OTOMOBİLİN Mİ VAR
“Her şeyi unut. Gülmeyi unutma hiçbir zaman.” Nazım Hikmet
Artık günümüzde otomobili olmayan yok. Herkesin de bir otomobil hikâyesi mutlaka var. Bu hikâyeler bazen komik, gülünç ve düşündürücü olabiliyor. Aman gülünç olsun, üzücü olmasın. Zira trafik kazaları bizleri çok üzüyor. Başımızdan geçen komik otomobil hikâyelerini paylaşayım da sizler de birazcık neşenizi bulun.
Bir gün arabamın kontak anahtarını kaybettim. Evin içinde aramadığım yer kalmadı. Elbiselerin bütün ceplerini ters çevirip baktım. İş yerinde bırakabileceğim her yeri gözden geçirdim. Yok! Yok! Yok!
Arabanın kapıları kilitli, aç açabilirsen! Kapıları açsan ne olacak? Anahtar olmayınca, araba yürüyecek mi? Yeni bir anahtar yaptırmaya karar verdim sonunda. Arabanın kullanım kılavuzunda, anahtarın kot numarası olurmuş diye yazıyor.
Bir yerlere bildirip alınırmış filan. O evraklar da arabanın içinde. Ne büyük bir çıkmazın içindeyim bilemezsiniz. Ben kafayı bu işlerle yorarken komşunun oğlu elinde bir anahtarla çıktı geldi:
— Şuayip Amca, anahtarı arabanın bagajında takılı bırakmışsın.
Bende ciddiyeti bozmak yok. Çaktırma, aslan kafesten kaçmış ayaklarına yattım hemen.— Ehem şey mey çocuğum, şimdi gelip alacaktım. Haberim vardı yine de sağol.Ya ben yüz defa geçmiştim arabanın ardından! Allah Allah! Geçmedim mi acaba? Geçtim miydi acaba?
Bir sabah iş yerine gitmek için garaja yöneldim. Benim araba yok. Aklım başıma geldi. Bir gün önce çarşıya arabayla gitmiş, geriye yaya dönmüşüm meğerse. Arabanın yerini kesin biliyorum. Araba çarşıda, çay bahçesinin önünde. Unuttu sanmayın(!) Ben unutmam!
Bizim mahalleden bir arkadaş, kırmızı renkli arabasıyla bankanın önüne gelmiş. Anahtarı arabanın üstünde bırakmış, girmiş bankaya. Bankada işini bitirdikten sonra binmiş arabaya, doğru sanayideki dükkânının önüne gidip park etmiş. Arabadan inince komşusu seslenmiş:
— Ooo hayırlı olsun. Arabayı değiştirmişsin.— Ne değiştirmesi! Aynı araba.— Ha! O zaman plakayı niye değiştirdin? Plaka 17 iken 10 olmuş. Arkadaş bakıyor plakaya, doğru. Çanakkale plakalı taksi olmuş Balıkesir plaka. Renk kırmızı, marka aynı, plaka farklı. Arkadaş, arabaya binmesiyle birlikte bir topukluyor, doğru gidiyor bankanın önüne. Kendi arabası durup durur yerinde. İniyor arabadan, biniyor arabasına. Yallah sanayiye. Aldığı arabanın sahibi iyi ki çıkmamış bankadan daha.— Oh be!— Çaktırma kardeş çaktırma!
Bir arkadaş öğretmenevi bahçesinde, kiremit renkli Şahin arabasına binmiş. Kontak anahtarını sokmuş yerine. Araba çalışmamış. Ne yaptıysa arabayı çalıştıramamış. Sanayiden tamirci çağırmış. Tamirci araca biner binmez anlamış. Araba ile kontak birbiriyle arkadaş değil. Öğretmene sormuş:
— Hocam, senin arabanın plakası kaçtı? Öğretmen:
— Ne plakası, bu benim araba. Tamirci inmiş otomobilden, geçmiş önüne,
— Bak bakalım plakaya, demiş.
Öğretmen bakınca anlamış gerçeği. Kendi arabası diye başka birisinin arabasına binmiş meğerse. Tamirci: “Al anahtarını hocam,” demiş. Demiş de öğretmen sormuş:
— Peki benim araba nerede? Aramışlar arabayı, çarşının ortasında fırının önünde bulmuşlar.— Ah örtmen ah! Sen emekli ol gari. Unutmaya başlamışsın! Desek kabul etmezsin.
Yine bir öğretmen binmiş arabasına, komşu ilçeye gitmiş. Gittiği yerde gezmiş tozmuş, işlerini bitirmiş. Binmiş arabasına, dönmüş geriye. İlçenin son yokuşunu çıkıp aşağı doğru sallanınca yolun kenarında bir tampon olduğunu fark etmiş. Yol geniş, çekmiş arabayı kenara. Gidip tampona bakmış, sapasağlam bir tampon. Alıp atmış bagaja,
“Bir arkadaşa veririm, işini görür,” diye düşünmüş. Çok iyi niyetli birisi mübarek… Gelmiş çarşının ortasına, inmiş arabadan; tamponu indirip dayanmış arabanın önüne:
“Arkadaşlar, kimin şahin arabası varsa bu tamponu alsın!” diye gürlemiş. Çarşı esnafı sesi duyunca çıkmış kapıların önüne. Birisi:
“Arkadaşım sen başkasını boş ver. Senin ön tampon nerede? En çok senin ihtiyacın var.” deyince anlaşılmış her şey. Meğerse bakar kör kendisiymiş. Kendi tamponunu düşürüp bulmuş. Bir de alıp getirmiş, verecek birisini bulsa verip mutlu olacak. A be garibim. Tamponu taşırken plakayı da mı görmedin?
Başka bir arkadaş, yeni bir otomobil almış. Govalak govalak oturmuş direksiyona, köyün içine girmiş. Girmiş de karşıdan bir köylünün inekleri gelmekte. Beş on inek bir arada. Çekmiş otomobili kenara, beklemeye başlamış. İneklerin geçiş üstünlüğü vardır köylerde. Hatta hiç yaklaşmayacaksın ineklerin yanına. Yakınından bile geçmeyeceksin. Arkadaş köylü olunca bu konuda tecrübeli. İneklere efelik geçmezmiş. Neyse!
İnekler tek sıra geçmeye başlamışlar. Birkaç inek geçtikten sonra danalardan birisi ineklerden birisinin sırtına çıkmak istemiş. İnek o kızgınlıkla öyle bir dönüş yapmış ki sormayın. Olan olmuş. İneğin kafası otomobilin ön sağ tamponuna öyle bir çarpmış ki bir tangırtı kopmuş. İneklerden diğer birisi de o gürültüyle ön kaputun üstüne çıkmış. Arabanın önü yüz kilometre hızla duvara çarpmış gibi olmuş. Otomobil sahibiyle ineklerin sahibinin kavgasını da artık anlatmayayım size. Başka bir arkadaş da Murat 124’le bir domuza vurmuştu. “Domuzu bir tampon vuruşuyla öldürüp köyde hava atarım.” diye düşünmüşmüş. Hacı Murat’ı hurdaya vermişti. Domuzu da hiç gören olmamış.
Otomobiliniz varsa dikkatli olun. Zira kentleri bırakın köylerde bile park sorunları var. Bir de otomobil çizenler, otomobil hırsızları daha beter.
En iyisi otomobil sahibi olmamak. Vallahi hiç derdiniz olmaz. Hepsi bu!
***












































