MEMLEKET HASRETİ
Bir annenin avuç içi kadar sıcak,
Eski sandıklarda saklı bir çocukluk kokusudur, memleket hasreti.
İnsan bazen bir rüzgârın içinden geçerken
Ansızın kendi geçmişine dokunur.
Bir taş duvarın gölgesinde unutulmuş sesler,
Bir çeşmenin suyunda kalan yüzler gibidir memleket hasreti.
Kimi zaman sabaha karşı öten tek kuş,
Kimi zaman uzakta yanan solgun yüzlü bir ateş.
Kalbin en sessiz yerine oturup dinlenen alev,
Hiç konuşmadan çoğalıp, büyürmüş memleket hasreti.
Dağların başında ağır ağır yürüyen mavi bulutlar,
Çatlamış toprağa düşen yağmur kokusu,
Tandır ekmeği gibi kokan sokaklar,
Akşam üzeri eve dönen yorgun insanlar…
Çay içerken aldığı mutlulukmuş memleket hasreti.
İnsan uzaklara gidince anlıyor;
Memleket yalnız gidilen yer bir değil;
İçinde taşınan bir ömürmüş meğer.
Bir ovaya bakınca çocukluğunu görmek,
Bir kuş sesinde eski günleri yaşamaktır, memleket hasreti.
Lavanta kokulu yaylalar düşer aklına,
Kekik rüzgârı dolaşır uykularında.
Geceleri büyüyen derin bir boşluktur memleket hasreti.
Haritada kalemle çizilmiş bir sınır değildir memleket dediğin,
Nasır tutmuş ellerdir.
Kuraklıkta yağmuru bekleyen buğday, ekin tarlası,
Akşam pencerenizden sızan huzurdur, memleket hasreti.
Bir ülke yalnız betonla yükselmez;
Vicdanla ayakta kalır yıllar boyu, asırlar boyu,
Adaletle nefes alır hasretle, emekle büyür memleket hasreti.
Ne kadar uzağa giderseniz gidin;
Bir yanın eksik kalması gibidir memleket hasreti.
Yorgun düşmüş sevdanın da adıdır memleket hasreti.
***











































