USTAM
Evet ustam!
Beni seninle bir eden gönlüne bu akşam
yolum düştü…
Senden
dinledim
Nazlıcan'ın öyküsünü.
Öyle bir anlattın ki
O anı seninle yaşadım
Sadece yaşamakla kalmadı,
Anlattıklarınla;
yüreğindeki
sevdaya tutulmuş harlara dönüştüm.
Ne gülen yüzler kaldı düşlerde.
Kumlara döküldü binlerce kadın,
Tarihçesini yazdı dudaklar...
Tüm kadınlar “Nazlıcan” oldu ansızın!
“Nazlıcan” dedim,
Sen hep vardın.
“Nazlıcan kim” diye sormama gerek yoktu
Asırlardır aşılamayan yollarda.
Nazlıcan umut mevsimini kaybetmiş bir dağ çiçeğiydi.
Kaderi geçmişin kadınlara yüklediği çileyi ve hüznü anlatıyordu.
Nazlıcan kayıp bir denizin kumunda ağıtlara yazılmış türkülerdi.
O hıncın en zalimine düşmüş bir hıçkırıktı.
Bir gece seni gördüm,
gencecik ellerindeki
nasırlarının dövüngen sesiyle.
Odun ateşinde yanarken
feleğin vurdum duymaz haykırışı hâlâ kulaklarımda,
Kömürde pişiyordu sabrıyla.
Evet ustam!!
Bu akşam
Nazlıcan’ı dinlerken
Gözlerinin yaşı kaderini ıslatıyordu.
Bütün hayatını dertle nakışlayan Suskunluğuna
Bir feryat da ben kattım…
Ustam!
Sesim gitmedi,
Ne kadar zordu susmak.
İlmeğin boynundaydı oysa sözcükler.
Eğer ki ustam!
Konuşmak neye yarardı?
Konuşmak yayığını çalkalamıyorsa,
Susmaktı tek çare.
Yiğit olan tıpkı senin gibi istemese de susmalıydı,
Susmalıydı
ustam!














































