ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 28-12-2024 00:36   Güncelleme : 28-12-2024 00:49

Boğaz / Hikmet Şimşek

Hikmet Şimşek -BOĞAZ

Boğaz / Hikmet Şimşek

BOĞAZ

Daha on dörde yeni girmiştim. Büyümüşüm. Hiç haberim olmadı.

Boyum posum selvi ağacıymış mübarek… Portakallar büyümüş. Saçlarım uzamış; aklım gibi… Gözlerim derya deniz. Kömür attırmak gerekirmiş. Alimallah, ne olur ne olmazmış. Evde tek kalamaz; çarşıya bakkala tek gidemezmişim. Çöpü annem atarmış. Üstümüzde ev sahibinin oğlu varmış; merdivende denk gelirse imiş.  Perdeler hiç açılmayacakmış. Evin karşısında marangozun çırağı laf atarmış.

Bön bön bakıyorum kendime... Lime lime sessizlik dökülüyor tenimden. Suskunluğun bir alfabe olduğunu haykırıyor hâlim… Neden diye kimse sormuyor. İçimde seken tümceler var oysa… Kelebek kanatlarına yazdığım düşler… Hasada yatırdığım tutkular…Var da var işte… Görmüyor musunuz? Gözlerime bakın bir. Harfler dizi dizi. Büyüdün diyorlar bir de.

Rüzgâr duvarı yarıp evin içinde fink atıyor. Briketten duvarlar yüzüme öksüz öksüz bakıyor. Az biraz dibi tuttu makarnanın... Tuzladım. Biraz da acı biber silkeledim. Bugün de dilimiz yansın. Yanar geçer. Peş peşe gelir kardeşlerim okuldan. Kapıyı ben açacağım artık. Büyümüşüm ya… Elleri buz kesmiş Sıla’nın... Avuçlarımda nefesimi hohladım ellerine... Dudakları azıcık yayıldı. Dokunmak da bir çeşit ısınmak değil miydi?

Gece de büyümüş. Benim gibi… Annem, “yaş ilerleyince siyah giyinilir.” derdi. Pencerenin kenarında battaniyenin altında geceye baktım. Yorgundu yüzü. Büyümüş ya…  Büyümek yorulmaktı. Rüzgârın uğultusu boynuna dolanmış gecenin… Ee, rüzgâr da büyümüş; onca yükün altında inledi yıllardır.  Ayşelerin evlerinde bütün odaların ışıkları yanıyor. Hiç böyle yanmazdı. Annesi akşamları perdeyi sıyırır, sokak lambası yeterli derdi. Lamba, sürurun ilk kıvılcımıydı. İçinizdeki gönül lambası söndüğü gün umudunuz ölür, demişti ilkokul öğretmenim… Ayşe de on dördünde. Öyleyse o da büyüdü.

Ekmeklerin bir yüzü sobada yandı. Annem bıçakla sıyırdı. Yanık kokusu duvarları öptü. Çaydanlık sobada fokurdamayı unutmadı. Kardeşlerim ekmeklerini çaya bandırdı. “Akşam Ayşe’yi vermişler.” dedi annem… Kızlar neden verilir, diye düşündüm. Verilince mi büyüyecek Ayşe, yoksa büyüdüğü için mi verildi?

Ön teker nereden giderse, arka teker de oradan gidermiş. Kardeşim beşi bitiriyor bu sene. Okul bitti, dedi babam olasıca. Kardeşimin hayalleri kalemi gibi küçücük kaldı. Annem başını tülbentle boğdu. Başı zonkluyormuş. Ben anladım da, anlamıyormuş gibi durdum yine... Rüyasında hemşire olmuştur. Ne zaman rüyasında hemşire olsa, başını boğar. Yüzünün çizgileri çoğalır. Annem evin en büyük çocuğu imiş. Köyde ilkokul birinci sınıfa giderken, yarı yıla varmadan okuma yazma öğrenmiş. Köyün bakkalında eski gazeteleri, takvim yapraklarını, hatta dedesinin Kur’an-ı Kerim’inin türkçe mealini bile okurmuş. Köyde oğlanlardan biri sevdiğine mektup yazıp çeşmenin yanında taşın altına koyunca, dedem “okuma-yazma bilen mektup yazar.” diye annemi okuldan almış. Öğretmen eve gelmiş, dil dökmüş nafile… Annem kedinin ciğere baktığı gibi her gün okula bakmış, ağlamış, yırtınmış. Annem ağladıkça hayalleri patır patır dökülmüş.

Minareden hocanın sesi köye serildi. “Kimse evinden çıkmasın. Jandarma evleri arayacak.” Evler ahırlar tarandı. Köyü korku sardı. Ayşe’yi gören yok. Anasının ağıdı köy meydanını inletti. Babası sakalını yoldu. Ayşe yok. Hani Ayşe büyümüştü?Kaybolmazdı. Köyün tadı kaçtı. Her gün jandarmalar köyü mesken tuttu. Muhtar korkusundan tırnaklarını daha çok yedi.

Kar, yüzünü gösterdi. Köyü, korkuları dedikoduları kar örttü. Hava soğuk, çok soğuk;  babam gibi... Annem kilo alıyor gün gün… Dokuz ay kilo alır ya kadınlar... Sofrada bir kişilik yer kalmış, o da dolacakmış yakında. Eee erkek adamın erkek evladı olurmuş.  Yoksa, ya kapının kilidi bozulur, ya da sandıktan domdom kurşunu çıkarmış. Erkek gururmuş, soymuş, sopmuş. İnsanın alnını göğe baktırırmış.

Ayşe’nin bedeni battaniyeye sarılı bulundu, bir ay sonra... Kimsenin ağzından soru işareti çıkamadı. Battaniye açılamadı. Anası günlerce kara tülbentle başını boğdu. Gözleri kurudu. Muhtar içtiği kahve sayısını göstermelik arttırdı.

Hırhış kapıdan içeri girdi babam.. Ağzı kulaklarında... Ellerini sobada ısıtıp birbirine doladı. Odadaki bütün havayı burun delikleri somurdu. Annem pat pat yürüyor. Bugün yarın zayıflarmış. “Avrat, Raziye’yi verdim.” Öteki odada benim kulaklar kablosuz anten… Vermiş, verilmişim. Ayşe gibi mi? “Bir boğaz gidiyor, bir boğaz geliyor. Topal Ziya’nın oğluna… Sümsük Recep der köylü de; öyle sümsüklüğü ney yoktur. İyi adamdır. Az biraz yaş farkı var ama; mühim değil.  Mal mülk gani... Rahat eder işte Raziye.”  Rahat edermişim.  Boğazmışım. Annemin tülbentinin ucu yaşardı. Dişleri dudağını gevdi. Soluğunu yuttu. Aralık olan kapı açıldı. Ben, yani boğaz, ellerimi sobada ısıttım. Babamın eli havada. “Öp kız, gelin gidiyon.” Öpmedim, öpemedim. El havadan yavaşça indi; tenimi şevkle öptü. Tenim kızardı, sustu.

Tutmadı gece uyku... Büyüdüğümü anladım. Derdi olanın gecesi uzun olurmuş. Seher vaktine kadar kafamda tanburlar çaldı. Şimşekler çaktı. Sıcak yatağı terk ettim seherde. Kapının gıcırtısına müsaade etmedim. Gün uyanacak. İçimde alevler... Korkmuyorum. Büyüdüm. Yürüdüm.  Alacakaranlığı yırtarak, kalbimin karanlığında yol alarak yürüdüm.
   Editör: Deniz İmre

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi