BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU / ANADOLU’YA ÂŞIK RESSAM
1911 Giresun - 21 Eylül 1975 İstanbul
Türk ressam, yazar ve şair
TÜRKÜLER DOLUSU
Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var.
Tam bir memleket âşığı olan Bedri Rahmi Eyüboğlu, 1911 yılında Karadeniz’in yeşil mi yeşil şehri Giresun’da ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelmiştir.
Babasının görevinden dolayı Anadolu'nun birçok şehrinde yaşama imkânı bulmuştur; bu da küçük yaşlardan itibaren onun hem memleket sevgisini perçinlemiş hem de yazılarında ve resimlerinde ona ilham kaynağı olmuştur. Kime ilham kaynağı olmaz ki bu güzel memleket? Ben de bu ilhamla kaleme aldığım dizelerimi sizlerle paylaşmak isterim.
VATANIM TÜRKİYE’M
Güzel vatanım Türkiye’m vurulmuşum,
Ovana dağına toprağına taşına,
Baharına yazına kışına,
Rüzgârına yağmuruna soğuğuna vurulmuşum.
Güzel vatanım Türkiye’m vurulmuşum,
Baharda çağlayan suların akışına,
Allı turnaların, kartalların uçuşuna,
Güllerin çiçeklerin açışına vurulmuşum.
Güzel vatanım Türkiye’m vurulmuşum,
Ağıtlarına destanlarına sevda türkülerine,
Seğmenine, dadaşına, gakkoşuna, efene,
Doğuna batına kuzey ve güneyine vurulmuşum.
Güzel vatanım Türkiye’m vurulmuşum,
Askerinin keskin bakışına,
Dosta güven düşmana korku salışına,
Karada havada denizde gidişine vurulmuşum.
Güzel vatanım Türkiye’m vurulmuşum,
Gömün beni vatanımın şehit kanından toprağına
Sarın beni uğruna öldüğüm al bayrağa,
Göklerde salınan alına beyazına vurulmuşum.
Bilgi Şakar
Memleketine âşık hem ressam hem şair aynı zamanda yazar Bedri Rahmi Eyüboğlu'nu yakından tanıma yolculuğuna çıkacağız.
Eyüboğlu iyi bir eğitim almış, Trabzon kökenli bir ailenin üyesidir. Babası milletvekili, ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu Cumhuriyet dönemi Çeviri Bürosu çevirmenlerinden ve başarılı bir deneme yazarı, kız kardeşi Mualla Eyüboğlu Anhegger Akademi'den mezun ilk dört kadın mimarlarımızdan biridir.
İlk ve ortaöğrenimini tamamladıktan sonra İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne girdi. İbrahim Çallı ve Ziya Güran gibi hocalardan ders aldı. Edebiyat da en az resim kadar onun tutkusuydu ve büyük usta Ahmet Haşim’den mitoloji ve estetik dersleri aldı.
Henüz okulunu bitirmemişken ağabeyinin desteğiyle Fransızca'sını geliştirmek ve ilgilendiği sanatları öğrenmek için Fransa’ya gitti. Birçok önemli sanatçının önemli eserlerini kopya etti. Özellikle Van Gogh onu çok etkiledi. İleride eşi olacak hanımefendiyle de Paris’te bir ay kadar çalıştığı atölyede tanıştı. Bu gezi onun için çok verimli olmuştu. Türkiye’ye döndü ve öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı.
Eyüboğlu’nun hem resim hem de yazı ve şiirlerinde Anadolu’ya olan hayranlığı ve memleket sevgisi ve o kültürü açığa çıkarma çabası bizi karşılar. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu tanımaya çalışırken atölyesinin girişinde bir “Ressam Andı” asılı olduğunu öğrendim.
RESSAM ANDI
Bugüne kadar resim sanatı alanında
Yapılagelmiş olanları inceleyeceğime
Kendini bütün dünyaya kabul ettirmişler
Arasında beni en çok saranları ayırarak
Onlara kendi aramalarımı, denemelerimi
Katacağıma
Alışılagelmiş, basmakalıp, hazırlop
Klişeleşmiş, çiğnene çiğnene tadı tuzu
Kalmamış hiçbir şeyi tekrarlamayacağıma
Elimden çıkan her çizgiye
Her lekeye
Her renge
Her beneğe
Kendi aklımı
Kendi tecrübemi
Kendi tasamı
Kendi ömrümü, yüreğimi basacağıma
Aldığım nefes, içtiğim su, bastığım toprak
Gözüm, kulağım, burnum
Elim, belim, dilim, derim üstüne
Yemin ederim
Yemini bozduğum gün
Buradan giderim.
Bu anttan da yola çıkarak var olan ve emek harcanmış eserlere saygılı olduğunu ama tekrara düşmeden kendi eserlerini üreteceğini; özgün eserlere imza atacağını, eser üretirken tecrübelerini, renkleri, iç dünyasını, acısını, tasasını ve yüreğini ortaya koyacağını söylüyor.
Hatta işi biraz daha ileriye götürüp yeminini bozarsa buralardan gideceğini bile yeminine ekliyor. İşte bu özgünlük onu beslemiş ve ilgilendiği her sanat dalında bir ekol haline getirmiştir. Bazı örnekler verelim:
1936’daki diploma yarışmasında “Hamam” adlı kompozisyonuyla birinci oldu.
Yine aynı yıl Moskova’da düzenlenen Çağdaş Türk Sanat Sergisi’ne katıldı. 1937’de Cemal Tollu ile birlikte Akademinin Resim Bölümü Şefi Leopold Levy’nin asistanlığını yaptılar.
Bedri Rahmi, CHP’nin kültür programlarında resim yapmak için 1938’de Edirne’ye, 1941’de de Çorum’a gitmek için çağrıldı. Çalışmalarında köy manzaraları, köy kahveleri, faytonlu yollar, iğde dalı takmış gelinler gibi Anadolu’ya has çalışmalar yer aldı.
Sonraki zamanlarda duvar resimleri yapmaya başladı. İlk duvar resmini 1943’te İstanbul’da, Ortaköy’deki Lido Yüzme Havuzu için yaptı. Bazı atölye ve galeriler açtı.
Ankara’da 1950 yılında çok kapsamlı bir sergi açtı.
Bedri Rahmi, kendini geliştirmek için hep çaba içindeydi ve tekrar Fransa’ya gitti. Paris’te bulunan İnsan Müzesi’nde (Musee de I’homme) eski çağlara ait ilkel kavimlerin sanatını inceledi.
Bu çalışmalarından sonra bazı ilkeler geliştirdi. “Güzelin aynı zamanda yararlı da olabileceği, yararlı olanın da güzel olanın gücünü azaltmayacağı” ilkesine ulaştı. Ve bu vardığı ilkeler sanat görüşünü bütünüyle ele geçirdi.
Amerika’dayken andına da sadık kalarak daha önce denenmemiş renkler bulabilmek için denemeler yaptı. Plastik boyalar, tutkallar, talaş ve buruşturulmuş Japon kağıdı kullandı. ‘Amerika Dönemi’nin sanatına başka bir boyut kazandırdığını duyurdu. Kaliforniya Üniversitesi Berkeley’de iki yıl misafir profesörlük yaptı.
1961’de Unicef çocuklar yararına “Eşeğin Üzerinde Çocuklarını Taşıyan Anadolu Köylü Kadın” motifi Amerika'da kartpostal olarak basıldı. 1962 Aralık ayında “Zincir” isimli eseri New York Modern Sanat Müzesi tarafından satın alındı.
Biraz da Bedri Rahmi’nin yazdıklarına bakalım.
1933'ten sonra Yeditepe, Ses, Güney, İnsan, İnkılapçı Gençlik ve Varlık dergilerinde şiirlerine yer verildi.
1941'de vatani görevini yapıp geldikten sonra ilk şiir kitabı olan "Yaradana Mektuplar" yayımlandı. Şiirlerinde, Anadolu hayranlığından beslenerek geleneksel halk sanatlarından seçtiği ögeleri çok iyi bir şekilde yansıttı. Türk Halk edebiyatının masal, deyiş gibi türlerine karşı duyduğu hayranlığı yansıttı.
Bedri Rahmi, etrafındaki kişilerin resime ağırlık vermesi konusundaki uyarılarına kulak asmadı ve şiir yazmayı bırakmadı. Bu çabasının sonucunda 1948 yılında ikinci şiir kitabı “Karadut” yayımlandı.
Yazı yazma tutkusunu Yeni Sabah gazetesinde daha sonra da Cumhuriyet gazetesinde devam ettirdi.
1953'te üçüncü şiir kitabı "Tuz", 1956'da ilk düzyazı kitabı "Canım Anadolu", 1957'de “Üçü Birden” ismini verdiği kitabı yayınlandı.
Bedri Rahmi Eyüboğlu, şiirlerinde de halk kaynağından beslendi; masallardan, söylencelerden, türkülerden yararlanarak, doğa tutkusunu, insan sevgisini, yaşama sevincini, toplumsal sorunları yansıttı.
El Baskı Yazmacılık, gravür, seramik, heykel, vitray, mozaik, hat, serigrafi, litografi gibi birçok formda eserler üreten sanatçı, geleneksel süsleme ve halk el sanatlarında seçtiği motifleri yapıtlarında Batı'nın teknikleriyle birleştirerek kullandı.
Eyüboğlu’nun çok bilinen şiirlerine göz atalım.
Zindanı Taştan Oyarlar şiirini hapse giren arkadaşı Nazım Hikmet için yazdığı söylenir. Daha sonra bu şiiri Zülfü Livaneli tarafından bestelenmiştir.
ZİNDANI TAŞTAN OYARLAR
Sılanın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor
Bugün efkarlıyım açmasın güller
Yiğidimden kötü haber verirler
Demirden döşeği taştan sedirler
Yatak diken diken yastık batıyor
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor
Bir şubat gecesi tutuldu dilin
Silaha bıçağa varmadı elin
Ne ana ne baba ne kız ne gelin
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor
Ne bir haram yedin ne bir cana kıydın
Ekmek kadar temiz su gibi aydın
Hiç kimse duymadan hükümler giydin
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor
Döşek melil mahzun yastık batıyor
TÜRKÜLER DOLUSU
Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var
Canıma ciğerime dek işlemiş
Canıma ciğerime
Sapına kadar.
Elma dalından uzağa düşmez
Ne yana gitsem nafile.
Memleketin hali gözümden gitmez
Binbir yerimden bağlanmışım
Bundan ötesine aklım ermez.
Yerliyim yerli olmasına
ilmik ilmik, damar damar
Yerliyim.
Bir dilim Trabzon peyniri
Bir avuç tiftik
Bir çimdik çavdar
Bir tutam Şile bezi gibi
Dişimden tırnağıma kadar
Ressamım.
Yurdumun taşından toprağından sürüp gelir nakışlarım
Taşıma toprağıma toz konduranın
Alnını karışlarım.
Şairim şair olmasına
Canım kurban şiirin gerçeğine hasına
içerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum
Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter
Eğri büğrü, kör topal kabulüm
Şairim
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası
Ayak seslerinden tanırım
Ne zaman bir köy türküsü duysam
Şairliğimden utanırım
Şairim
Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum
Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim
Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.
Hey hey, yine de hey hey
Salınsın türküler bir uçtan bir uca
Evelallah hepsinde varım
Onlar kadar sahici
Onlar kadar gerçek
insancasına, erkekçesine
“Bana bir bardak su” dercesine
Bir türkü söylemeden gidersem yanarım.
Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.
Ah bu türküler,
Köy türküleri
Dilimizin tuzu biberi
Memleket ahvalini onlardan sor
Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen’i
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni…
Ben türkülerden aldım haberi.
Ah bu türküler, köy türküleri
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak
Hilesiz hurdasız, çırılçıplak
Dişisi dişi, erkeği erkek
Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara
Bıçağı bıcak.
Ah bu türküler, köy türküleri
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi
Kiminin reyhasından geçilmez
Kimi zehir, kimi zemberek gibi.
Ah bu türküler, köy türküleri
Olgun bir karpuz gibi yarılır içim
Kan damlar ucundan, mürekkep değil
işte söz, işte ses, işte biçim:
“Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar”
iliklerine kadar işlemiş sızı
Artık iflah olmaz kavak ağacı
Bu türkünün yüreğinde sancı var.
Ah bu türküler, köy türküleri
Ne düzeni belli, ne yazanı
Altlarında imza yok ama
içlerinde yürek var
Cennet misali sevişen
Cehennemler gibi dövüşen
Bir çocuk gibi gülüp
Mağaralar gibi inleyen
Nasıl unutur nasıl
Ömründe bir kez olsun
Halk türküsü dinleyen…
KARADUT
Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın
SİTEM
Önde zeytin ağaçları arkasında yâr
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim.
Yâr yollarına dökülmedik dilleri neyleyim.
Yâr yâr!.. Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım.
Yâr yâr
Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var
Bedri Rahmi Eyüboğlu Eserleri
Şiir:
• Yaradana Mektuplar (1941),
• Karadut (1948),
• Tuz (1952),
• Üçü Birden (1953),
• Dördü Birden (1956),
• Karadut 69 (1969),
• Dol Kara-bakır Dol (1974).
Gezi:
• Canım Anadolu (1953)
• Tezek (1975)
• Delifişek (1975)
Monografi:
• Nazmi Ziya (1937)
Deneme:
• Turan Erol Ne Getirdi! (1969)
• Delifişek (sanat yazıları, 1975).
Ölümünden Sonra:
• Yaşadım (kitaplarına girmemiş 25 şiir, 1977),
• Bin bir Bedros (resim albümü, 1977),
• Babatomiler (1978),
• Çağdaş Türk Resminden Örnekler (başka imzalarla, 1982),
• Kardeş Mektupları (mektup, 1985),
• Yukulele’ye Mektuplar (Çinli bir ressama mektupları, bas. haz. Mehmet Hamdi Eyüboğlu, 1989),
• Bu Anadolu Var ya (kitaplarına girmemiş yazılarından seçme, 1993),
• Kültür Yokuşu (haz. Mehmet Eyüboğlu, 1995),
• Körolası (yazılar, 1999),
• Dost Dost (1938-1945 arası deneme ve makaleleri, 2004),
• Resme Bakarken (haz. Mehmet Hamdi Eyüboğlu, 2005),
• Aşk Mektupları I, II, III (Fransızca'dan çeviri, yay. haz. Mehmet Hamdi Eyüboğlu, 2000-2001, 2006).
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz













































