SARI KULPLU FİNCAN / HANİFE MERT
Bu kitap, birbirinden farklı iki öykü ile şekillenir. Hayatın gerçek yüzünü, hüznünü, mutluluğunu, yaşama tutunmayı, toplumsal normların insan üzerindeki etkisini, aile baskısını ve yaşam mücadelesinin yankısını bu öykülerle derinden hissederiz.
İlk öykü, "Telefondaki Ses" ve "Bir Düşüşün Hikâyesi" başlıklarıyla okuyucusu ile buluşur. Tüm olayların düğümü, Nurdan'ın Gülden'e telefon etmesiyle başlar. Hikâyenin zemini, bu telefon görüşmesine göre şekillenir. Anlatım yoğunlaştıkça hikâyenin düğümü de çözülmeye başlar.
Gülden'in babasının vefatından sonra başlayan zorlu sürecin devamında onun iş bulma çabası ile süregelir. Gülden'in iş bulduktan sonra başlayan serüveni, iş arkadaşlarından Aydın'ın acı ve hüzün dolu yaşamını öğrenmesiyle derinlik kazanır.
Yazarın sade ve akıcı bir dil ile anlattığı bu hikâye; paylaşmayı, dertlere ortak olmayı, hüznü ve yaşam mücadelesini içinde barındırır.
İkinci öykü ise "Mutluluğu Beklerken" ve "Sarı Kulplu Fincan'ın Gözyaşları" adlı anlatımdır. Kitabın asıl ismi de bu sarı kulplu fincanın anısıyla şekillenerek oluşmuştur.
Timuçin, Ayla ve Şebnem'in hayat hikâyesinin eşlik ettiği bu öykü, aslında toplumsal normların bir aynasıdır. Toplumun dayattığı kuralların, zamanla nasıl insanın bedenine ve ruhuna sızıp onun kaderine şekil verdiğini bu hikâyede apaçık görmekteyiz.
Sarı kulplu fincan üzerinden anlatılan bu hikâyenin aslında insanı sorgulamaya ve düşünmeye sevk ettiğini de görmekteyiz. Bir fincan kahve eşliğinde, bazen insan çok sevdiği dostlarının hüzün yüklü yaşanmışlıklarına ve kaybına şahit olabilir.
Yaşam denen mücadelenin etrafında içtiğimiz bir fincan kahvenin hep mutluluk ve huzurdan yana olması dileğiyle...
Her iki öyküyü de hüzünle okudum. Tavsiye ederim.
ALINTILAR
"İşin garibi el vermeyenler de düşmanların değil; en yakınındakiler, canım dediklerin...
Sonra düştüğün yerde acınla, yalnızlığınla baş başa kalırsın. Tıpkı şu musalla taşında kaldığın gibi..."
"Diğer yandan bizimle var olan değiştirmediğimiz şeylerden biri de belki de sahip olduğumuz tek eşyamız; sarı kulplu, ince belli, sarı papatyalı fincanımızdı. Bu fincan bizi birbirimize bağlamış; âdeta sevgimizin, sadakatimizin, sabrımızın, mücadelemizin ve mutluluğumuzun simgesi, totemi olmuştu."
***















































