NAZİYE HANIM’IN VİŞNE BAHÇESİ
Çıkıkçı Rüstem, büyük bir maharetle yokladı kız çocuğunun ayak bileğini.
“Yok beyim, hiçbir şeyi yok; iki güne basar üzerine.” dedi demesine de, bu sadece adamın yüreğini biraz rahatlatmak içindi.
Önündeki sıcak su dolu leğende, hafif şişmiş olan ayak bileğini yumuşak hamlelerle zeytin yağıyla bir güzel ovdu.
Okullar yeni kapanmıştı. Beş yıl boyunca aynı sınıfta ders görmüşlerdi. Sadece sınıfta mı? Sokağın karşılıklı iki evinde oturan Ekrem ve Halide, günün çoğunu birlikte geçiriyorlardı. Ders çalışmaktan tutun da evlere taşınacak suya kadar yan yanaydılar. İkisi de başarıyla diplomalarını aldıkları için ailelerinin gözbebeği konumunda, dokunulmazlığın tadını çıkarıyordular. Ve yaz tüm sıcaklığıyla sarmıştı onları.
Bir anda oluverdi herşey. Aylardan temmuz, sokağın dibindeki mahalle çesmesinden su almak için minik kovalarıyla yola çıkmışlardı. Tam Naziye Hanım’ın bahçesinin önünden geçerken, içerideki vişne ağaçlarının afacan cazibesine takıldılar. Birbirlerine gülümseyerek göz kırpıp, kovaları ağlanın kenarına bıraktılar. Bir çırpıda bahçenin içine girmişlerdi.
Bahçesi konusunda oldukça hassas olan Naziye Hanım, koca mahallede sadece bu iki çocuğun haşarılığına göz yumardı.
Farklı severdi onları. Her bahçesine girdiklerinde dışarı çıkmaz, seslenmez, perdenin ardından gülümseyerek izlerdi.
Nasıl oldu bilinmez… Ağacın meyveleri arasında iştahlarını, üzerilerindeki beyaz tşörtlere kadar taşımışlardı. Dudakları arasından akan vişne rengi, yeni yeni desenler oluşturuyordu tenlerinde.
Şakalı konuşmalar arasında Halide’nin bastığı dal kırıldı. Küçük kız çocuğu ağaçtan toprak zemine düştü. Ekrem ağaçtan inemeden, olup biteni perde ardından izleyen Naziye Hanım çoktan kız çocuğunun başında belirmişti.
Zarif haraketle kızı kucağına aldı. Halide,
biraz da yakalanmanın verdiği mahcubiyetle; “Bir şeyim yok, Naziye teyze.” diyerek, ayağa kalkmaya yeltendi. Kalkamadı.
Ekrem de ağaçtan inmiş, korkulu gözlerle Halide’ye bakıyordu. Tekrar denediler. Halide ayağa kalkmıştı ama, sağ ayak bileğindeki sancı yürümesine engel oluyordu.
Naziye Hanım ilerlemiş yaşından beklenmeyen bir kuvvetle Halide’yi kucağına aldı. Bahçe kapısını onlara açan Ekrem de peşlerine takıldı. Halide’nin evinin önüne kadar dinlenmeden geldiler. Ekrem kapılarını çaldı. Kapıyı açan anne, ilk önce çocukların üzerindeki vişne rengini farklı yorumladığı için olduğu yere yığıldı. Kısa bir kargaşadan sonra Naziye Hanım, olayı etraflıca anlatmasına rağmen, kendini kontrol etmekte zorlanan anne, Ekrem’e şiddetli bir tokat attı.
Ekrem soru soran gözlerle Halide’nin annesine bakarken, kendi annesi de yanlarına girmişti. Her ne kadar oğlunun tokatlanmasına alınsa da, belli etmeyerek oğlunun kulağına eğildi.
"İsteyerek yapmadı oğlum. Alınma, yarın her şey düzelir." diyerek ardını döndü ve oradan uzaklaşırken; “Komşu birşeye ihtiyaç olursa yanındayım, merak etme geçer!” dedi.
Geçmedi…
Çıkıkçı Rüstem’den sonra hala sağ ayağı üzerine basamayan Halide, şehirdeki hastahaneye götürüldü. Ortopedi doktoru tüm tetkiklerden sonra, ayakta hiçbir şey olmadığına karar vermişti.
Sonra da; "İsterseniz bir de Nöroloji’ye gösterin.”
demişti.
Yine bir sonuç çıkmadı. Halide sağ ayağının üzerine basamıyordu.
Tevekkülle eve döndüler.
Halide’nin ailesi bu süreçte Ekrem’e çoktan suçlu yaftasını yapıştırmıştı bile.
Karşılıklı oturan iki aile artık kesin sınırları çizilmiş, düşman toprağı gibiydi.
Okulların açılmasına da az bir zaman vardı.
Ekrem’in babası, iki aile arasında başlayan gerginliğe ve oğlunun suçlanmasına kalıcı bir çözüm bulamadığı için taşınmaya karar verdi. Okullar açılmadan halletmeliydi bu işi. Ve öyle de yaptılar. Küçük evin bir avuç eşyası, külüstür kamyonete yüklenirken; Ekrem son bir kez Halide’yi görmek için umutla kapılarına gitti. Kapı açılmadı bile. Başı önünde gözlerindeki yaşı gizleyerek döndü. Anne ve babası onun bu haline üzülseler de bir şey söylememeyi tercih ettiler.
Kamyonet ağır ağır yol almaya başladı. Naziye Hanım’ın bahçesinin önünden geçerken; "Dur, duuur!” diye bağırdı Ekrem.
Araba sert bir frenle durdu. Ekrem arabadan inip koşar adımlarla Naziye Hanım’ın evine gitti. Geri geldiğinde yüzündeki hüzün yerini umuda bırakmıştı.
Yaza inat yağmur ağlıyodu arkalarından.
Yıllar birbirini kovaladı. Halide bir koltuk değneği ile yaşamaya alışmıştı. Fiziksel olarak hiçbir şeyi olmamasına rağmen ısrarla yürümedi. Ev içinde yapılan konuşmalarda hep Ekrem’in suçlu gibi gösterilmesinden yorulmuş, sessizliği seçmişti. Artık konuşmuyordu da. Bir iki kez ziyaretletine gelen Naziye Hanım’a da tavır alınmıştı. Garip olan ise Ekrem’in gönderdiği mektupların, Halide’nin eline geçmeden yırtılıp atımasıydı.
Zaman fukara dilenci gibi kapı kapı dolaşırken bu gün Halide’nin oturduğu sokağa girmişti. Bir anlığına evin üzerindeki kuşkulu karabasan dağılmış, yerini neşeli koşuşturmalar almıştı.
Evet, Halide’nin ağabeyi evleniyordu. Sokağın ortası, panayır yeri gibiydi. Kasabadan kiralanan orkestra son hazırlıklarını yaparken, mahallenin gençleri de geceyi aydınlatacak ışıklarla uğraşıyordu.
Akşam kendini sokağın her iki yanına getirilmiş atmış vatlık ampullere teslim ederken eş, dost ve akrabalar yerlerini almıştı bile. Küçük orkestranın isterik müziği eşliğinde, ağabey ve müstakbel eşi küçük alanın ortasında dans etmeye başlamıştı. Bir süre sonra ise, küçük alan dans eden çiftlerle dolmuştu. Halide en görünür masada oturmuş, dans edenlerden çok koltuk değneğinin ışık altında şekilden şekile giren gölgesiyle ilgileniyordu. Müziğin sesi birden kesildi. Minik alanda dans edenler kenara çekiliyordu. Gözleri mi yanılıyordu?
Şimdi o alanın ortasında kendisine doğru gelen Naziye Hanım’ı ve yanındaki delikanlıyı farketti. İçinde hapsettiği tüm korkular karanlığa karışırken gözlerinde beliren yaşlara hakim olamıyordu.
Delikanlı yanına kadar geldi. Ellerini uzattı. Halide korkmadan yakaladı, Ekrem’in ılık ellerini.
Ve hiçbir şey yokmuş gibi yerinden kalktı genç kız. Şaşkın bakışlar altında küçük alanın artasına kadar geldiler.
Duyulmayan müziğin gökyüzünden bıraktığı notalara eşlik edercesine dans etmeye başladılar. Sihir çözülmüş, sevginin mucizesi gerçek olmuştu.
Naziye Hanım’ın vişne bahçesi artık özgürlüğüne kavuşmuştu.














































