SANDIK
Çeyiz deyince aklımıza ilk gelen şey sanırım sandık olurdu. Kız çocukları henüz kundakta iken başlardı hazırlıklar. Çeyizler; nakış nakış, ilmek ilmek dokunur, nizami bir biçimde ustaların sanatlarını konuşturdukları bu sandıklara konulurdu. Naftalin olmazsa olmazıydı.
Gelin olurken beraberinde onlara eşlik eden sandık, bavulları sayılırdı. Sonrasında ise hazineleri. Bu hazine neler barındırmazdı ki içinde...
Evin sırrı, hikâyesi, acı, keder, mutluluk, umutların saklandığı adres olurdu.
Günümüzde artık antik olan, şehirlerde çok tercih edilmeyen o sandıkların yerini bugün dolap, çekmece, kasalar aldı. Çok ilginçtir. Sandık sahibi büyüklerimizden bazıları, ilerleyen zamanda, (yaşlılıklarında desek daha doğru) olur... Bana garip ama onlara doğru gelen bir şey yaparlardı.
En çok sevdikleri, lokum, şeker, badem gibi atıştırmalıkları bu hazinelerinde saklamayı tercih ederlerdi. Kim bilir, ortada durunca eksilir düşüncesiyle hareket ediyorlardı belki... Belki de kıtlık savaş zamanları akıllarına düşüyor, ya da yaşlılığın verdiği durumdan kaynaklıydı.
Para deyince banka yerine sandığı tercih eder, saklı tutmak istedikleri sararmış tapu belgelerini yine orada muhafaza ederlerdi. Utandıkları için paylaşmazlardı kimselerle kâğıda döktükleri bir kaç satır şiiri. Kendilerince dile getiremedikleri anılarına kilit altına tutmak , o şekilde anılara sahip çıkmak daha güvenliydi.
Usta da azaldı, sandıklar da kayıplara karıştı.
Sanırım artık müzelerde yerlerini alacak, hikâyeler buhar olup uçacak.
Ve artık antika olarak tarihe karışacak.
Belki de birkaçımızın evinin köşesinde, geçmişten izler taşıyan anılarla yaşayacak...
***













































