ANI
Giriş Tarihi : 14-02-2026 14:17   Güncelleme : 14-02-2026 16:10

Liseli Olmak / İsmet Hayri

Yazan: İsmet Hayri -LİSELİ OLMAK

Liseli Olmak / İsmet Hayri

LİSELİ OLMAK

Ege Üniversitesindeyiz. 

Rahmetli kardeşim Dr. Seyfullah, Esat ve ben bir daire kiraladık Halil Rıfat Paşa'da. Önden üçüncü, arkadan birinci kat... Kocaman bir bahçemiz var. Her öğrenci evi gibi kıt kanaat geçiniyoruz. Bir gün Esat, kızıl bir av köpeği yavrusuyla çıkageldi. Yavru sevimli.

Bahçe de var. Bize yük değil. Değil de bir süre sonra nafakamıza ortak oldu hayvan. Ay sonu yaklaşınca onun şapur şupur etleri mideye indirmesini izliyoruz, biz makarnaya talim ederken. 

Esat, doğma büyüme Beyoğlu’nda yaşamış. Galatasaray Lisesi mezunu. Mandra Filozofu gibi bir adam. Fransa'ya gitmiş. Ana dili gibi Fransızca konuşuyor.

"İnsanlar çalışmamalı! Bütün işleri robotlar yapmalı. İnsan, sadece düşünmeli ve sevmeli!" diyor, seksenli yıllarda. Bizim ufkumuzun hayal edebildiği bir durum olmadığı için dalga geçiyoruz fikirleriyle.

Komün hayatı yaşıyoruz. Ailelerimizin gönderebildikleri, masanın üzerinde. Herkes, ihtiyacı kadar alıyor.

Ay sonu yaklaşınca Esat, köpeğin yiyeceklerinin toplu alışverişini yapıyor. Bu, sürdürülebilir bir
durum değil! Köpeğimiz büyüdükçe, masrafları da büyüyor çünkü.

Bir gün Esat'ı karşıma aldım:
- Esatçığım, durum malum; zor geçiniyoruz. Ailelerimizin gönderdiği paralar yetmiyor. Ne yapabiliriz?
- Para önemli değil!
- Oğlum, nasıl önemli değil? Ayın son günleri aç kalıyoruz resmen!
- Önemli değil dedim ya!
- Hah! Dedin de doydu karnımız… Hallet o zaman sorunumuzu!
- Tamam! Hadi, çıkalım. Bir postaneye uğramamız gerek ama.
- Oğlum, uğrasak ne olacak? Sizinkilerin de ekonomik durumu malum.
- Onları aramayacağım. Arasam da yoktur zaten.
- Kimi arayacaksın öyleyse?
- Gidince görürsün! Düzgün bir şeyler giyin üstüne!

Çıktık.
Postaneye geldik. Esat, telefon rehberini aldı eline. Cebinden bir liste çıkardı. Bana döndü:
- Hangisini arayalım?
- Anlamadım! Kimi arıyoruz oğlum?
- Galatasaray Lisesi'nden mezun olup burada iş yapmakta olanlar bunlar.
- İyi de bundan bize ne?
- Ne demek bize ne? Galatasaray Lisesi’nin gücü nereden geliyor zannediyorsun? Bir Galatasaray Liseli öğrenci, dünyanın neresinde okursa okusun, bu liseden mezun olmuş oradakilerin listesi tutuşturulur eline. Başı sıkıştığında, darda kaldığında onlara başvurulur.
- Oğlum, hiç tanımadığınız bu insanlardan mı para isteyeceksin? Kafayı yemişsin sen!

Güldü. Listeyi bana uzatıp; “Seç bir ismi!” dedi.
Özgüvene bak! 

"Seç birini!" bir de!

Gençliğin, çılgın içsel talebiyle bir hanım ismi seçtim. Nasılsa imkânsız bir hayalin peşinden gidiyorduk, bari güzel bir hanım görüp de dönerdik yolculuğumuzdan.

Rehberden telefonunu bulduk ama yapılacak eyleme ve sonucuna, zerrece inancım yok!

Aradı Esat. Önce kendini tanıttı. Paraya ihtiyacı olduğunu belirtti. Tatlı bir muhabbetin ardından, telefonda söylenen adresi not aldı. Kapattı telefonu.

- Hadi!
- Oğlum, ne hadi?
- Para almaya!
- Oldu yani?
- Olmaması imkânsız!
- Oğlum, kafayı mı yedirteceksin bana? Hayatta hiç görmediğin birinden para istedin. O da;
"Hayhay efendim! Paranız hazır. Buyurun, alın!" dedi, öyle mi?
- Aynen öyle!

Gittik. Kırklı yaşlarda, çok bakımlı, sarışın, yeşil gözlü bir hanım; yüzüne yerleştirmeye aşına olduğu kocaman bir gülümsemeyle karşıladı bizi. Çok güzeldi gülüşü ama çok da iğreti duruyordu o güzel yüzde. İç gıcıklayacak kadar yumuşak tavırlarının arkasında sakladığı otoriter ve kararlı yapıyı, ilk izlenimde hissedebiliyordunuz. 

Çay ve kahve ikramlarımız yapıldı.

Tanışma faslı, belirli isimlerden bahsederek gerçekliğin değerlendirmesi falan derken hazırladığı zarfı, büyük bir nezaketle uzattı. Teşekkür edip, aldı Esat. Çıktık. Ben hayretler içindeyim!

Köşeyi döner dönmez açtık zarfı. 4000 TL. Bize ortalama 400-500 TL geliyor her ay.

Sonuç: O mezun olur olmaz bu gücü kullanarak hemen işe başladı. Bizler, uzun süre dirsek çürüttük. O, bizden başarılı olduğu için iş bulmadı. Kendisine sahip çıkan ve değerli hissettiren bir grubun parçası olduğu için iş buldu. Kendisine olanaklar sunan yapının devamı için o da okuyanlara zarflarını takdim ediyor şimdi.

Biz mi?

Okuduğumuz alanda iş bulamadık. Bilim adamı olmak için çıkmış olduğumuz yolculuk sonunda, film adamı olduk. Tıpkı babalarımız gibi tırnakla kazıyarak bir yerlere geldik. Çocuklarımıza ve arkadaşlarına, tırnakla kazımayı öğretiyoruz. 

Hiç özel hissedemedik, özel hissettiremiyoruz. 
Hayatı hep kavgayla kazandığımız için kavgaya her an hazırız. Kimseyi bulamazsak, kendimizle kavga ediyoruz.

Şeyh Edebali’nin, Osmanlı Devleti’nin kurucusu, damadı Osman’a söyledikleri geliyor aklıma; bugün hiçbir iz kalmamış olsa bile:
“Ey oğul! İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!”

Onların torunları olan bu günkü yöneticilerimizin sloganı, tam tersi:
“Kurumu yaşat ki işsiz kalma!”

Nereden nereye?

Kendi insanını özel hissettiren bir eğitim ve paylaşım modelinin, tüm kurumlarımızda uygulandığını görmek umuduyla…

***


Editör: Deniz İmre

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi