Bugünlerde fırsat buldukça parmaklarım bu çalgının üzerinde ritm tutmaya çalışmakta.
Canım sıkıldıkça masada, kitap üstünde, bulduğum sert zeminlerde kendimce ses çıkarmaya çalışmışlığım vardı ama bu farklı.
Hem kolay gibi hem değil.
Sabır ve çalışma istiyor her iş gibi.
Bağlılık ve sevgi istiyor her çalgı gibi.
“Bendir”le tanışmam pek yeni.
Görmüşlüğüm var elbet.
Türkülerde, deyişlerde dinlemişliğim.
“Ney”le dostluğu da pek güzeldir hani…
Biraz araştırmıştım tarihini.
Ta Antik çağlardan beri kullanılan bir çalgıymış.
Eski Mısır’dan ve Mezopotamya’dan beri ruhları coşturmuş.
Geleneksel müziklerin, dini ritüellerin, toplumsal törenlerin vazgeçilmez çalgısı...
Bendir, ritmi belirleyen bir çalgı olarak da orkestra düzeninde önemli bir yere sahip.
Teyp, kaset, CD’nin olmadığı zamanlarda nice genç kızın kına gecesinde kadınların çaldığı, söylediği türkünün enstrümanıdır bendir.
Yunus’un şiirlerine, Mevlana’nın cümlelerine sestir.
Arınmak isteyen ruhların kendilerini arayış yolculuklarında eşlikçidir.
Sadece geleneksel müziklerde değil, günümüzde modern enstrümanlar içinde de bendiri görmemiz mümkün.
Nereden geldi gönlüme düştü bilmem işte…
Bu yıl değdi benim elim de kökeni çok eskilere giden bu çalgıya.
Urfa’daki eski bir bendir ustasının elinden çıkma, oğlak derisi geçirilmiş, ceviz ağacıyla çevrelenmiş bendirden düzgün ritmi çıkarmakla uğraşmaktayım arada.
Hocasını da bulunca “hayallerini erteleme Dilek” dedim kendime.
Kendin için bir şeyler yapmayı erteleme.
Geç değil.
“Erken” kime göre, neye göre hem?
“Geç” ne zamana göre?
Gülümse ve devam et hayata.
Hikâyende bir bendirin eşlik ettiği türküler de yazılsın yol yol…
Bolca Yunus şiiri olsun.
Ve müziğin ruha iyi gelen nağmeleri…
