KUTLU DÜZENEK
Gün,
Ötüken’den süzülür gibi
Samsun ufkundan doğar.
Bu ışık sıradan değildir;
Göğün nefesiyle
ulusun uyanışı,
aynı anda vurur pencereye.
Kutlu düzenek gerilidir:
bir yanında binlerce yıllık yazgı,
öte yanında yarının içsel gücü.
Bir yay gibi kurulu,
Alp’in bileği kadar sert,
Bilgenin sözü kadar ölçülüdür.
Bu kadın,
yalnız bir dokuyucu değildir;
omzunda Umay Ana’nın gölgesi,
bakışında çağları aşan us vardır.
Al renkli önlüğü;
kutlu kanın belirtisi,
elindeki dayanç,
cephedeki yiğitlikle
aynı kaynaktan beslenir.
İplik iplik iner tarihin sesi.
Kızıl,
Ergenekon’da kızaran demir;
Sakarya’da toprağa karışan kan.
Mavi,
Göğün yedi katı;
Usun göğü,
çağdaşlığın ufku.
Sarı,
Gün Han’ın otağındaki güneş;
bilinci aydınlatan
Güneş, dil ışığı.
Yeşil,
yurt tutulan yaylalar;
susar ama
kökleri asla unutmaz.
Her ilmik,
bir toy yemini
bir cumhuriyet kararıdır.
her düğüm,
hem ant içiş
hem sorumluluktur.
Bu kutsal düzenekte,
yalnız kilim dokunmaz;
boylar birleşir,
devlet usla sağlamlaşır.
Dağılmasın diye
Türk’ün özü,
renklerle ve düşünceyle
damgalanır.
Sessizdir bu eller
ama gök gürültüsünü tanır.
Kılıç tutmamıştır belki,
fakat kılıcı var eden tin;
burada doğmuştur.
Bir zamanlar
demirle açılan yol,
şimdi
bilgiyle genişler.
Alp ovada at koşturur,
Bilge toyda söz söyler
ama biri vardır ki
adı çoğu zaman yazılmaz:
O,
zamanı tutan eldir;
devleti ayakta tutan
ana içsel güçtür.
Boş inanç barınamaz bu kutlu alanda,
kör yazgı tutunamaz;
çünkü burada
ilmek ilmek
us dokunur.
Savaş bitmiştir belki
ama yapım
yeni başlar.
Uzakta bir bakış sezinlenir:
“En gerçek yol gösterici”
bu ilmiklerde var olur.
Sessiz bir devrimdir bu;
adım adım,
renk renk,
emek emek.
Ve anlarız ki
Türk’ün destanı
yalnız alanlarda yazılmaz:
kimi zaman
bir ana,
bir düzenek başında
ulusu geleceğe dokur.
Gök yıkılsa
bu kutlu alan kalır;
devlet düşse
bu ilmikler anımsar.
Çünkü Gök Tanrı bilir,
tarih tanıklık eder:
Bu iplik kopmaz
Çünkü
us kopmaz.
***













































