ANKARA’DAN MOSTAR’A YAPRAĞI TUTAN KÖK
Dr. Senad Hasanagić’e
Ben de “Sayın” demedim sana kardeşim,
Çünkü o söz araya soğukluk koyar.
Biz sözü köprü yaparız,
Taştan değil;
İnançtan, ülküden, bellekten.
Ben Ankara’dan sesleniyorum,
Bozkırın tam göğsünden.
Rüzgârım serttir ama köksüz değildir,
Toprağım kurudur ama yalan bilmez.
Altım Hitit, üstüm Selçuk,
Yanımda Oğuz’un izi,
Karşımda çağın sınavı.
Burası bir kent değil yalnız,
Bir direniş aklıdır Ankara.
Düşüncenin kaleye döndüğü yer,
Sözün pusata dönüştüğü durak.
Sen Mostar’sın,
Yaprağın ucunda bekleyen nöbet.
Ben Ankara’yım,
O yaprağı tutan kök.
Bir ağaçtır bu yurt dediğin,
Kökü Orta Asya’da,
Dalı Balkan’da.
Gövdesi Anadolu,
Yaprağı Bosna.
Bir dal incinirse
Kök sızlar,
Kök zayıflarsa
Yaprak düşer.
Ben biliyorum Mostar’ı,
Sularından, taşlarından.
Yıkılan köprüden biliyorum,
Yeniden kurulan onurdan.
Ankara bilir bu acıyı,
Bir meclis bodrumunda
Top sesleri altında
Yazılan yazgıdan bilir.
Biz de “birlik” dedik,
Biz de “insanlık” dedik.
Güçlüyken sınandık,
Zayıfken aşağılandık.
Ve biz de Âkif’i dinledik burada:
“Korkma!” dedi,
Çünkü korku boyunduruktu.
“Korkma!” dedi,
Çünkü umut dirençti.
Batının çeliği mi dedin?
Ankara’da da gördük.
Âkif’in dediği gibi
Adını koyduk:
Tek dişi kalmış canavar!
Bu kentte de ezan vardı,
Bu kentte de secde.
Bu taşlarda da dua durur,
Bu toprak da şehit kanlarıyla
Geçmişten beri doludur.
Âkif,
Ankara’da bir masa başında
Yalnız değildi.
Mostar da yanındaydı,
Saraybosna da,
Üsküp de,
Semerkant da.
İşte bu yüzden evrenseldir onun sözü;
Bozkırda da yankı bulur,
Köprü başında da.
Ey kardeşim,
Yaprağın ucunda duran!
Bil ki
Ankara uykuda değildir.
Kök uyanıksa
Ağaç devrilmez.
Biz buradan bakıyoruz dünyaya,
Gözümüz açık,
Belleğimiz diri.
Ve buradan sesleniyoruz:
Âkif’i okuyun,
Âkif’i anlayın,
Âkif gibi tetikte olun!
Esenlik olsun Mostar’a,
Esenlik olsun köprü bekleyenlere,
Esenlik olsun,
Dizeleriyle bile sınır tutanlara!
Ankara’dan,
Bağlılıkla,
Kökten yaprağa…













































