ANNE
Aynı sokakta oturuyor, aynı okulda okuyorlardı her ikisi de. Çocukluk arkadaşıydı Nilgün ile Emin. Aileleri de tanışıyordu. Ev ziyaretleri yapıyor, gidiş gelişleri oluyordu. Samimi komşuydu her iki çocuğun ailesi.
Emin'in babası Tufan amca fabrikada işçi, annesi ev hanımıydı. Çok becerikli, cabbar bir Anadolu kadınıydı. "Elinden bir uçan, bir kaçan kurtulur" derler ya tam da öyle biriydi.
Eve, eşine katkıda bulunmak için her şey yapıyor, gözünü budaktan sakınmıyordu. Ev temizliklerine gidiyor, isteyene makarna kesip tarhana yapıyordu. Turşusu da çok meşhurdu Ayşe hanım teyzenin. Çoğu komşunun turşusunu o yapar, kimisine de yapılışını öğretirdi. Çok sevecen, insan canlısı birisiydi.
Nilgün'ün babası Kamil bey, Emin'in babasının çalıştığı fabrikada mühendis olarak görev yapıyordu. "İyi insandı. Alçak gönüllü biriydi. İşçilerle arkadaş olmuştu. Memur, işçi ayrımı yapmıyor, o da işçi gibi çalışıyordu. Onlarla haşır neşir oluyor, çay ve yemek saatlerinde birlikte mola verip, birlikte paydos ediyordu iş çıkışı" diye anlatırdı babam.
Kamil bey de işçi bir babanın çocuğu olarak büyümüş. Çokta yoksulluk görmüşler. Anlatıyordu bize misafir olarak geldiklerinde.
Emine teyze havalı bir kadındı. Havası da eşinin mühendis olmasından kaynaklanıyordu her halde. Annem aldırış etmiyordu onun yüksekten bakmalarına. "Eee normal. Tabi o mühendis hanımı. Olacak o kadar havası" deyip hak veriyordu Emine teyzeye.
Sarıya boyanmış uzun saçları, beline kadar iniyordu. Bakımlı elleri ojeliydi, tırnakları manikürlü...
"Kamil amca yokluk görmüş demiştim ya! O yokluk yıllarında, annesinin yaktığı mangalın üzerine düşmüş altı yaşında iken. Yüzünün bir tarafında yanık izi vardı ama o kadar tatlı dilli, hoş sohbeti vardı ki onu dinlerken yüzünün yanık yerini, yanağını görmüyorduk. Çok seviyorduk Kamil amcayı.
Emine teyze, Kamil amcayla mühendis olduğu için evlenmiş. 'Rahat edersin, kazancı iyi olur' diye vermişler. "Sevgi evliliği değildi" diye anlatırdı ama sonradan çok sevmiş.
Aradan yıllar geçmiş. Emin ve Nilgün büyümüş. Her ikisi de yüksekokul bitirmiş. Nilgün mimar, Emin mühendis olmuş. Arkadaşlıkları aşka dönüşmüş. Her ikisi de ailelerine bildirmiş birbirlerini çok sevdiklerini. İkisinin de aileleri karşı çıkmamış bu beraberliğe. İsteme, nişan birarada yapılmış. Yüzükler takılmış. Nikah günü için gün alınmış.
Kısa zamanda evlenmişler. Çok da mutlu gidiyormuş evlilikleri. Seneler birbirini kovalamış ama bebek sahibi olamıyorlarmış. Nilgün bebek özlemiyle yanıp tutuşuyor, tedaviler oluyor, ne yaparsa yapsın evlat sahibi olamıyormuş.
Emin bu duruma çok üzülüyor ama tek kelime etmiyormuş bebek konusu hakkında. Emin'in suskunluğu Nilgün'ü daha çok yaralamış. Gitgide bunalıma girmiş Nilgün. Kimseyi dinlemez, kimseyle konuşmaz olmuş. İyiden iyiye depresyona girmiş. Bu hâl epey sürmüş ve bir gün eşini işe yolladıktan sonra canına kıymış!
Annesi bulmuş evde. Feryadına komşular yetişmiş. Hastaneye kaldırıldığında Nilgün çoktan ölmüş. Emin duyduğunda çılgına dönmüş. Aileler perişan. Feryatları hastane koridorunda yankılanmış.
Onlar kendi acılarına ağlaşırken, acı acı çalan siren sesiyle ambulans gelmiş. Sedyede yatan, genç, hamile bir kadını indirip içeri almışlar. İkisine de aynı yerde müdahale edilmiş. Her iki aile, kendi evladı için çırpınıyor, ağlıyormuş.
Müdahale eden doktor ailelere acı haberi vermek için ilerlerken, önce hamile olan kadının haberini verir aileye.
Emin'in aklına o an çok ilginç bir fikir gelmiş. Kendini toparlar. Hamile kadının ailesi ile konuşmaya gider.
"Belki bebeği kurtarırız" düşüncesi ile kadını apar topar sezeryana alırlar ama ne yazık ki bebekte ölü doğar.
Emin, kadının bebek istemediği için intihar ettiği gerçeğine kulak misafiri olduğu konuşmaları fırsat bilip bebeği kendisine vermelerini ister. Karısının bebeği olmadığı için intihar ettiğini ve gömülürken bebekle gömülmesini, bu dünyada evlat sahibi olmasa da ahirete bir evlada sarılarak gömülmesini istediğini ağlayarak rica eder. Aile şaşırır bu istek karşısında ve bebeği Emin’e teslim ederler.
Emin, elinde minicik bedeni kefene sarılmış bebekle, kendi ailesinin ve Nilgün'ün ailesinin yanına gelir. Her iki aile şaşkın gözlerle Emin'e bakarken, Emin her şeyi anlatır. Emin'in ve Nilgün'ün anneleri, bebeği Nilgün'ün tabutuna, göğsünün üzerine yerleştirir. İkisi aynı tabutta ebedi yolculuğa giderken; biri çocuk istemediği için, diğeri çocuk sahibi olamadığı için intihar eden iki kadının hayat hikâyesi acı sonla biter.
Belki çocuk özlemini gidermek için tahtadan yapılan, yalan söylediğinde burnu uzayan Pinokyo değildi Nilgün'ün bebeği ama yüzünü görmediği, kokusunu duymadığı, sıcaklığını hissetmediği bir yavrusu olmuştu.













































