IŞIĞIN KARANLIKLA SAVAŞI
Elektrik kesintisi başlayalı yaklaşık yarım saat olmuştu. Evren, kesintiyle beraber oluşan karanlık ve sessizliğin içinde bir müddet bekledi. Gözleri karanlığa alıştıktan sonra aslında ne kadar gürültülü bir yerde olmuş olduğunu anladı. Bilgisayarın ışığı silik bir aydınlık yayıyordu. Telefonuna gelen gerekli gereksiz mesajlar kısa süreli yanıp sönen bir ışık ve ses yayıyordu. Yarım saat önce kısık sesle açık televizyon, bilgisayar, cep telefonu, hiç dinlemediği radyonun sesi bir anda bıçak gibi kesilmişti. Uzanıp bilgisayarın kapağını kapattı. Cep telefonunu yüz üstü çevirdi ve sesini kıstı.
Şu anda karanlık koyulaşmış, sanki eşyaların nefesi duyuluyordu. Ne buzdolabı ne de kombinin ritimsel açılıp kapanma sesi artık yoktu. Sadece karanlık ve sessizlik vardı.
Pencereden süzülüp, yerdeki halıya ulaşmaya çalışan dolunayın ışığı karanlık ile savaş halindeydi. Tül perdeyi delip geçmiş, odanın derinliklerine doğru ilerlemeye çalışıyordu.
Biraz ürperse de bu durum hoşuna gitmiş, tarifsiz bir huzur duymuştu.
Genel bir kesinti olmalıydı. Dışarıdan gelen gürültülerde azalmıştı. Evren, kahvesini de alarak yarım saat kadar rahat kanepesinde oturdu. Bu süre içinde önce şaşırarak, aktif zihninin elektrik kesintisiyle beraber azaldığını ve dinginleştiğini fark etti. Genellikle fazla aktif olan zihni bir topaç gibi oradan oraya, konudan konuya atlar dururdu. Şimdi zihninin de elektrikleri kesilmişti sanki.
Karanlıkta sadece derin derin aldığı nefesin sesi yankılanıyordu. “Ne kadar farklı bir ortam” diye düşündü. Dikkat dağıtacak hiçbir şey yoktu. Yalnızca ben kendimle beraberim. En son ne zaman bu kadar huzur dolu olduğunu hatırlamaya çalıştı.
Evren, yakından gelen çığlıklar ve kırılıp dökülen eşyaların çıkardığı korkunç sesleri ilk duyduğu anda oturduğu koltukta yerinden sıçradı. Karşı kapı komşusu çiftin mütemadiyen yaptığı kavgalara alıştığını sanıyordu. Birbirine küfürlü, yüksek sesle bağırışlarından arada sırada seçilen kelimeler bir insanın diğer insana sıfat olarak kullanabileceği sözler değildi. Kaç defa apartman sakinleri ve yönetici tarafından polis çağırılmış, bir kaç hafta sessizlikten sonra aynı kavgalar devam etmişti.
Evren’i en çok rahatsız eden, adamın emekli polis olması ve evde beylik tabancasının bulunmasıydı. Kavgalarda bilinç yok olur, içimizdeki canavar ortaya çıkabilirdi. Kırılan tabak takımının şangırtısı arasında Evren, “Öldüreceğim seni!…. Kadın!” cümlesini her duyduğunda irkilirdi. Şimdi devrilen sandalye, masa tangırtıları arasında “Bıçak nerede….kadın? Doğrayacağım seni, lime lime!” cümlesi seçilebilmişti. Evren titreyerek ayağa kalktı. Dolapta bulunan mumu çıkarıp, yaktı. Sanki mum alevi daha çok titriyordu. Yavaşça dış kapısına doğru yaklaştı.
Kavga sesleri apartman boşluğunda yükselerek yankılanıyordu. Kapıya kulağını dayamasına gerek yoktu. Beş adım ilerisindeki evde mantık buharlaşmış, anlamsız vahşilik ortaya çıkmıştı.
Bu kadar saygısız bir ev ortamı ve haddi sınırları aşan tartışmalarda yaşamak, Evren için hiç mantıklı değildi.
Geçmişte böyle bir kavgadan sonra Evren, dışarıda karşı komşusu adamla karşılaşmıştı. Bu düşüncelerini nazikçe dile getirdiğinde, adam ağlayarak “ama ben bu karıyı seviyorum” dediğinde Evren; hücrelerine kadar buz tuttuğunu hissetmişti.
Sevgi nasıl bir şeydi?
Sevgi neydi?
Böyle bir ilişkiyi sevgi diye tanımlamak mümkün müydü?
Mumun titrek ışığında dış kapının arkasında olduğu yere çakılıp kalmış olan Evren, bunları düşünüyor; mum alevinin mi, yoksa kendisinin mi daha çok titrediğini ayırt edemiyordu.
Huzur ve sevgi ne kadar çabuk değişiyordu.














































