ANI
Giriş Tarihi : 06-09-2024 16:59   Güncelleme : 06-09-2024 17:57

Düğün / Hatice Tike

Hatice Tike -DÜĞÜN

Düğün / Hatice Tike

DÜĞÜN

Geçen hafta sonu bir arkadaşın kızının düğününe gittik. Bir masayı arkadaşlarla paylaştık. Otururken halay müziği çaldı.

Arkadaşım Nükhet elimden tuttu, beni halaya kaldırdı.

Güzel halay çekerken birden müziğin rengi değişti. Halay başı kızımız da çok marifetli.
İki adım öne, iki adım arkaya. Elleri bırak. 
İki alkış yukarıya, iki alkış aşağıya. Sonra eksenin etrafında tam tur yap tekrar elleri yakala.

Biz, pür dikkat halay başı kızı takip ediyoruz. 
Kaptık oyunu. Ama biz dönmüyoruz. Çünkü figürler karışık. İlk defa da böyle figürle halay oynuyoruz. Karıştırma endişesi var bizde. Biz böyle güzel gidiyoruz.

Fakat Nükhet, oyunun coşkusuna daha fazla dayanamadı.

"Hatice, biz de dönelim mi?" dedi.

Ben kaşımı kaldırarak; "Hayır" dedim.

“Bozma biz böyle iyiyiz" dedim.

Ama Nükhet elleri bırakıp alkışlara geçerken, aşka geldi birden dönmeye başladı. Fakat tam tur yapamadı. Ayakları birbirine dolaşarak yan yan yengeç gibi salonun kapısına doğru, yampik yampik yürümeye başladı.

Salondan çıkacak. Kapıya da yakınız zaten.
Baktım yanımda kız yok. Hem de o ara bana nasıl bağırıyor; "Haticeee beni yakala, sıkı tut!" diye. 

Bir film vardı sıkıysa yakala. Onun gibi. 

Hemen arkasından uzanıp kolundan yapıştım.

"Hooop, nereye böyle?" dedim.

Tuttum bunu.

"Başım döndü" dedi.

"Döner tabi" dedim.

"Sana kim dedi dön diye. Senin nurtopu gibi vertigon olduğunu unuttun mu? Ben dönmüyorum bak, sana ne oluyor" dedim.

"Zaten bir de topuklu ayakkabının üstünde zor duruyorsun."

Koluna girip masamıza götürdüm  güç bela.
Çantasından sigara paketini çıkardı. Sigarayı ağzına aldı. Tam yakacakken: "Hayırdır arkadaşım, salondayız. Kapalı yerde olmaz. Hem içme be canım. Bu dördüncü, saydım. Canına yazık değil mi? Hani bırakmıştın sen?”

"Altı yıl içmedim bıraktım."

"Eeee şimdi ne oldu?"

Gözleri dolu dolu oldu.

"Bir gece de yine başladım. Moralim çok bozuk" dedi.

"Hayırdır canım. Hadi biz biraz dışarı çıkalım, hava alalım. Ses ve gürültüden bir şey anlaşılmıyor."

Salondan dışarı çıktık. Mis gibi bir hava. Salon, park içinde, yemyeşil ağaçlar, çiçekler. Yapay nehirde su değirmeni dönüyor. Görsel şölen.

Dışarıda masalar da var. Sigara içenler, oturan konuklar.

"Ne oldu canım, anlat şimdi" dedim.

"Hatice, oğlum beni aramıyor. Günde beş defa arayan çocuk olunca. O da normal değildi ama. Gelin de aynen öyle. Bir yıldır bana küsler, konuşmuyorlar.
Ne geliyorlar ne arıyorlar" diyerek ağlamaya başladı.

"Canım yaa kıyamam sana!"

"Haftaya torunun doğum günü var. Çok özledim onu, bir yıldır görmüyorum" dedi.

Kızın dengesi boşuna bozulmamış.

"Senin bu kadar fedakârlığına bile mi?" dedim.

"O zaman da çok abartıyorsun diye uyarmıştım seni. Ama dinleyen kim? Bak sonu ne oldu, hüsran. Herşeyin normali güzeldir. Fazla fedakârlığı anlayacak gençlik yok şimdilerde. Sadece kendini ve rahatını düşünen bir nesil yetişiyor."

"Üzülme be arkadaşım. Zaten sağlığın da buna müsaade etmiyor. Sen haftaya torunun için en güzel hediyeyi alıyorsun, doğru oğlunun kapısını çalıyorsun. Sorunları küçükken çözümleyeceksin. Büyüyünce kabuk bağlar, çözümü zor olur." 

"Canım oğluşum, canım gelinim. Sizi çok seviyorum ve özlüyorum. Torunum burnumda tütüyor. Kızım, fındık kabuğunu doldurmayan meseleler yüzünden birbirimizi kırmayalım şu yalan dünyada diyerek hediyesini ver. İkisine de sarıl, torunu da kucakla.” dedim. 

“Seni kapı dışarı edemezler ya." 

Birden yüzünde gülümseme oluştu. Sigarasını bitirdi salona geri döndük.

Halay başka versiyonuyla hızla devam ediyordu.

"Yine Hatice halay" dedi.

"Yok artık bu uslanmayacak" dedim. 

"Olur canım. Sen, ben ve  vertigo üçlüsüyle yapalım halay" dedim. 

Kahkaha atarak yerimize oturduk. Gelen yaş pastaları afiyetle yedik.

Düğünleri seviyorum ben yaaa! Bir de kafana uygun grubun varsa.

Editör : Ümmügülsüm Hasyıldırım

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi