Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler

Nevin Bahtişen

20-08-2026 14:53

Advert

Bir rüya şehri olan İstanbul… Boğazı inci gibi gerdanında. 

Aşıkların şehri, yaşam gayesine kapıldı. Bilinçsiz bir göçle beton yığınına teslim edildi. Her sokağından her bir köşesinden hayallerine tutunmak isteyen herkes bir gecekondu, bir bina dikti; başlarını sokacakları bir evleri, kendilerini yağmurdan koruyacak bir çatıları olmalıydı. Yıllar içinde yan yana, dikey binalarla her yer doldu. Her ev, her daire bir yuva sıcaklığındaydı; hayaller ve hedeflerle örülü yıllar geçti. 

Bir gece deprem gerçeğiyle uyandık. Doğa tutup sarstı; silkip attı bir çok canı, malı, görünmeyen hayalleri ve hatıraları. Her türlü olasılık suçlansa da en sonunda çürük, sağlam yapılmayan binaların öldürdüğü söylendi. Kurulan düşler, verilen emekler yarım kaldı. Endişeli ve güvensiz bir zamandan sonra kentsel dönüşüm başladı.

Rüya şehri İstanbul, korku filminden fırlamış gibi kırık dökük ve harabeyi andıran sokak ve mahallelere dönüştü. Kentsel dönüşüm hızlandıkça kurulmuş dostluklar da başka bir yere savruldu. Her yıkımda binalar pes etmeyip varlığını sürdürmek için tutunmuşlardı. Kepçe ve yıkım makineleri ayırmak ve kırmak istediği betonları her tuttuğunda toprağı deprem gibi sarsıyor, bırakmıyordu. Her evin yıkılışı etrafa korku salıyor, yabancılık hissi veriyordu. Betonun, kumun, çimentonun… Mahalleyi saran tozun içinden bir bebeğin oyuncak ayısı, peluştan bebeği… Tozun  içinde neler olduğunu bilmeden yatıyordu. Tek tek yıkılan binaların, moloz yığınlarının yanında boşaltılmış, yıkılmayı bekleyen evler boynu bükük duruyordu. Eşyaları alıp yanlarında götürseler de yaşanmışlıklar yıllarca sindiği duvarlarda sökülüp atılacağı anı bekliyorlar. 

Selamlaşan bildik tanıdık yüzler, birbirinden uzakta hayat gayesine tutunuyor. Bir kahve içimlik tıklatılan kapılar, şimdi yıkanmış ve paketlenmiş fincanlar yeni evin yoluna koyuldu. 
Gittiği yerde aynı tadı aynı komşuluğu bulabilecekler miydi? Sokaklarda çocuk seslerinin yerine sabahtan akşama katlanılması gereken yıkım gürültüsüne teslim olmuş durumda. Bir ekmek için gidilen bakkalın kapısında, “kapalıyız” yazısı karşılıyor. Birlikte kurulan toplumsal hafızamızdan neler eksiliyor? Komşuluk, dostluk bağları sizce de bir süre askıya alınacak gibi durmuyor mu? Belki de yerine yapılan yeni evine geri dönmeyecekler olur. 

Beton binalar yükselip yepyeni yüzleriyle sokakları doldurduğunda o duvarlara, sokaklara, hafızalara yeniden kahve kokuları, çay bardağının kaşık şıkırtısı, ve kapı önü sohbetlerinin tadı yeniden sinecek mi? Binaları dönüştürürken harcına güveni ve komşuluğu katmayı unutmazsak belki de kaybettiğimiz ruhu yeni yuvalarımızda tekrar yerleştirebiliriz.

***


Editör: Deniz İmre

DİĞER YAZILARI Hayat Döngüsü 01-01-1970 03:00 Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar 01-01-1970 03:00 Mutlu Yarınlar İçin 01-01-1970 03:00 Hayatımdan Notlar 01-01-1970 03:00 Hayata Dair 01-01-1970 03:00 Umut 01-01-1970 03:00 Yazmak ve Okumak 01-01-1970 03:00 Dünya Hepimize Yeter 01-01-1970 03:00 Zamanda Zamansızlık 01-01-1970 03:00 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 01-01-1970 03:00 Bir de Kendimize Bakalım 01-01-1970 03:00 Bayram ve Gezi Tatili 01-01-1970 03:00 Sanat, Yaşam, Duygular, Renkler 01-01-1970 03:00 Ramazan Bayramı 01-01-1970 03:00 Doğayı Okumanın Faydaları 01-01-1970 03:00 Deprem Gerçeği 01-01-1970 03:00 Zaman ve Teknoloji 01-01-1970 03:00 Kara Kışın Şartları 01-01-1970 03:00 Bencilliğin Sonuçları 01-01-1970 03:00 Ceviz Karası 01-01-1970 03:00 Dengesiz Sıcaklık 01-01-1970 03:00