DÜŞ ODALARINI YOK ETTİK
Herkesin evinde düş odaları vardı eskiden.
Kişilerin orada mola verdiği, kendini dinlediği, ilerleyen zamanların planlarını yaptığı ya da hayal kurduğu düş odası, nam-ı değer "Evimizin Balkonu"
Artık yoklar, evimize fazladan bir kaç metrekare alan kazandıracağız diye yok ettik biz o düş odalarını.
Oysa balkon sadece düş odası değildi, bazen küçük sebze bahçesi ya da çiçeklerinizin yaşam alanı oluyordu.
Bazen de nefes aldığımızı hissettiğimiz yerdi orası.
Topu topu bir kaç metrekare, onu bile duvarlar ile çevreledik biz.
Nefes alamaz olduk, ruhumuz daraldı, tansiyonumuz yükseldi, gözlerimiz buğulandı, hıçkırıklar boğazımızı düğümledi....
Şehirdeki hayata özendik biz ama her bir şeyin bedeli olduğunu unuttuk.
Şehirdeki hayatı düşlerken düşlerimizden vazgeçmemiz gerektiğini nereden bilebilirdik ki?
Doğadan öyle uzaklaştık ki yer kazanma uğruna neleri yok etmedik.
Düş odalarımızda kendimizi bulurduk.
Ruhumuzu dinlerdik.
Nasıl biz yorulunca dinlenmek istiyorsak ruhumuz da yeri gelir yorgun düşünce orada dinlenirdi, nefes aldığını hissederdi.
Hayatı biz o kadar ciddiye aldık ki.
Hayatımızdaki önemliler sıralamasını biraz eksik yaptık sanki.
İlk yerde olması gereken şey, en son sırada yerini buldu.
Düş odalarımızda yıldızları seyreder, arada kayan yıldız görünce dilek dilerdik.
Ay ve gezegenlerle bazen sohbet ederdik.
Hiç bizi yargılamazlar, şunu neden dedin, bunu neden yaptın demezlerdi.
En güzel, anlar düş odalarındaki anlardı.
Evimizde dört duvar arasında kendimizi güvende hissetsek de.
Yeri geliyor aynı duvarlar bize soğuk gelebiliyor.
Yaşam alanlarımızı seçerken sadece bir günlük planlar yapıp seçmeyelim.
Hele ki düş odalarımızdan vazgeçmeyelim.
Kendimizi kaybettiğimizde, bulabileceğimiz yer orası çünkü....













































