ADALET
Dilber çoktan uyanmış kahvaltı hazırlamış, kendinden hariç uyuyan eşi ve çocuklarını uyandırmaya çalışıyordu. Yüzü sararmış, sevdiklerini uyandırmak için aralarında mekik dokuyordu.
Mutfağa giderken kendi kendine dertleniyordu; “kahvaltımızı bir yapsak, daha çamaşır yıkanacak ve takılacak. Makina yıkasa da kaç defa hazırla onları tak, kuruyunca topla.” Bir bezginlik çökmüştü yüzünden vücuduna. 'Sonra yıkanan bu kadar çamaşırı ütüle. Önceden gözümde büyümezdi bu işler, bana ne oldu anlamadım. Akşam yemeğinin yanına biraz ilave yapsam bu günlük kurtarırım.'
Kadın mutfağa giderken umutsuzca arkasına dönüp baktı. 'Ben de tatil hak ediyorum, ben ne zaman tatil yaparım, hafta sonları ben de gazetemi elime alıp çayımın eşliğinde evirip çevirip gazetemi okumak isterim. Yada her zaman kütüphanede tozunu aldığım kitaplardan birini alıp okumak.'
Gözünde canlandırdığı tablo hayal gibi göründü gözüne, nerde o günler der gibi başını salladı. Sıcak yemelerini istediği omletleri son ana bırakmıştı, onun için biraz acele ediyordu.
Herkes oturmuş, Dilber pişirdiği omletleri masaya getirmek için masaya doğru döndü ama adım atamayacak durumda gibi hissetti, yürüme gücünü kendinde bulamıyordu. Herkes sabırsızlıkla omletlerini bekliyorlardı, omletin kokusu her yeri sarmış ama kendisi bir türlü masaya gelemiyordu.
Dilber’in eşi gördüğünün karşısında endişeyle irkilmişti. Eşinin çaresiz bakışları ve çökmüş görüntüsü şaşırtmıştı. Gözlerini kırpıştırdı, bir rüyadan uyanır gibi. Sanki çok geç kalmış gibi, ok gibi fırladı ve kadını tuttu; “Gel hayatım, otur şuraya. Bir şey lazımsa söyle bana.” Çocuklar endişeli gözlerle ne yapacaklarını bilemeden oturan annelerinin etrafını sardılar. Adam eşine; “Hayatım biz düşünemiyoruz, bari sen yardım istesene bizlerden.” Kadının bitkin gözlerinden bir kaç damla yaş süzülüp aktı. Yüreklerdeki, vicdanlardaki merhametin, adaletin ortaya çıkması bu kadar zor mu? Nihayetinde bizim eve de adalet geldi. Ülkemizde ve dünyamızdaki bu kadar nüfusu düşününce adaletin neden yeryüzünü kuşatmadığını anlamak zor değil. Teraziyi her zaman dengede tutmak lazım, en azından herkes elinden geleni yapmalı.”
“Sultanım bizleri korkuttun! Bundan sonra ben de dahil herkes kendi işini kendi yapacak ve sanada her konuda destek oluruz. Sen dinlen, kahvaltıdan sonra kahveler benden.”
Kadının yüzü aydınlandı; sanki ne diyeceğini bilemez şekilde, bir şey yutmuş ve nihayetinde konuşabilirmiş gibi bir hareket yaptı. “Teşekkür ederim. Biliyorsunuz eskisi kadar genç değilim, doğal olarak her şeye yetişemiyorum.” Eşi ve çocukları hepsi birden sarıldı. Mutluluğu yakalamak aslında çok kolay, illa bir şey yaşanmasına gerek yok; belki biraz empati gerekir.














































