GÜL AĞACI
- Bahçeye mor gül diker misin?
Son isteği bu olmuştu.
- Mor gül çok hoşuma gidiyor.
- Çiçekçi ve fidancılara bir bakayım.
- Gerek yok onlara. Üst bahçede komşunun var. Çelikle üretirsin.
- Şimdi çelik zamanı değil ama.
- Olsun. Ben sana göstereyim. Sen ip bağla. Zamanı gelince çelik alır, dikersin.
- Tutar mı bilemem.
- Senin elin verimli. Mutlaka tutar.
...
Pencereden çiçeklikteki gül ağacına bakıyordu. Tutmuş, boylanmış fakat ona görmek nasip olmamıştı. Ayrılmış, tek başına bırakmıştı.
- Kokuyor da üstelik. Artık baharda açıyor, öyle istekli, öyle gösterişli. Onca gül içinden, “Ben buradayım.” diyor. Rahmetli görebilseydi.
İçine bir acı gelip oturdu. Bu gecedekinden farklıydı. Divan üzerinde kıvrılmış kalmış, nice zaman sonra yüklükten bir battaniye alıp zar zor üstünü örtmüştü. Gecenin bir yerinde sol omzu acıya gark olmuş, uykusundan uyanmış, elleriyle omuzlarını ovmuş, yorgunluktan bitmek üzereyken acı sessizce kaybolmuştu. Tekrar gözlerini ne zaman kapadığının ayırdında değildi. Ya o rüya neydi öyle?
Sisler arasından belirsiz bir silüet gelmiş, karşısında durmuş, o merak içinde kim olduğunu çıkarmaya çalışırken "Sabahleyin gül ağacına renkli bir kuş gelecek. Ona bana bakarcası bak."
Eşinin sesine benzetmişti. Geçen zaman bu kadar mı yabancılaştıracaktı birbirlerine?
“Bu sabah mı?” sorusuna: “Şafakla…” demişti.
Şafakla oturduğu cam kenarından gül ağacını gözlüyor fakat bir türlü sözünü ettiği o renkli kuş gelmiyordu. Telefonla oğlunu aradı.
- Aķşam bir tuhaf oldum oğlum. Yarın beni bir doktora götür.
- Rahatsızlık büyükse acile gidelim. Hemen geleyim.
- Yok, yok geçti gitti. Yarın bir görüneyim.
- Olur.
- Bugün bir yerlere sözün yoksa gel de birkaç ekmek alıp dağıtalım.
- Öğleden sonra uğrarım.
- Tamam. Geline selam söyle.Torunları da al gel, gelirken.
...
Tekrar gül ağacına baktı. Yoktu. Ne onda ne de yakınındaki ağaçlarda öyle bir kuş yoktu. Gözleri dalmış, kafası yavaşca aşağıya kaymış, kolunun üzerine yaslanmıştı. Nefes alışı yavaşlamış, nihayetinde tamamen yok olmuştu.
...
Karısının göremediği bu gül ağacına gerçekten rengârenk bir kuş gelip kondu. Bir daldan diğerine zıplaya zıplaya oyunlar kurdu. En uç dalda uzun uzun çığlık çığlığa öttü.
Yaşlı beden ise onu duymuyordu.
Yoldan geçenler durup gül ağacına baktılar.
“Ne renkli bir kuş bu böyle, ilk kez böylesini görüyorum.” dedi biri.
Diğeri, “Ömrühayatımda böyle güzel öten kuş sesi duymadım.” dedi.
Gerçekten böyle bir kuş şimdiye kadar hiç görülmedi. Adını bilen çıkmadı yoldan geçenlerden.
***














































