ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 28-07-2024 00:52   Güncelleme : 28-07-2024 01:00

Saklı Hikâyeler / Kenan Gül

Yazan: Kenan Gül -SAKLI HİKÂYELER

Saklı Hikâyeler / Kenan Gül

SAKLI HİKÂYELER

Yazılıp çizilenlerin, yaşananlar yanında çok da önemsenmediği dönemler olur.

Aradığınız her şey yerindeyken bile içine girdiğiniz sarnıcın kendine has bilinmezliğinde kaybolup gidersiniz.

Size ezberletilmiş tüm cevaplar uzun bir yolculuk olur. Yürürsünüz. Yola ait tüm kavramlar beyninize kazınmış standart motiflerdir. Aynı köşede durmak, aynı büfeden gazete almak, aynı duraktan otobüse binip aynı durakta inmek...

Beklentileriniz bile sıradanlaşır. Siz bunu kabul etmeseniz de bir şeyler yazabilmek umuduyla o arsız kalemi elinize aldığınızda, yazılanların kabuk değiştirmediği gerçeğiyle yüzleşmek  korkutucu hal alır. Ve siz aynı şeyleri yazarsınız.

Kaybolduğum dönemlerdeyim. Kısırlığım kurguda değil. Belki de bu klasik düzen hasralığın asi ruhlu hastası olmanın bedelini zamansız ödememe savaşındayım.

Henüz bestelenmemiş bir türkünün peşine düşmüş, var olmayan notaları arama çabalarım 
sonuçsuz kalabilir. Sorun bu değil.

Sorun, bu süreçte insan kalabilmekte.

Aynı koltuğun üzerinde burun uçlarına düşen gözlüğün üzerinden ufku izlemenin getirisi
kendimi tekrarlamak olduğunda yerimi ve yönümü değiştirmeye karar verdim. Beni anlamalarını beklemek yerine, yerinde ve ilk ağızdan dinlemeyi seçtim.

Bir sabah umarsızca balık haline gitmek geldi içimden. Üşenmedim. Güneş yüzünü göstermeden pervasızca gittim. Kedilerin benden önce pusu kurmuş halleri oradaki mezatdan daha ağır geldi. Günlük nafakaları için sabahın er vaktinde oradaydılar.

Atm önünde harçlık isteyen uyuşturucu müptelasına verdiğim para onunla kısa süreli de olsa dostluk kurmama yetti. Ve onun hiç bir şiire girmeyen öksüz aşk hikayesini dinledim.

Yetmedi... Kan merkezinin önünde saatlerce dolaştım. Hiç tanımadığım bir kişiye verdiğim tek ünite kanla, kitaplarda yer almayan yarım hikayesini dinledim.

Dedim ya, bir süre uzaklaştım buralardan. Hemen yanımızdaki parkta oturduğum banka ilişen yaşlı amcayı dinlediğimde, kaçıyorum dediğim yerin tam da merkezinde olduğumu anladım. İleride ki yaşlılar yurdunda kalan emekli öğretmenmiş. İnsan üzerine anlattığı, evlat hasretiyle doruğa çıkmış tepkileri beni oturduğum banka, başka bir utançla mıhladı.

AVM otopark girişinde elinde selpaklarla yanıma yanaşan o minik abla kardeşe ne demeli.Hangi senarist onların bağ bozumuna  güzelleme yapabilir ki. Evi terkeden bir baba, gündeliğe giden anne. Bellerine bağladıkları poşetin içinde, dışarıdan farkedilen ekmek parçası. Hava sıcak. Onların yağmuru gök yüzünden mi yağacak?

Bir şiirimde; "Acil servisin kapısına sözüm var." diye yazmıştım. Oysa o söz kesilmişti çoktan.

Duygusuz renkteki o hastahane koridolarda, gecenin erken inmesi başka yalnızları haber eder. El ayak çekilmeye başladığında inlemeler kafes örer yüreklere.

İşte böyle bir gecede, eşini bekleyen Ayşe Abla’dan dinledim aşk hikayelerini. Ona nasıl kaçtığını anlatırken gözlerinin içi gülüyordu. Ama eşinin içeriden "su" demesiyle, gülen gözlerin yerini telaşlı bir koşuşturma almıştı. Ardınan yetişemedim. O yetişmiş miydi acaba?

Belki farklı bir nefes umuduyla uğradığım dağ köyünün patika yollarında tanıdım Gülşen’i. Omuzuna astığı iki bakraçla su götürüyordu.
Yol tozlu, yol yorgun. Gülşen’in yola sert vuran tabanlarından savrulan tozlar küçük bir bulut oluşturup yeniden iniyor su dolu bakraçların üzerine.

“En çok ne istersin?” diye soracak oldum.

"Evin avlusunda bir kuyu olsa yeter, kışın çok zor oluyor be ağabey." diye cevapladı. Onun mutluluk resminde, at üstündeki gelinliklikten önce avludaki kuyu vardı.

Daha çok anlatmalı mıyım?

Bildiğimiz, öteleyip,görmezden geldiğimiz o yaşam döngüsünün fallarda geçmeyen yanı aslında sadece bizim yanımız. Bizim yarımız.

Biziz...

Aynı sabahlardan aynı ufka bakan o yüzü yıpranmış kişiliksiz koltukları kaldırıp atma zamanı gelmedi mi? Bence vakit tamam. Şiir yürüyor. Sen de yürü.

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi