BU ŞEHİR
Kar yağdı bu şehrin serseri kaldırımlarına.
Kış kapıların dışında.
Gözlerim soğuk otobüs camlarında.
Cebimdeki son parayı da ziyan ediyorum bir sabah sigarasında.
Mecburi uyandığım günaydınlarda,
Gün çok aymıyor.
Şarapla yıkanmış gibi zaman.
İki ileri bir geri gidiyor.
Saçlarımda kar ile karışmış yılların yorgunlukları.
Ve omuzumda bu aşkın kalıntıları.
Üşüyorum.
Belki yokluğundan,
Belki zemherinin ayazından.
Bilmiyorum
Bildiğim
Ben bu sene kara kışı yaşıyorum.
Özlemek ölmekten iki harf daha fazla diyordu şair.
Aslında özlemek
Gelecekten beklentisi olan mazinin dilenciliğidir.
Geçmiş zaman sevdanın asıl adıdır.
Gelecek zaman ise sevdanın intikamıdır.
Ve alınan her nefes, yaşanan her an insan için bir imtihandır.
Bu imtihanda, derin bir sessizlik sarıyor duygularımı.
Sıcacık bir ekmek kokusu doyuruyor anılarımı.
İşte burası, onun eski çalıştığı mekân.
Devri âlem gibi yine onda kaldı zaman.
Kaldırımlar ve hatıralar.
Ne kadar bir birine zıtlar.
Ama aynı karede buluşurlar.
Anlaşırlar.
Antlaşmanın adını da umut koyarlar.
Hiçbir meşgale umut kadar oyalamaz insanı.
Ve hiç bir umutsuzluk,
"Hatırlanmıyorumdur kesin" kadar yormaz insanın hafızasını.
Kar yağdı bu şehrin yalnız kaldırımlarına.
Kış sırasını vermek istemiyor inatla bahara.
Ben ise,
Sobasız evler kadar yetimim.
Soğuk kış sokakları kadar kimsesizim.
Seslensem, neredesin sen haykırışlarımı duyar mısın,
Köprü altlarını varlığın ile ısıtır mısın,
Gelip yine bu şehirde,
Sıcacık bir çorba gibi bana sığınır mısın,
Bu şehir eskiden böyle değildi.
Herkese sıcacık bir insanlık verirdi.
Sensiz ben bu şehri çok düşünüyorum.
Sensiz ben bu şehir gibi çok üşüyorum.
***















































