SON HİKÂYE
Ne garip!
Bir ömür boyu yazıyoruz. Kelimelerin, cümlelerin yerini değiştirip değiştirip yazıyoruz.
Gözlerimizle, düşüncelerimizle, kalemle, sözlerle ve bir dünya dolusu harfle… Milyarlarca insanın yazıp yazıp dolduramadığı şu gökyüzüne neler neler yazdık.
Kimi roman yazdı kimi hikâye kimi de kitabı tam ortasında bıraktı, ardında soru işaretleriyle.
Kimi ilk gözyaşını düşürdü kâğıda kimi gülücükler savurdu mavinin bakışlarına,
kimi toprağı çizdi uçsuz kalemle.
Bitmeye yakın yine biz okuduk ilk hikâyemizi. Çoğu uçan kalemle yazılmıştı, yüreğimizin sıcaklığında kayboldu.
Bazıları tükenmez kalem gibiydi; ne silindi ne de tükendi.
En son gökyüzüne süzülerek yükselen bir balon gördüm, kaç nefes taşıyordu içinde? Acelesi vardı, kavuşmak istercesine güneşe.
Biliyor musunuz? Kendimle randevum vardı, kimseye söylemedim; şöyle tenhada, kimsenin bir süre uğramayacağı köşede buluşmak için yer aradım. Yazdığım hikâyeyi kendime okumak heyecanlandırdı biraz. Çünkü bileti önceden gidiş geliş olarak kesilmiş yolculuğum vardı, gitmeden önce vermeliydim.
Önce bir müzik açmalıyım, akşam vakti yağan yağmur gibi olmalı sesi ve gün batımına doğru süzülen yağmur bulutlarını anımsatmalı. Toprak gibi kokmalı ki etkileyici olsun.
Artık benim de bir hikâyem var, yüreğimde sakladığım gökyüzüne yazdığım hikâyem.
***














































