ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 14-12-2022 17:19

Vakit

Yazan: Fatma Sude Düzyol -VAKİT

Vakit

VAKİT                         

Sessiz adımlarla şehri seyre daldı. Sahi bu kadar gürültülü olmayı gerektiren neydi?

Açığa çıkan her duygunun bu kadar hoyrat olması ona hep tuhaf geldi. Önünde asırlık Ayasofya varken böyle düşüncelere dalmak tabii olsa gerek.

Bu sefer sakin adımlarla ilerledi omzuna çarpan insanları aça aça duvarlarımızı aşarcasına. Ters istikamette yürüyenin kim olduğunu bilmeksizin amacına ulaşmak için... Bu sorgulama hali yeniydi, bir o kadar da tanıdık. Gölge gibi karanlığa aşık ve onunla yitik.

 Nokta mı eliften Elif mi noktadan?
Varlığımız mı yokluk yoksa yoklukta mı vardan?
Kulağında çınlar bu sadalar, adımlarda kaybolur ya zaten insan. İlk defa içerideydi fakat o buradan hiç gitmemişti ki.

Bir köşeye sinerek onun ruhundan olmak, olmak bir yana bu günlerde zor fakat hissetmek, nefesini duyuyor olmak bununla dertlenmek... 

"Anlatamam, anlamazlar, anlamak istemezler!" diye inliyor inliyor garibin biri çıkıp varsam yanına desem:
- Anlat bana derdini ey Abdal!
Kaldır o başını haykır içindekileri!
-Ben anlatırım anlatmasına da bu sözler ağırdır evlat rahatlığa alışana sevimsizdir benim sarfettiğim kelimeler.

Dinlemek istiyordu bu dünya onun dârı değildi, biliyordu anlamdırması gereken çok şey olduğunun farkı, bu farkta olmak çok canını yakar insanın dünyayı dar eder ona adeta.
- Söyle Ey Abdal! İşiteceklerime güç yetiririm.
Dert nedir? Dünya mutluluk yeri midir? 
Derdi olmayanın gayesi var mıdır? 
Kurduğun hayallerin ne kadarı senindir? 
Senin yaşam gayen nedir? 
Sen nesin? Nereye gidersin? 
Sen nerelerdesin? 
Sen nerelerdesin? 
Sen nerelerdesin? 
Nefes nefese doğruldu yatağından uyanmıştı. Madem uyanıldı şimdi düşlere dalma vaktiydi...

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi