BİYOGRAFİ
Giriş Tarihi : 21-10-2025 23:23   Güncelleme : 22-10-2025 09:50

Bir Kadının Gözünden Pablo Picasso / Bilgi Şakar

Hazırlayan: Bilgi Şakar -BİR KADININ GÖZÜNDEN PABLO PİCASSO

Bir Kadının Gözünden Pablo Picasso / Bilgi Şakar

BİR KADININ GÖZÜNDEN PABLO PİCASSO

Pablo'ya rastlayan her kadın şanssızdır bence. 

Çünkü o kadın bilmese de Pablo onlarca kadını tanımıştır ondan önce. 
O kadın Pablo için herhangi biri olsa da Pablo onlar için paha biçilemez bir mücevherdir. Ve ben artık onun yokluğuna dayanamıyorum, ah onun yokluğuna dayanamıyorum. Söyle bana Pablo neden beni bırakıp gittin, ah Pablo sensizliğe dayanamıyorum! Onunla hep güzel sohbetler ederdik.

Bana bütün hayatını anlatmıştı ya da sadece kendi hakkında bilmemi istediklerini. Hani şu ilk bakışta çizdiği resimlerin ne olduğu tam anlaşılmayan; insanları, hayvanları, nesneleri geometrik şekillerle çeviren Kübizm'in babası ve bir dahi olan Pablo Picasso'dan bahsedeceğim.

Pablo, doğumu için şöyle demişti. "25 Ekim 1881 günü ılık bir havada yağmur çiseliyormuş, İspanya'nın güneyindeki Malaga'da. Çok geçmemiş ki ekim ayının solgun güneşi bulutların arkasından yüzünü göstermiş ve dünyada uzun yıllar ismi alınacak bir çocuğun doğduğunu anne ve babasına müjdeler gibi parlamış. 
“Pablo Picasso, benim Pablo'm ailesinin ilk çocuğu olarak doğmuş ve evine neşe getirmiş. Tam adı adı, Pablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno María de los Remedios Cipriano de la Santísima Trinidad Ruizy Picasso'dur. Ah ben söylerken yoruldum. Laf arasında bana belirli bir yaştan sonra annesinin soyadını kullandığını söylemişti.

Babası hem müze müdürü hem ressam hem de sanat öğretmeni olunca kaçınılmaz olarak Pablo'nun da ilk öğretmeni babası olmuş.  Bu yetenekli çocuğun ilk söylediği şey, "Kalem, bana kalem verin." olmuş. Pablo, kardeşini küçük yaşta kaybetmiş, kim bilir ne kadar üzülmüştür. Sonra Barcelona'ya taşınmışlar. Barcelona'da üst düzey resim dersleri almak için girdiği sınavı diğerleri bir ayda geçerken benim Pablo'm bir haftada geçmiş ve yeteneğinin ilk sinyallerini vermiş.

Barcelona'dan sonra Madrid'de Güzel Sanatlar Akademisi’ne gitmiş orada birçok kişiyle arkadaş olmuş. Pablo'nun taşıdığı ruh, onu okulun soğuk duvarlarını hapsedilmeyecek kadar özgürdü; bu yüzden içindeki o uçarı ve disiplinsiz ruh, Madrid'in tarih ve sanat kokan sokaklarını dolaşmayı okula gitmekten daha çok seviyormuş. Bir gün Madrid'de bir ressamı tanımış ve ondan çok etkilenmiş.

Daha sonra ömrünü geçireceği Fransa'ya gitmiş.
Pablo bir seferinde bana, "Paris'teyiz, 1900 yıllarında beş paramız yok ve arkadaşım  Max Jako ile evi ısıtmak için eserlerimden birçok resmi yaktık ısınmak için. “Benim için en pahalı ısınmaydı bu." demişti buruk bir gülümsemeyle.

Paris'te sıradan insanların sirk palyaçolarının, akrobatların resimlerini yapmış, fakat tablolarında hep bu hayatın hüzünlü yanlarını göstermişti. Bir arkadaşı Afrika'dan bazı maskeler getirmiş, bu maskeler sanatçının çok ilgisini çekmiş ve etkilenmişti.

Pablo ağırlıklı olarak mavi ve yeşil renklelerle hüznü ve acıyı resmettiği dönemine “Mavi Dönem” diyordu. Bilseniz, daha Pablo'nun kaç tane dönemi var. Biraz da Gül veya Pembe döneminden bahsedeyim, bu dönem biraz daha mutluluğu temsil eder, tualinde şeftali pembe ve pastel  renkleri kullandığı dönemdi.

Pablo'm Georges Braque ile birlikte kübizm akımının temelini attığını söylerdi, yaklaşık yedi yıl kübist tablolar yapmıştı. Bana anlattığı kadarını size de anlatayım. Kübizm, geometri ve geometrik şekillerin kullanılmasıdır. Resimdeki nesneler geometrik formlar oluşturacak şekilde basitleştirilir veya geometrik şekillere bölünür. Başka bir deyişle de üç boyutlu bir cismi iki boyutlu bir yüzeye aktarma çabasıdır.

Pablo'nun resimlerine bakarsanız yan yüzeyleri bölüştürüp her birini iki boyutlu göstermeye çalışır. Baktığınız zaman resimlerde insanların hem profilini hem de önden görünüşü vardır. 

Pablo muhteşem bir sanatçıdır. Pablo'nun bence en büyük özelliği sürekli bir değişim ve dönüşüm göstermesidir. Ve resimleri tanıştığı bütün kadınların izini taşır, eşleri, onlarca sevgilisi, tanıdığı biri veya hayat kadınları...

Onları kıskanmadığımı söylersem yalan söylemiş olurum. Pablo beğendiği kadınları tüm karizmasıyla etkisi altına alır, sonra hayatına alır ve onları tabiri caizse tablolarına sürmeden hayatından çıkarmazmış.

Pablo'm Kübizm akımının en önemli örneklerinden biri olarak görülen ünlü eseri Avignonlu Kadınlar tablosunu Fransa'da 1907 yazında çizmişti.

O, savaşa karşı biriydi. En tanınmış eserlerinden biri de Alman Hava Kuvvetleri’nin Guernica kasabasını bombalamasını anlatan Guernica adlı eseridir. Resmi 1937'de yapmıştı. Bu resim, Madrid'de Reina Sofía Müzesi’nde sergilenmektedir.

Savaş karşıtı olduğunu söylemiştim değil mi? Bu tablo ile ilgili olarak şunu anlatmadan geçemeyeceğim. Pablo Picasso, bir sergisi sırasında kendisine, "Bu resmi siz mi yaptınız?" diye soran bir Alman generaline, "Hayır, siz yaptınız!" cevabını vermiştir. Bu resim Picasso'nun savaşa ve Guernica'nın bombalanmasına karşı duyduğu güçlü nefreti apaçık anlatmaktadır. Pablo ile birlikte bu resmini incelerken resminde insan ve hayvan figürlerini acıyı, hüznü ve savaşa karşı duyduğu nefreti yansıtmak istediğini söylemişti bana.

Bir süre arkadaşıyla Roma'da kalır ve bu yıllarda klasik resme döner.

Picasso tanıdığım en üretken sanatçıdır. O kadar ki Guiness Rekorlar Kitabı'na girmiştir, toplam resim, 100,000 baskı, 34,000 kitap resmi ve 300 heykel ve birçok seramik ve çizim ürettiği kayıt altına alınmıştı. Pablo'm sadece bir ressam değildi. Heykeltıraş şair ve oyun yazarıdır.

Pablo, savaş karşıtı eşitlikçi ve özgürlükçü biriydi. 1944 yılında Fransız Komünist Partisi'ne üye olmuştu. 1948 yılında Polonya'nın Wroclaw kentinde düzenlenen Dünya Barış Kongresi'ne  katılmış ve faşizme karşı savaşan dünya halklarının ve Sovyetler Birliği'nin yanında olduğunu ilan etmişti. 1953 yılında Stalin'in portresini yapması ise, karşıt görüşlülerin hiç hoşuna gitmemişti. Pablo Picasso, önce Stalin Barış ödülü aldı, yine 1950 ve 1962 yıllarında iki kez Lenin nişanı ödülüne layık görüldü. Hayatı boyunca insanların acılarına karşı duyarlı olmuştu, faşizme karşı durmuş ve bu minvalde eserler üretmişti.

Benim Pablo Picasso'm toplumsal olaylara çok duyarlıydı ancak sevgi dolu olduğu kadar çapkındı ve kadınlara karşı şiddete varan güç gösterisi de sergiliyordu, bu da onun kötü yanıydı. Onda insanı cezbeden bir şeyler vardı. Evet  o sıradan biri değildi, çok yönlüydü. Zaten bu yüzden genç yaşımda ona aşık olmuştum.

Ben 1953' te Pablo'mla tanıştığımda o 72, ben 26 yaşındaydım. Altı ay kadar birbirimizi tanımaya çalıştık. Ardından birlikte yaşamaya karar verdik. Yaklaşık sekiz yılın sonunda evlendik. Ben İkinci ve son nikahlı eşi Jacqueline Roque. Dün gibi hatırlıyorum, harika bir ilkbahar akşamıydı. 8 Nisan 1973' te  Fransa'nın Mougins kentinde, güzel evimizde akşam yemeği hazırladık, arkadaşlarımızla güzel bir yemek yedik. Ertesi sabah Pablo'm beni ardında gözü yaşlı bırakıp gitti. Doktorlar ölümü için akciğer ödemi ve kalp krizi dediler. Onu Vauvenargues Şatosu'na gömdük. Pablo Picasso'nun ölümü beni sarstı. Evet doksan iki yaşındaydı; evet  yaşlanmıştı ve hastaydı ama o benim hem arkadaşım hem eşimdi. Onu her gün biraz daha fazla özlüyordum. Onsuz harap bir bina gibi yıkık ve yalnız kaldım. Her gün ona kavuşmayı diledim.

Sonunda 1986'da 59 yaşındayken elime bir silah aldım ve tek kurşunla ona kavuştum.

***

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi