Kimim, kimdeyim, neredeyim?'"

Birden ani bir karar verdi. Sakin küçük bir sahil kasabasına kaçmak ve kayboldu sandığı zamana bir yolculuk yapmak için. Bu heyecanla uyudu. Ertesi sabah, uzun bir hazırlık yapmadan, sadece sırt çantası, acil ihtiyaçları ve bir defter kalemle yola çıktı. Varış noktası, eskiden tatillerini geçirdikleri, her köşesi anılarla dolu olan küçük bir tatil kasabasıydı. Yol boyunca arabanın penceresinden dışarı bakarken geçmişten gelen anılar zihninde canlanıyordu. İlk gençlik aşkı, sahilde arkadaşlarıyla geçirdiği neşeli günler, ailece yaptıkları akşam yürüyüşleri... Hepsi birer film şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu. Kasabaya vardığında tanıdık bir huzur hissetti. Sanki yıllar hiç geçmemiş, her şey aynı kalmış gibiydi.

Aylin, kaldığı pansiyonun bahçesine adım attığında, hafif bir meltem saçlarını okşadı. Annesiyle birlikte oturdukları o eski bank hala oradaydı. Derin bir nefes alarak bankın üzerine oturdu ve gözlerini kapattı. Zamanın ve mekânın onu kucaklamasına izin verdi. Yeniden hayata karışmanın ve kaybolduğunu sandığı anıları bulmanın heyecanı içindeydi. Kalbinde hissettiği gençliğin coşkusu, bedeninin yorgunluğunu bir anlığına unutturdu. Defterini ve kalemini çıkararak yazmaya başladı. İlk cümleler, kaybolduğunu hissettiği zamanların hikâyesiyle doldu.

Eskiden kaldıkları küçük masalsı ev yenilenmişti biraz, daha da güzel olmuştu. Küçük koyda ağaçların arasında güneşin günün bütün yorgunluğunu toplayıp gideceği zamanda muhteşem bir manzarayla karşılaştı. Küçük bungalov evlerin sahibi Elif Hanım sıcak gülüşüyle karşıladı. Ne kadar uzun boyu var hala diye düşündü Aylin. Epey yaşlı olmasına rağmen hala topladığı beyaz saçlarıyla çok güzel ve dimdikti.

Elif Hanım, Aylin'e dostça bir selam verdi ve onu içeri davet etti.

"Hoş geldin, Aylin kızım," dedi nazik bir tonla. "Yıllar sonra tekrar burada olman ne güzel."

Aylin, Elif Hanım'ın gözlerinde geçmişteki tatlı anıları ve huzurlu günleri görebiliyordu. "Evet, gerçekten de çok özlemişim burayı," diye yanıtladı sıcak bir tebessümle.

Hemen odasına yerleşti, defterini kalemini aldı ve verandaya çıktı. Elif Hanım; “Eskiden güzel şiirler yazardın, elinden düşmezdi defter kalem, yine yazıyorsun bakıyorum," dedi içten bir gülümsemeyle.

Aylin; "Evet, bu bir alışkanlık oldu bana, iyi geliyor " diye yanıtladı.

Elif Hanım; "Hadi yemeğini ye biraz dinlen, sonra görüşürüz” dedi.

Aylin; "Aç değilim fakat bir kahve içmek istiyorum, hala cezve varsa ben yaparım," dedi.

Elif Hanım gittikten sonra kahvesini yapıp rahat koltuğa oturdu. Gece uzundu ve yıldızlar neşeyle göz kırpıyordu. Aylin, bungalovun verandasında kahvesini yudumlarken başını kaldırıp manzaraya baktı. Ay ışığı yüzüne vurunca, içinden geçenleri döktü.

"Ne çok saklandım ben senin ardına, ne çok sırrımı paylaştım, oysa güneşi çok severim aslında," diye mırıldandı.

"Şimdi başkasın, hüznün yok, suyun renginden mi, yıldızların şirinliğinden mi, yoksa şu yaprakların sesindeki melodiden mi?" sonra şaşırdı birden.

"Doğa kendi şiirini kendi yazıyormuş zaten, ben yenimi fark ediyorum," diye düşündü.

Günler geçtikçe, ruhunun dinlendiğini hissediyordu. Her sabah erkenden kalkıyor, kahvaltısını yapıp uzun yürüyüşler yapıyordu. Yürüdükçe, mola verdiğinde gençlik günlerinde yaşadıklarını ve şimdiki hislerini yazıyordu. Bu yazma süreci tedavi ediciydi. Defterine dokunan her kelime, içinden geçen duyguları dışa vurmanın bir yolu gibi geliyordu. Doğanın sükûneti ve küçük sevimli evin huzuru, onun için adeta iyileştirmek ister gibi çalışıyordu.

Bir akşam, Elif Hanım ile uzun bir sohbet etme fırsatı oldu. 'Elif Hanım, az çok hayatını biliyorum, hiç kolay bir yaşantın olmadığını da, hala nasıl bu kadar huzurlu ve güçlü görünüyorsun?' diye sordu Aylin.

Elif Hanım, sevgi dolu ışıltılı gözlerle baktı ve cevap verdi; “Bak kızım, mutlu olmayı isteyeceksin önce.” dedi ve; "Mutlu olmak için elimden geleni yaptım," diye devam etti.

"Rahmetli kocam iyi bir adamdı. Ben ikinci eşiydim ve dört çocuğu vardı. Benim çocuğum olmadı ama o çocuklara kendi çocuğum gibi baktım, büyüttüm, okuttum, evlendirdim. Onların hepsi de bana 'anne' dedi. Daha ne olsun? Hala ara sıra beni arar, sorarlar."

Elif Hanım bir an durdu, derin bir nefes aldı ve gözleri uzaklara daldı.; "Mutlu olmak istiyorsan," dedi; "senden olmayan ama senin sevgine, bakımına ihtiyacı olan birinin sevgi dolu bakışlarını yüreğinde hisset, uzanan elleri tut. Bu insan olur, kedi olur, köpek olur. Bir hayalin olsun, imkânsız da olsa, olur diye peşinden koş. Her ne olursa olsun, çaresiz de kalsan peşini bırakma. En azından denedim, gayret ettim dersin. Bir hedefin olursa, yaşamak için bir nedenin olur. Sakın unutma; ailenle zaman geçir. Kimse yarın ne olacağını bilemez. Sonra pişman olma, sev sevebildiğin kadar sevdiğini de söyle. Kalbini temiz tut ve iyilikte yarışanlardan ol. Hatta yeniden aşık ol, hücrelerin yenilenir” dedi ufak bir kahkaha atarak; “İşte benim mutluluk reçetem bu."

Elif Hanım'ın sözleri Aylin'in içinde derin bir etki bıraktı. Uzun bir sessizlikten sonra, gözlerini Elif Hanım'a dikti ve sessizce konuşmaya başladı; "Elif Hanım, sizin söyledikleriniz gerçekten derin bir anlam taşıyor. Mutluluğun sırlarını ve yaşamın değerini tekrar hatırlattığınız  için teşekkür ederim."

Elif Hanım tebessüm etti; "Kızım, yaşlanmaktan ve yalnızlıktan korkma. Yaşamın her anını değerli kılacak birçok şey var. Sana öğütlerim birer fener gibi olsun, yolunu aydınlatsın."

Aylin, kasabanın huzur veren atmosferinde geçirdiği günlerin, doğanın ve insanların ona verdiği huzuru düşündü. Artık korkularını geride bırakmanın ve yaşamın akışına güvenmenin zamanının geldiğini hissetti. Hikayesini yazarken kendini bulduğunu ve aslında kaybolmadığını fark etti.

Gece, Aylin yıldızların altında sessizce oturup düşündü.

"Her yaşın ayrı bir güzelliği var," diye mırıldandı; "Bedenim ve yüreğim aynı şarkıyı söyleyebilir."

Ertesi sabah, Aylin vedalaşmak için Elif Hanım'ın evine gitti; "Teşekkür ederim," dedi içtenlikle.

Elif Hanım gülümsedi ve Aylin'in elini sıktı; “Yolun açık olsun, kızım. Unutma, mutluluk kapıyı çalar, sen de içeri davet et."

Aylin, arabasında kasabanın yolunu geride bırakırken yüreğinde bir huzur ve umut hissetti. Radyosunu açtı ve Sertap Erener’in şarkısını buldu.

“Yeni bir ben lazım, yine gülecek bi neden lazım, yeni bi duruş, yeni dokunuş, kendime yeni bir ben lazım…”

Şarkıya kendini kaptırmıştı.  Artık geleceğe dair yeni bir bakış açısıyla ilerleyecekti. Elinin biri direksiyonda diğeri camdan dışarıda sallanırken; "bedenim yaşlansa da yüreğim hep genç kalacak... Bu yüzden bedenim ve yüreğim aynı şarkıyı söyleyebilir artık. Belki de kendi şarkımı söyleme zamanı gelmiştir."

Saç tokasını fırlatıp attı, saçları rüzgarda özgürce uçuşuyordu.

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi