DENEME
Giriş Tarihi : 14-10-2026 19:24   Güncelleme : 14-10-2026 19:28

Ahmet Keskin’in “Bir Garip” Adlı Şiiri Üzerine Birkaç Söz / Orhan Sarı

Orhan Sarı -AHMET KESKİN’İN “BİR GARİP” ADLI ŞİİRİ ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ

Ahmet Keskin’in “Bir Garip” Adlı Şiiri Üzerine Birkaç Söz / Orhan Sarı

AHMET KESKİN’İN “BİR GARİP” ADLI ŞİİRİ ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ

Şiir, 4’lük kümeler halinde yazılmış. Her kümenin her dizesinde ses sayısı 11’lik hece vezni gibi gözükse de “Nereye gitti onca Yörükler /…/  Ne yamaç kaldı ne de zirveler” gibi 10 sesli harften oluşan dizeleri de görmekteyiz. 

Halk şiirinin nazım disiplinine burda uyulamamış. Eksik dizelerde ses artması sağlanabilseydi biçimsel arız oluşmazdı. Bunun kolay olmadığını biliyorum. Hem bir yandan manayı yitirmeyen sözcükler bulacaksın hem de bunu 11’li ses disiplininde tutacaksın. 

Elinde benim bildiğim 3 mermi var. Ses artması, ses düşmesi ve de sözcüğü yerel dilde kestirmeden kullanmak gibi… “Hey” dersin, “Heeey!”e dönüştürürsün, ses artar. “Ne eylersin” yerine “Neylersin” dersin, ses düşmesini sağlarsın. 

“Karacaoğlan” yerine “Karac’oğlan” gibi… “Orada” yerine “orda” sözcüğü gibi… 

Konuşma; özellikle halk dili, entellektüel dilden ziyade anlaşma gibi basit bir ihtiyacı ihtiva ettiğinden kestirme yolları seçer. Estetik; sanat dilinin kaygısıdır. İlkin kurallar konulup sonrasında konuşma ve yazma disiplini oluşturulmaz. İlkin dil vardır. Yüzyıllardır halkın dilinde. Biz bu mevcudu bir bilim konusuna dönüştürebilmek için içindeki tesadüfü gibi görünen, gerçekte bir iç düzeni olan, işleyişi olan dili kalıplara dökerek dil kurallarına dökeriz. 

Her bebek ana dili öğrenmeden anne karnında TDK akademisinden alınan bir örgün eğitimden geçmez. Taklit yoluyla yakın çevresinden doğal ve doğuştan bir potansiyel olan sesi boğumluyarak konuşmayı öğrenir. Sonra yaşadığı toplumun farkında olmadan kabullendiği her sesi bir şekli simgeye (harf) dökerek konuşma soyutluğunu yazma somutluğunu taşır.  Zihindeki her göstergeyi harfler yoluyla kelime kalıplarına dönüştürür. Doğru bir iletişim için söylenen ve yazılan  kelimele, o toplumun bireylerinde ortak bir göstergeyi, imgeyi ifade etmelidir. Kuş dediğimizde veya yazdığımızda insan zihinlerinde ortak bir şema oluşmalı ki dil ortaklığı olabilsin. Daha sonra var olan, kendiliğinden asırlarca yaşayan, doğal canlı karakterli bu dili dilbilimcileri; bir bilim alanı olsun, ampirik bir özellik taşısın diye ölçülebilir, sınıflandırabilir özelliklere taşır. Bir disiplin özelliği sonradan kazanır. Yani ilkin dil kuralları sonra okuma-yazma dili yoktur. İlkin dil vardır, var olan dil daha sonra dil bilimcileri tarafından bilim konusu yapılır. Anadil dediğimiz kutsiyetin kökeni budur. Oysa anadil dışındaki öğrenilen diller; kuraldan pratiğe (konuşma - yazma) evrilir. Yahya Kemal’in “Türkçe ağzımda annemin ak sütü gibidir.” sözü bu manada manidardır. 

 Bu şiirin başarısı  bana göre her nazım birimi dörtlüğe tenasüp (uygunluk) sanatına uygun sözcükler devşirmesindedir; kazık, çadır; yörük, davar, sürü, yamaç, zirve, ocak, taş; kirman, çul, rüzgar, avaz gibi… Tenasüp; aralarında anlam ilgisi bulunan  zıtlık taşımayan kelime ve kavramları bir arada kullanma sanatıdır. Bu da ciddi bir kültür, sözcük taraması içerir. 

Bu gerçekleştirilmiştir. 

Saygılarımla…

***


Editör: Deniz İmre

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi