DENEME
Giriş Tarihi : 27-06-2022 18:00

Hikayesizlik

Yazan: Fatma Topkara - HİKAYESİZLİK

Hikayesizlik

HİKAYESİZLİK

Her dakikasını mutluluğu aramakla tüketen çağın insanı için lazım olan asıl şey; belirgin, hatları keskin, adı konulmuş bir mutsuzluktur. İnsan sorusuyla meşhurdur çünkü, olmalıdır. Ve her soru beraberinde gam getirir, sıkıntı getirir, hüzün getirir, ısdırap getirir,huzur götürür. Getirdiği şeylerin yanında götürdüklerinin lafı edilmez lakin Topçu'nun da dediği gibi;  "Isdırap, bu ruhu sefaletinden kurtarıcı eldir." 

Mütehakkim bir eldir evet, fakat ucunda bir mütehassıslık vardır. Üstelik uzun analizler yerine uzun suskunluklarla bahşedilir insana. Sır içinde sır. Taptaze bir güneşin altında ısınmış bir kayaya, yalın ayak tırmanmak gibidir... Bir zaman sonra, ayaklarından sıyrılan ateş göğsünde bir yere kurulur. Bundan sonra; manzara sana has, sıcaklık sana, usulca soğumak sana. Neresinden bakılırsa bakılsın, bu bir keşif. Kaybolmanın aynı zamanda "bulmak" ihtimali taşıdığına şahit olur artık insan.
             
Lakin her şeyin sualsiz talibi olma yeteneği kazanmış insan, artık onun alıcısı değildir. Bodrum katından tıkırtılar gelen evlerin laneti gibi bir lanet sanar soruyu. Tedavülden kalkmış kelimelerin hâlâ  bir soruya dönüşür olması, onu korkutur. Bir duvar görse dibine çöktürecek cevaplarla yüzleşmek için ne yazık ki bir kalbi yoktur. Titreşime aldığı cihazının gürültüsü kadar varlık emaresi olmayan bir 'parçasıdır' onun. Çok kez yüreğini ağzına getirecek hadiseler yaşar belki ama getirmez. Onda can sıkıcı bir 'kılpayılık' peydah olmuştur. Üstelik öyle peyderpey de değil; seri,kıvrak bir kurtuluştur onun ki. Ne için savaştığını bile unutturan bir kılpayılık..     

Derinle bir ilişkisi kalmamıştır. İrâbında yüzeysellik,gel geçlik, iğretilik... Yoğurt kaplarında çiçekler büyüten kadınların inadından hiç haberi yoktur. Müthiş hikayesizdir. Onun için bütün sosyal mecralara düşen bir özelliğin kanadından, bu yokluğunu sıvazlar durur. Kamuslar şaşırır tanımlarına, hekimler  hastalığına, anneler yaralarına, çocuklar oyunlarına şaşırır. Görünür olmak ile var olmayı bir sanar. Bütün taşları yerinden oynamış bir zeminin üzerinde bütün kadrajlara giresi vardır üstelik. Büyüklerin var olmayı meydanlardan çekilmek olarak algıladığı ve anlattığı dünyada, onun varmadığı meydan, uğramadığı sokak yoktur. Ve hiç kaybolmaz. Bir yolunu bulup kaybolamamanın, akıl oynatır bir dengesi var ve ona maruz. Tabiatla, çiçekle, kuşlarla ünsiyet kurmak, "mış" eki almış bir cümlenin içinden aldığı  haberdir yalnızca. "Rüzgarların,derelerin ve dağların dilinden anlamayan cehennemi uzak bir akıbette aramasın sakın." denilmişse de; yalnızlığını yoklasan, sahipsiz eşyalar gibi sende alma isteği uyandıran dillerden, bir zaman önce duyduklarıdır bunlar.

Megapikselin, makinenin gün gün yoksulluğunu çoğaltır bir hâli var. Bir babanın askerlik anılarını, gençliğini koyu kahverengi bir bavulun içinde sarıp sarmalayıp saklarken, çocuğun yegane görevi olan yaramazlıkla onları buluşu... Öyle bir şeyi bulmuştur ki çocuk, sahibinin dâhi unuttuğu bir şeyi bulmuştur. Ve şimdi, kimseye böylesi bir buluşu yaşatma hakkı vermeyen makinalar. Herkesin muhayyelesinde zaten uslu çocuklar. Diline "zaman öldürmek" cümlelerini aldığından beri insan, yolunda giden bir şey yok. Yolundan edilen şeyler var. İçinde yerini yadırgamayan bir şeytan. İçinde yasını uzatmayan kısa kesen bir aciz. İçinde düşünü istemeyen bir düş kıran. İçinde konuşmaları uzayan uzman. İçinde söz doğuran bir yokluk. Bu sebeple ne yapıp etse, ulaştığı yer, vardığı noktada durmadan başına vuran; büyük hikayesizlik.

Kapı deliğinden geçen gözüyle,en büyük günahı işlediğini sanan çocukların pişmanlığından pay alamaz bir arsızlığı var. Sarkıntılık ettiği bir dünyadır çünkü.

Bir dünyadır; yazları akraba ziyareti, kışları ocakbaşı. Kendini bulduğu tek gün yok. İstihakını yeni almış işveren gibi aralaksız  pay ettiği şeyler, paydası olduğu işler ve hiç bir zaman , hiç bir şeyi olmamış koca bir yaşam. Avluyu serin sert sularla yıkayıp, kıyısından köşesinden ve boşluğundan(!) istifade; hiç yitemediği bir yaşam. Gündönümünde kendisine bırakılmış bir kaldırımda soluklansa yeşerecek. Taş yeşerecek.Vakti yoktur. Her sabah alarmlar yüzünden, hiç gecikmez. Bir dünyayı erteler. Büyük hikayesizliğini kurduğu saatlere borçludur. Hiç göçmez kervan, kalamaz dağ başlarında...Hep yetişir, yatışır,unutur. Çok güzel unutulur mesela.

Çünkü bir el yazısı, dolma kalemi, mendili, kağıda yapışıp kalmış bir kokusu ,bir mektubu yoktur. Çok uçucudur. Özel günlerini bilir, lakin hafızası yoktur.Akıl, bir geçici bellek.  Esas hafızanın gönül olduğunu bilmez, inanmaz; ona gönlü, hiç yoktur. Tezcanlıdır, bir kitabın kahramanı olamaz. Çünkü, "Kainatın mihverinin kendinden geçtiğini vehmeder." Nasıl sadece tek bir kişi,tek bir şey olur!

Gözüne kestirdiği dünya tarafından bile bile gözden çıkarılırken insan, ısrarla üstünü kalın kalın çizdiği şeyler var. Daha çocukken herkesin en az bir kere kurtardığı dünyayla biraz büyüyünce ilk yaptığı, uzlaşmak olunca böyle gelişti, böyle oldu. Bütün türkülerin tesirini azaltır bir soğukluğu var şimdi. Ve delilleri karartan bir suçlu gibi, iflahı ertelenmiş...

Oysa öyle değildi. Mesaisi uzamışlar gibi dünyadan sıkılırdı. Gündüz gözüyle dahi rüya görürdü. Hiç rüya görmemiş adamlardan bir günahtan kaçar gibi kaçardı. Dili çok kez göze tebdil ederdi. Sıvasız evlere içerlerdi. Sermayesi merhametiydi.  İmâ bilmez, imla bilmez, imha bilmez; aralıksız kalaylanan bir kap gibi parlardı.  Çünkü İrâbında, "âlem"vardı. 'Dünya gözüyle göreyim' dediği birileri var olsa da, Veysel'den ilham aldığı, iki ucundada kâr gördüğü bir hâl vardı. Bir kahramanı vardı. Fetihlerde bayram yapardı. Bir tesbihi defalarca döner, yeniden başlamanın bereketine inanırdı.

Dilinin dönmediği şeyler vardı. Sevdiğinde kekeme kesilirdi. Herkese yetecek kadar gam, kimseden esirgenmez bir gülüş taşırdı. Kızdığına ateş kesilir siyasi olmak ne bilmezdi. Gelir veya gelmez , yine de bir Mehdi inancı taşırdı. Çünkü kurtarılması gereken bir yere düştüğünü bilirdi.

 Şimdi, kaybolmuştur insan. Ustalıkla yakınlaştığı her şeyden biraz uzaklaşmak ve güvenli bir alan oluşturup tez elden kendini aramaya çıkacak.. Soğuğa, ateşli hastalıklara, korkulara rağmen bunu yapacak. Ucuz mutluluklardansa, haklı, asil ve sıkıntılı bir derdin gönüllüsü olacak. Resulullah'ın(sav) ; "savaş bitti, büyük savaş başladı" dediği yerin huzursuz sakini olduğunu hep hatırlayacak. Boğulacak ki yaşamı tarif edebilsin. Yanacak ki suyu bilsin. Düşecek ki yükseliş için bir şeyler söyleyebilsin. Özündeki selamı bütün nazarlarına yüklesin. Bütün azalarıyla Ona dikkat kesilsin.Kunduralarını yastık ucunda saklayarak bir bayramı karşılayan çocuklara benzer bir ihlasla, yastık altlarında yasları ve dualarıyla beklesin.

Sütü taştı taşacak bir ocak, mumu söndü sönecek bir oda, düğmeleri düştü düşecek gömlekler gibi; bir korkuyu da başından eksik etmesin. Havf ve reca arası bir yerde beklesin.
Bir hikaye istiyorsa; "Akşama özgü göğsünü açıp." beklesin. Diğer türlüsü ,hikayesizlik..

"Müslüman, derinleş. Akşam vakti, güneşin batışından paniğe kapılan kuşların çığlıklarında,
sabah, dağ doruklarından günün huzurunu getiren yumuşak ışıkların gümüşsü tüylerinde derinleş.
Senin derinliğinden topluma boz bulanık bir cemre düşsün.
Trajik olma, trajedide derinleş.."

Truva Edebiyat Dergisi

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi