DENEME
Giriş Tarihi : 24-02-2026 13:24   Güncelleme : 24-02-2026 13:37

Devriâlem / Kenan Gül

Kenan Gül -DEVRİÂLEM

Devriâlem / Kenan Gül

DEVRİÂLEM

Güneşin sakınmadan ışıttığı orman yolunda yürürken başınızdan aşağıya yağan kuş sesleri alır götürür sizi. Bu minik patikanın kenarında sizi selamlayan binlerce çiçek, rengârenk yeni farklı kapılar aralar. Başka bir dünyaya geçersiniz isteyerek. Adımlarınızdaki heyecan önünüzde beliren dereye yaklaştıkça artar.

Kenarına gelince soluklanmak, belki de tadına varmak için kendi hâlinde yeşillik içindeki yalnız kaya üzerine oturuverirsiniz.

İçinde yansımanızdan başka şeyleri de görmeye başlarsınız. Rengârenk çakıl taşları, oynaşan balıklar sanki suyun duruluğuna alkış tutuyorlar. Tarifsiz bir sevinç kaplar benliğinizi. Biriken duygular tam dilinizden bir şarkı olarak dökülecekken, oturduğunuz kayanın üzerindeki çatlak dikkatinizi çeker. Küçük bir çiçek, o çatlakta tüm kıraçlığa inat yaşama tutunmuştur. İşte şiir orada başlar.

Akşamüstü kendinize kaçmak istersiniz. Alırsınız bütün olta takımlarınızı sahile inersiniz. Sizin gibi müdavimlerin arasında bulduğunuz yere kurarsınız sandalyelerinizi. Önce minik semaverinizi tutuşturup çay demlemek için suyu içine doldururken tanıdık selamlarını alıp hâl hatır sormayı ihmal etmezsiniz. Olta takımınıza yemi taktıktan sonra "rast gele!" diyerek fırlatırsınız deryanın böğrüne. 

Boşluğunu aldıktan sonra kamışın ucuna taktığınız minik bir zille hazırsınızdır. Bu arada kaynayan suyla çabucak demlersiniz çayınızı. Şöyle sandalyenin üzerine kendinizi bıraktığınızda yüzünüze vuran ılık rüzgar okşamaya başlar bedeninizi. Denizin üzerindeki hoş ışık oyunları ünlü kabarelerin dans gösterisi gibi dökülür sahnenize. Bardağa doldurduğunuz çaydan yudum alırken iyice salarsınız bedeninizi dalgaların şımarık sesine. Uzaktan geçen gemiler takılır gözlerinize. Huzura dair hikâyeler yazmak istersiniz onların içindeki belirsizliğe.

Her şey tamam. Ve bir ses duyarsınız ardınızda. Dönüp baktığınızda henüz tutamadığınız balıklardan payını isteyen minik kedinin açlık dolu çığlığıdır bu. İşte şiir burada başlar.

Şehrin en can alıcı caddelerinden birine düşer yolunuz. Kalabalık sizi sıkmaya başladığında bir kafeye atarsınız kendinizi. Teklifsiz oturur, şöyle sade bir yorgunluk kahvesi istersiniz garsondan. Kahvenizi yudumlarken gelip geçenleri izlersiniz can sıkıntınızı avutmak için.

Aman Allah'ım o ne? Sarı saçlarını açık bırakmış, okyanus mavisi gözleriyle sizi vurgun yemiş gibi yerinize mıhlar bakışları. Sanki tüm mevsimleri üzerine giymiş, yüksek topuklu ruganlarıyla beton kaldırıma işkence çektiren kadının adımları susturmuştur caddeyi. İçinde boğulmak, yeniden aşık olmak, akmak istersiniz. Elinizdeki kahve fincanında "Yarına dair bir fal var mı acaba?" sorusu askıda kalır.

Bir "of!" çekersiniz. Adımlar size yaklaşıp devleştikçe siz sandalyenizde küçülürsünüz. Sahip olmadığınız yangın başlamıştır içinizde. İşte o anda "Ağabey, çiçek ister misiniz?” diye soran sese dönersiniz istem dışı. Size, çiçeği uzatan kızın gözlerinde sokağı inleten dilberin yansıması vardır. İşte şiir orada başlar.

Şiir, yaşlı bir teyzenin mahçup teşekküründe
Toz üzerine bırakılmış sahipsiz gözyaşında
Sorgusuzca düşen bombanın ana rahminde
Güneşe hasret bebe bakışlarında
Köşebaşında kağıt mendil satan çocuğun savaşında
Unutulmuş, bırakılmış mezar taşlarında
Görmekten utandığımız sokak aralarındaki eskici dükkânlarında başlar.

Mevsimsizdir. Coğrafyasızdır. Renksizdir.
Şiir; dosttur, arkadaştır, yoldaştır, kardeştir.

***


Editör: Nevin Bahtışen

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi