MAZİ OLDU O ESKİ TEBRİK KARTLARI
Her bayram geldiğinde şöyle derinden bir nefes alır; “Ah nerede o eski bayramlar!” der, o günleri tekrar yaşamak umuduyla eskiyi özlersiniz. Ancak daha sonra geçmişteki günlerin “mazide kaldığını” anlar ve tekrar bugüne dönersiniz.
O çocukluk ve gençlik yıllarımızda “bayram geliyor neler alayım, nasıl giyineyim” diye düşünürken yanlarına gidemediğimiz, görme fırsatı bulamadığımız sevdiklerimize göndermek ve bayramlarını kutlamak için çeşit çeşit tebrik kartları alırdık.
Tebrik kartları ve zarfları tek bir yerde satılırdı. PTT’nin önündeki seyyar stantlara yerleştirilen çeşit çeşit tebrik kartları bayram öncesinde görücüye çıkar ihtiyacı olanlar tarafından alınırdı.
Farklı yaşlara ve zevklere hitap eden tebrik kartları ayrı ayrı stantlarda sergilenirdi. Mesela bir stantta Kâbe resimlerinin yer aldığı dini konuları içeren kartpostallar yer alır bunları genellikle orta yaşlılar ve dini hassasiyeti olanlar alırdı.
Başka bir stantta Yılmaz Güney, Ayhan Işık, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Zeki Müren, Belgin Doruk, Sean Connery, John Wayne, Birigitte Bardot, Claude Cardinale, Liz Taylor, Marlon Brando vb. yerli ve yabancı sinema artistlerinin fotoğraflarının basıldığı kartlar bulunur, bunlara daha çok gençler rağbet ederdi. Rengarenk çiçek ve manzara resimlerinin ya da ülkemizde yer alan illerden görüntülerin bulunduğu kartların sergilendiği stantlar da vardı.
Büyük bir zevkle seçilen kartlar bir haftadan önce yerine varamayacağı hesaplanarak postaya verilir, geç kalanlar bu işi bayram sonrasına bırakırdı.
Tebrik kartlarının allı-pullu, çiçekli, desenli, rengârenk zarfları da vardı. Uçak postası ile gidecek zarflar 10 kuruş fark ödenerek gönderiliyordu. 0 yıllarda normal yolla giden mektubun ücreti 50 kuruş, uçakla gidenin ise 60 kuruştu. Tebrik kartları zarfa konulduğu zaman zarfın ağzını kapatırsanız mektup fiyatına, kapatmaz açık bırakırsanız yarı fiyatına giderdi. Bir de hazır kartlar vardı onu öyle alır zarfa koymadan postalardınız…
Tebrik kartlarının beğenilmesi, yazılması, postaneden postaya verilmesi zaman alsa da güzel duyguların hissedilmesini sağlardı.
Kartların üstüne yazılan yazılar kişiye göre değişir; askere farklı, yaşı büyük olanlara farklı, tanınmış kişilere farklı üslup kullanılırdı. Her kelime adeta cımbızla seçilir dantel gibi işlenirdi.
Kartların gönderilmesi sırasında bazen PTT’de tanıdıklarla karşılaşılır, sohbet edilir, uzun zaman görüşülmeyenlerle hasret giderilirdi.
PTT’de mektup gönderilen bölümde uzun yıllar görev yapan Baki Günsan amcamız rahmetli babamın da arkadaşı olduğu için her gidişimde babamı sorar ve selam gönderirdi. PTT’deki her memur aileden biri gibiydi. Biz onları tanırdık onlar da bizi tanırlardı...
Bayram kartlarını senelerce tek bir kişi satsa da daha sonraları başkaları da bu kartlardan satmaya başladı. Bugün PTT’nin önünden her geçtiğimde hâlâ o bayram kartlarını görür gibi oluyorum.
Bazen de cumhur reisine, başbakana, Ferit Melen, Salih Yıldız, Kınyas Kartal gibi önemli mevkilerdeki büyüklerimize kart gönderir, gelen cevaplar karşısında çok mutlu olurduk.
Ben SSK’da çalışırken o zamanki cumhur reisi Fahri Korutürk’e bayram tebriki atmıştım. Rahmetli Fahri Korutürk’te mukabele olsun diye adıma telgraf göndermiş. Telgraf öyle katlanmış ki sadece Kaya ismi görünüyormuş...
Evrak kayıt memurlarından Rahmetli Mehmet Koç da telgrafı alıp SSK çalışanlarından Şükrü Kaya’ya götürüyor ve diyor ki: “Şükrü Bey, bak sana Fahri Korutürk’ten yani cumhurbaşkanından telgraf gelmiş!”
Şükrü Kaya bir anda afallıyor, korkuyor ve Mehmet Koç’a; “Benim Cumhur reisiyle ne alakam var, al götür istemem benim başımı belaya mı sokacaksın?” diyor ve telgrafı almıyor. O yıllarda Hakkari SSK’ya sürgüne gidenleri hatırlayınca haliyle korkuyor.
Mehmet Koç, Şükrü Kaya’ya dönerek; “Dur hele, bir bakalım senin korktuğun kadar var mı anlayalım!” diyor. Açıyor telgrafı bakıyor ki Ümit Kayaçelebi’ye yazılmış ve “bilmukabele bayram kutlaması…” Tabii ki Şükrü Bey rahatlıyor. “Sürgüne mi gidiyorum?” diye korkmuş biçare…
Telgrafı bana getiren Mehmet Koç; “Vallahi Kayaçelebi teli yanlışlıkla Şükrü Kaya’ya götürdüm. Neredeyse kalbi durup fücceten gidecekti.” dedi.
O da bir anı olarak aklımızda kaldı. Şükrü Kaya’yı gördüğümde hep hatırlatırım kendisine…
Eskiden postacı evlerimize, işyerlerimize allı-pullu tebrik kartları getirirdi. Postacının elinden heyecanla aldığımız, her bir kelimesine veya üzerindeki resme farklı anlamlar yüklediğimiz o kartlar şimdilerde hiç gelmiyor… Gönderenin duygularını, dileklerini arkasındaki bir fotoğraf karesinde saklayan bu tebrik kartları bugün artık “nostaljik” oldu, diğer birçok şey gibi. Asırlar boyunca insanoğlu, “tebrik kartı gönderme” veya “tebrik kartı alma” sevincini yaşadı. Fakat günden güne gelişen teknoloji bizim “en masum coşkularımızı” da elimizden aldı...
Eskiden bayram olsun, yılbaşı olsun, günler öncesinden tebrik kartları yollardık sevdiklerimize… Bayrama veya yılbaşına yakın günlerde cadde boyu sıralanmış kartpostal satıcılarını özenle ve dikkatlice gezerdik.
Sevdiklerimizin hoşuna gidecek kartları tahmin etmeye çalışır, kartları büyük bir titizlilikle tek tek seçerdik. Başında dakikalarca oyalandığımız; hangisini kime yollayalım diye düşündüğümüz; renkli, renksiz, resimli, güllü, çiçekli kartlar yok artık…
Gönderdiğimiz kartın yanlış anlaşılacağından ötürü duyduğumuz endişelerimiz de yok artık... Her özel günde uzaktaki akrabalarımıza, dostlarımıza gönderdiğimiz cicili-bicili, allı-pullu, o günün anlam ve önemini içeren tebrik kartları idi bunlar.
Arkasına çoğunlukla güzel bir yazıyla özenerek güzel sözler yazmaya çalıştığımız o sevimli kartlar, şimdilerde artık hayal oldu... Bayramların bile bu yüzden o eski tadı vermediğini görerek üzülüyorum… Eskiden bayramlar, içinde bulunduğumuz dini, kültürel yapıyı; saygıyı ve sevgiyi simgelerken ne yazık ki günümüzde “tatil” olarak görülmeye başlandı...
Umarım o eski bayram tatlarını yeniden yaşarız. Tebrik kartlarını yazıp gönderirken ya da aldığımız kartların zarfını yırtıp kartı merakla çıkarırken alınan haz şimdilerde hiç bir şeyde yok... Mektup yazardık sevdiklerimize ve mektubun sonuna “acele cevap” diye not düşerdik. Sonra da cevap beklerdik. İstisnalar hariç mutlaka cevap gelirdi. Allah aşkına şimdi o şarkılara bile konu olan postacı, kredi kartı ekstresi ve ödenecek faturalar haricinde ne getiriyor bugün bize?..
Önceleri siyah beyaz hazırlanan, ardından renklenen tebrik kartları ayrıca anıların da canlı tanıkları idiler...
Siz nasıl düşünürseniz düşünün, ben “İyi bayramlar.” veya “Yeni yılını kutlar, seni en içten ve sıcak duygularımla öperim.” gibi basit, iddiasız ama kendi kelimelerimizle ve kendi yazımızla ifade ettiğimiz bin bir çeşit renkli resimli kartlarını bugün çok arıyorum…
Velhasıl kelam bu gün eski bayramları ne kadar özlüyorsam o eski tebrik kartlarını da o kadar özlüyorum…
Nerede kaldı o eski bayramlar?...
Nerede kaldı o eski bayramları kutladığımız tebrik kartları?..
Editör: Hamit Gözümoğlu













































