Geçmiş olsun, canım İstanbul.
Geçmiş olsun, güzel şehrin insanları.
İçinde benim de canlarımın yaşadığı şehir.
Bir dünya insanı doyuran şehir.
Daha yeni geldim senden.
Her geldiğimde binaların ne çok arttığına şahit oluyorum.
Her gelişimde sokaklarının daha çok kalabalıklaştığına…
Türlü milletten insanları da almışsın içine.
Yoklukla zenginlik iç içe sende.
Çaresizlikle umut aynı anda insanlarının gözünde.
Sağlam olmayan binaların, yanlış yapılaşman, trafiğin, deprem riskin... Bir yanı karanlık yüzüne rağmen yine güzelsin be İstanbul!
Yine de yeşil…
Yine de Boğaz’a, Kız Kulesi’ne doğru oturunca insanın ruhunu coşturuyor o güzel havan, maviliğin…
Dünden beri yağmur iniyor üstüne.
Sokaklarını, evlerini sel almış.
Üstü kapatılan, önü ardı kesilen, yatağına binalar dikilen nehirlerin coşup taşmış.
Kayıplar var.
İnsanların malları gitmiş.
Üzgünüz İstanbul, çok üzgünüz.
Yağmur tabii yağacak.
Ama derelerin kapatılması insanların suçu.
Mazgalların tıkalı olması…
Böyle plansız bir yapılaşma…
Bunca nüfus…
Kaldırmıyor işte. Olan insanlara oluyor, garibanlara oluyor, sokaktaki canlara oluyor.
Geçmiş olsun İstanbul.
Üzgünüz bu olanlara.
Elimizden bir şey gelmeyişine.
Yine seyirci kalışımıza.
Öğrenilmiş çaresizliğimize…
Üzgünüz…
***
