Masumiyet Müzesi…
Şimdilerde çok konuşulan yeni dizi.
Orhan Pamuk’un 2008 yılında yayınlanan romanı.
1975 yılında, İstanbul’da zengin bir iş adamıyla uzak akrabası yoksul tezgâhtar kızın arasındaki saplantılı aşkı anlatan, kitabın önüne geçmeye başlayan diziyi ben de izledim.
Dizideki Kemal’in Füsun aşkı, bağlılığı öyle fazla ki kızın elinin değdiği, kullandığı nesneleri (En çarpıcısı da sigara izmaritleri olsa gerek.) biriktirip sonrasında bunlardan bir müze yapıyor.
Orhan Pamuk, gerçekte de bu müzeyi kitapta yazdığı gibi ince ince kurgulayıp kurmuş.
Dizi izlenmeye başlayınca kitap da müze de iyice adını duyurdu.
Son birkaç gündür evi ocağı döküp fazlalıkları ayıklamaya çalışırken bir yandan da kendi “masumiyet müzemi” kurduğumu farkettim.
Çocuklara ait ne çok şey biriktirmişim meğer.
Karneler, başarı belgeleri...
Çocuk kitapları, özel günlerde yazdıkları notlar, çizdikleri resimler, kumbaraları, ilkokul defterleri, küçülmüş kalemleri, sevdikleri giysilerden bazıları, minik ayakkabıları, oyuncakları daha neler neler…
Ve bende iz bırakan günlerden, kişilerden kalan objeler.
Bir kalem, bir defter, bir hediye kupa, bir çiçeğin kurusu, bir takı, bir CD…
Bahara girmeden yaptığım kış ayıklamasında hayallere dalıp gittim.
Kendi müzemin koridorlarında gezindim.
Elime geçen her eşyanın anısını yaşadım tekrar; yerlerini düzenledim, kimilerini tekrar kutularına kaldırdım.
Hepimizin yok mu böyle kendine ait müzeleri?
Anılarını sakladıkları köşeleri?
Masumca zamanlardan kalma hikâyeli eşyaları?
Baktıkça gülümseten, hüzünlendiren, özlem barındıran?
Var mı sizlerin de kendi özel “masumiyet müzeleri”niz?
***
