FANTASTİK ROMAN
Giriş Tarihi : 28-06-2026 03:31   Güncelleme : 28-06-2026 03:41

Sonsuzluğun Frekansı 13 -Gölge Güçlerin Yükselişi / Mine Çağlıyan

Yazan: Mine Çağlıyan -SONSUZLUN FREKANSI 13 / GÖLGE GÜÇLERİN YÜKSELİŞİ 

Sonsuzluğun Frekansı 13 -Gölge Güçlerin Yükselişi / Mine Çağlıyan

SONSUZLUN FREKANSI 13 / GÖLGE GÜÇLERİN YÜKSELİŞİ 

2. BÖLÜM / GERÇEKLERİN ÖTESİ

VALA

Gökçil, Aya, Nisan ve Korya, ulu yolcu şaman kartal Marcus’la birlikte Ulan Batur’dan hızla uzaklaşmaya devam ediyorlardı fakat o travmatik kaçış anından beri hiçbiri tek kelime konuşmamıştı. Sonunda güneş ışıklarının görsel bir şov yaparcasına kâh yürekleri hoplatan bir patlama gibi göründüğü kâh sımsıcak bir kucaklama hissi yaratan o hem korunaklı hem de tekinsiz olan noktaya, yalnızca oldukça uzaklarda süzülerek uçan birkaç kartalın görülebildiği, başka da hiçbir varlığın olmadığı yüksekliğe; bulutların üstüne çıktıklarında Marcus yavaşladı. O da diğer kartallar gibi gökyüzünde tüm ihtişamıyla süzülmeye başladı.

Nisan, Korya’yı göğsüne sımsıkı bastırmış sessizce ağlıyordu. Gökçil’le Aya ise onunla nasıl konuşacaklarını, ne diyeceklerini bilemedikleri için sessizce Nisan’ın biraz kendine gelmesini bekliyorlardı ama yakın bir zamanda bu olmayacak gibi görünüyordu. Sonunda Gökçil dayanamadı, “Nisan, kızım…”

Nisan, onların varlığını unutmuştu ya da kaçınılmaz olanı kabullenmeyi geciktiriyordu bilinçsizce. Başını kaldırıp biri Uzak Doğulu öteki annesi olan ve en fazla onun yaşlarında hatta belki de çok daha genç görünen bu iki kadına boş gözlerle baktı. Gökçil, annesi bildiği Eylül’ün gençlik fotoğraflarındaki halini andırıyordu biraz ama gözleri bambaşka birine ait gibiydi. Bu gözlerin derinliklerinde Eylül’den eser yoktu ve Eylül olarak yaşadığı 70 yılı normal bir insanın hafıza kapasitesiyle kıyaslandığında neredeyse eksiksiz hatırlasa da bunlar onun yaşanmış anıları değildi. Bunlar yalnızca o döneme ait verilerdi onun için. Nisan, bunu Korya’dan kendine akan bilgilerden dolayı biliyordu ama bunun ne demek olduğunu tam olarak anlamış değildi ve bu konuda ne hissedeceğini de bilemiyordu.

“Zayıf da olsa kalp atışlarını duyuyorum an…” diye sonunda var olan o huzursuz sessizliği kırdı Nisan ama cümlesini bitiremedi, o kelime boğazında düğüm olmuştu.

- Tuhaf geliyor biliyorum ama annenim senin. Daha rahat edeceksen şimdilik Gökçil diyebilirsin.

“Korya’nın kalp atışlarını biz de duyuyoruz. İzin verir misin ona bir de biz bakalım?” diye araya girdi Aya. Biraz da hassas konulardan uzaklaştırmak istemişti onları. Nisan kendisinin yapabileceği bir şey olmadığını biliyordu. Uysalca Korya’yı Marcus’un sırtına bıraktı. Çocukla bağı çok güçlü olan Marcus, onun acı içindeki zihnini ve bedenindeki negatif enerjiyi kendisininmiş gibi hissediyordu. Çocuğun bedeni sırtına değdiğinde ise bu hissi o kadar arttı ki acı bir çığlık attı. Gökçil, hemen şefkatle boynunu okşayarak önce onu rahatlatmaya çalıştı sonra da Korya’ya dönüp onun bedenini taramaya başladı. Aya ise Korya’nın başını tutarak zihninin derinliklerini tarıyor, bir yandan da elinden geldiğince ona şifa veriyordu. Biraz sonra ikisi göz göze geldiler. Nisan ikisinin bu bakışmalarını fark etmişti, “Ne oldu? İyileşecek mi?” diye sordu endişeyle.

...

- Devamını okumak için tıklayın 

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi