ANI
Giriş Tarihi : 10-05-2023 23:39   Güncelleme : 10-05-2023 23:49

Buz Gibi Gazoz / Ümit Kayaçelebi

Yazan: Ümit Kayaçelebi -BUZ GİBİ GAZOZ

Buz Gibi Gazoz / Ümit Kayaçelebi

BUZ GİBİ GAZOZ

Gazoz deyip yine daldık zaman tüneline ve buz gibi gazoz dedik de acaba daha buzdolabının Van’da arzı endam eylemediği zamanlar nasıl oluyor da buz gibi gazoz içebiliyorduk?

Doğrudur efendim 1950 ve 1960'lı yıllara kadar her iş yerinde her meskende buzdolabı yoktu. Çamaşır makinesi de yoktu, bulaşık makinesi de yoktu, akıllı fırınlar da yoktu.

Beyaz eşya, çeşit çeşit mobilyalarla dolu dolu evlerimiz yoktu ama mutluyduk huzurluyduk. O şimdiki torunların beğenmediği hor gördüğü göz göre göre yıkılmasına göz yumdukları kerpiç toprak evler bizim içimizi ısıtıyordu.

Dedelerimiz, babalarımız hatta bizler de o toprak damlarda çocukluğumuzu yaşadık gençliğimizi geçirdik. Ne gördük ne yaşadıysak orada oldu hatıralarımızda hep o toprak evlerde yaşadıklarımız var.

Bir zamanlar derken taş devrinden, milattan önceden değil 1950'li yıllardan 1960'lı yıllardan bahsediyorum. Bu yıllar Van’ın en güzel yıllarıydı. İşte çocuktuk beslenme çantamız, bol bol harçlıklarımız, kılık kıyafetimiz de yoktu. 2,5 kuruşu, beş kuruşu, on kuruşu görsek havada kapardık. Çünkü bir şey alabiliyorduk. Hele o sarı yirmi beş kuruşu görünce adeta bayram ederdik.
Yirmi beş kuruş büyük paraydı.

Yaz günleri annemden veya babamdan yirmi beş kuruşu kopardığım zaman ver elini 'Uludağ Gazoz Fabrikası'. Nerde derseniz? eski Çarşı Karakolu'nun tam karşısında. Sokağın üst başında Niyazi’nin kahvesi, altında peynirci İsmail yaprak onun altında Ali Rıza Atacan ve hemen onun yanında da Tahta çerçeveli bir basit sac levhaya da aynen şöyle yazılmış. 'Uludağ gazoz fabrikası…Yakup Sandıkçı'

İlk buzdolabını ben orda gördüm. Gittiğimizde rahmetli Yakup Amca o sıcakta insanların sıcaktan yandığı zaman da çocuğuz diye hor görüp ortadan sıcak gazoz vermezdi.
Buzdolabını açar ve açacakla açtıktan sonra buyur derdi. Ben de alırdım bele içime i sindirerek yavaş yavaş içerdim hiç bitmesin derdim. Sıcak havada gazoz içmenin keyfini yaşar ve içtikten sonra şişeyi bırakır ve "oğğeş ne ğoştu" der çıkardım. Yirmi beş kuruşa buzdolabından gazozu içmek de o zamanlar bizim için çocuk havsalasıyla çok farklı bir
şeydi.

Yakup Sandıkçı'nın kızı da benim ilkokul da aynı sınıftan arkadaşımdı. Aynı hizada otururduk. O zamanlar kızlar önde biz de arka sıralar da otururduk. Onunla mühendisin kızı Nermin aynı sırada otururlardı. Zaman geçti
her birimiz bir yana savrulduk.

Hılafım yoğ ben o yıllarda Yakup Sandıkçı'nın Gazoz Fabrikası'nın dışında başka bir yerde de buzdolabı görmedim. Benim evime bile 1976 yılında buzdolabı girdi ve o yıl buzdolabı ile tanıştık. Buzdolabı lükstü çok az yerde belki de vardı biz bilmiyorduk.

İşte efendim o yıllarda bahar derken ardı sıra yaz ayları geldiğinde Van’da yazlık sinemalar da faaliyete geçerdi. 1968 yılında yazlık Yıldız Sineması'nın açılışına kadar topu topu 3 tane yazlık sinemamız vardı. Emek, Şehir ve Yeni sinema yazlık sinemalardı.

Yaz aylarında sinemaların olduğu sokak da satıcıdan  geçilmezdi çekirdek satan, nohut satan vs. Bütün bunların yanı sıra üç
sinemanın hoparlörlerinden çıkan şarkı sesleri de birbirine karışırdı. Gez dolan bedava müzik dinle!. Birinde Ahmet Sezgin der, diğerinde Zeki Müren bir diğerinde Şükran Ay.

Hangisine kulak verirsen ver. Genç kızlar genç erkekler anneler babalar hepsi iki dirhem bir
çekirdek giyinmişiler ve hepsi de beğendikleri bir film seçip bir sinemaya gidecekler.

Bütün bilbordlara bakar bakar dururlar bir türlü karar veremezler. Bilbordlar şimdiki gibi modern değil tahta bir camekanın içine yerleştiren iki farklı afiş ve filmin lobi kartları onlara bakıp fikir sahibi oluyorsunuz. Oğlan şuna gidelim der, kız buna gidelim derken bir ortak kararla sinemalardan birine dalarlar.

Eğer babanız da sizinle gelmişse baba bu babalığını yapar ve bir farkındalık yaratarak bir loca bileti alır. Sinema bedeli bir lira ise dört kişilik locaya beş lira veriyorsunuz ama müstakil olarak rahat rahat yayılıp oturuyorsunuz.

Bir de evden minder getirmiş iseniz koyun
babanızın ve annenizin altına rahat rahat
otursunlar film seyretmenin keyfini çıkarsınlar. Onlar ne de olsa büyük siz tahta sandalyede de otursanız bir şey olmaz.

Oturduktan sonra babam al der şu parayı git biraz çekirdek al deyince koşarım büfeye çekirdek istiyorum deyince mini terazide tartar ve kağıt külaha koyar ve dönerim yerime ve çıt çıt faslı başlar.

Çocuklar çok mutlu çünkü sinemaya gelmişler locada yer tutmuşlar çekirdekleri var daha ne olsun ki?

İşte tam o esnada sinemada vazifeli birisi elinde tahta kasanın içerisinde gazoz şişeleri ile deyip orta yerde dolaşıyor. Her şey iyi güzel bir de babamıza gazoz aldırırsak değmeyin keyfimize.

Neyse annemizi dürter anne babamıza söyle bize gazoz alsın derdik. O da babamıza der baba da biraz naz nuz ederse de annemizin  hatırına binaen gazoz satan çocuğu çağırır ve ver dört tane gazoz deyince gazozcu çocuk çat çut ardı ardına gazoz şişelerini açar parasını alıp gittikten sonra  gazozları hemen içmezdik. Hava atmak için locanın duvarlarına bırakır sonra gazozlar ısınmadan iştihla ile içerdik.

Ağustos ayında buz gibi gazozu içmenin saadetine vasıl olurduk sinemada. İçtiğimiz gazoz şişelerini de locanın duvarlarına bırakır bakın biz gazoz içtik der gibi bir görüntü verirdik. Derken filme dalar giderdik.

Şimdi diyacağsız, "Sinemada buz dolabı var mıydı?" Elbette ki yoktu! Ama içtiğimiz gazozlar satıcının da dediği gibi buz gibi gazozdu. "Peki nasıl olmuş da bele buz gibi olmuş bu gazozlar?" Çok basit efendim o zamanlar Van merkezinden denize doğru akıp giden onlarca yer altı kehrizi vardı. Onlardan biri de şimdiki sinemaların sokağının altından akıp giderdi. Çok temiz el ayak değmeyen hatta bazen suyunun bile içildiği hatta kahvelere bile bu kerhiz suyunun götürüldüğünü ve ondan kallavi çayları içenler çok iyi bilirler.

Büfeci Yakup Sandıkçı'dan aldığı gazozları kasa içerisinde sinema başlamadan birkaç saat evvel su kanalına bırakır ve film başlamaya yakın alır sinemaya getirirdi. Su o kadar soğuk olurdi ki Uludağ Gazoz'u buz gibi olurdu.

Tabi bu buz gibi gazoz sadece emek sinemasına hastı diğer sinemaların yanında ve yakının da kerhiz geçmediği için buz gibi gazoz  deseler de gazozları buz gibi
değildi.

İşte o "oğğğeş" deyip içtiğimiz buz gibi gazozun sırrı da o buz gibi suların gelip geçtiği kehrizlerdi. Ve o yıllarda Van’da da Uludağ Gazozu'ndan başka içecek meşrubatta yoktu. Tek içeceğimiz Yakup Sandıkçı'nın 'Uludağ Gazozu' idi. 
İşte buz gibi gazozun hikayesi de böyle sevgili hemşolar.

Bu arada bize buz gibi gazozu içmenin tadını yıllar boyu yaşatan Yakup Sandıkçı ve tüm Sandıkçı ailesini de ölenleri rahmetle anarken kalanlara da sağlık ve selamlarımı iletiyorum.
Gel de deme nerde buz gibi gazoz!...

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi