ANI
Giriş Tarihi : 26-12-2025 19:46   Güncelleme : 26-12-2025 23:37

Halı TezgâhI / Nevin Aktekin Gülfırat

Yazan: Nevin Aktekin Gülfırat -HALI TEZGÂHI

Halı TezgâhI / Nevin Aktekin Gülfırat

HALI TEZGÂHI

Yıllar önceydi, anneannemlerin iki katlı bahçeli evinin dışında arka tarafta bahçenin bir köşesinde duran küçük bir kilerde görmüştüm halı tezgâhını ilk kez.
Kiler serin ve loştu. Ahşap duvarlara sinmiş eski zaman kokusu vardı.

Büyük, ağır ve sessiz sanılan bir şeydi bu halı tezgâhı. Ama yanına yaklaşıp dokununca anlıyordum ki o kadar da sessiz değildi. Elli yılı aşan hikâyeler fısıldıyordu insana…

Boydan boya uzanan ana iskelet ipleri vardı. Tavana doğru gerilmiş, zamanla sararmış ipler…
Motif asılı tablası, kök boyayla renklendirilmiş ipleri, ip kesme makası ve tırmık ucuna benzeyen sıkıştırma aleti dururdu tezgâhın yanında.

Demir soğuktu. Ahşap  yorgundu. İlk bakışta tuhaf gelen bu aletler, dokununca anlam kazanıyordu.
Üzerinde ilmek ilmek dizilmiş ipler dururdu. Loşlukta kırmızı daha koyu, mavi daha derin görünürdü.
Renk skalası geniş, canlı ipler… 

Motifler daha baştan kendini belli ederdi.

Sanki bu, halı dokunmak için değil; anlatmak için vardı. Sabrı, emeği ve beklemeyi haykırırdı.
Dedem, Isparta’nın Senirkent sınırlarında dokumacılık yapmıştı. Tezgâhın başında duruşu bile ağırbaşlıydı.

Kendi de öyle bir de fötr şapkasını, takım elbisesini eksik etmezdi üzerinden…

Bilge adamdı dedem…

Annem anlatırdı hep ilim meclisleri olurmuş dedemin evinde. Hatta bir gece vakti Said’i Nursi de gelmiş sabaha kadar muhabbet etmişler dedemle..

Dedem aynı zamanda çok çalışırdı. Nasır tutmuş ellerinde yılların sabrı dururdu.

Havlu da dokur, halı da dokurdu ama her tezgâhın dili başkaydı.

Anneannem de onun yanındaydı. Yan yana, çoğu zaman sessizce çalışırlardı.

Hayat müşterekti geçim derdi, yokluk, çocuklar ve ekmek…

Her ilmek, bir umut, bir hayale tutunmaktı.

Bize de öğretmeye çalışmışlardı sonradan. Ellerimizi yönlendirir, "sabır" derlerdi.

“Motifi şaşırma, düğümü yerinde at. Tırmıkla sabitle, unutma!”

"Küçük bir hata, bütün deseni bozar" derlerdi.
Dedem neredeyse her seferinde aynı cümleyi kurardı:
“Bir ilmek yanlış olursa, emek boşa gider.”

Biz çocuk aklıyla öğrendiğimizi sanır, gizlice kilere gider, bir iki sıra yaptığımızı düşünürdük.

İpler parmaklarımızın arasından kayar, motife bakıp "Başardık!" derdik.

Dedem anlardı. Hep anlardı.

Kızardı, kaba tabirle “hergeleler” derdi.

“Eliniz değmiş yine, emek var bunda.”

Sonra bastonuyla bizi bahçede kovalar ama sesinde kızgınlıktan çok hatıra olurdu.

O kilerde, sadece bir tezgâh yoktu. Tozun içinde asılı kalan sesler vardı.

Dedemin, anneannemin, annemin, dayımın, teyzemin sesi…

Herkesin bir izi düşmüştü o halıya. Kiminin çocukluğu kiminin genç kızlığı kiminin geçim derdi kiminin gurbeti.

Yıllar geçti. Tezgâh kaldı. O kiler de arada bize hikâyelerini fısıldardı. Sonra yalnızlığına terkedildi o kilerde…

Ev yıkıldı, apartman oldu.

Dedeme o eve geçmek nasip olmadı.

Halı tezgâhı şimdi kime gitti bilmiyorum. Kime hikâyelerini fısıldıyor, hangi ellerde yaşıyor…

Ama ne zaman bir halı tezgâhına baksam resmini görsem dedemin ellerini görüyorum.

Bazı insanlar gittikten sonra bile, dokuduklarıyla yaşamaya devam ediyor.

Kim bilir, dedemin ilmekleri de şimdi kimin hikâyesine eşlik ediyor.

***

 
Editör: Neşe Kazan

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi