Sonsuzluğun Frekansı 31 / Yedi Diyar Yedi Savaş

Mine Çağlıyan

01-11-2026 00:09

Advert

LADY PURPLE, KZONGARTH, KORGATH

Lady Purple, Kartallar Diyarı’ndan ışınlanarak kaçmayı başarmış ancak Kzongarth’ı hiçbir şekilde atlatamamıştı. Bir süre geçtiğindeyse yorulmaya başlamıştı. Sonunda yapabileceği tek şeyi yaptı; sahip olduğu gücü büyütmek için bulunduğu bölgede ne kadar canlı varsa hava, toprak, su diye ayırt etmeden hepsinin enerjisini sonuna kadar kendine çekti ve bu enerjiyle kendisine çok güçlü bir kalkan yarattı.

Sonunda Kzongarth’a döndü ve onu bir süre için de olsa uzak tutacağını umduğu bu kalkanın içinde onun yavaş yavaş kendisine yaklaşmasını bekledi. Kzongarth sakin görünüyordu, nedense Lady Purple kalkanı yaratırken ona saldırmamayı seçmiş ve beklemeye karar vermişti. İstanbul’un ücra bir bölgesindeydiler ve tamamen karanlığa gömülmüş bu bölgede artık ikisi dışında yalnızca ölüm vardı.

“Benimle konuşmak istemediğini biliyorum ama bir kez daha düşün! Beni bugün yok edemeyeceksin ve benimle vaktini harcıyorsun. Bu şekilde günlerce devam edebilirim.” dedi Lady Purple, Kzongarth’ın bekleyişini kararsızlığına vererek.

Kzongarth hiçbir şey söylemedi, onun yerine kükreyerek biraz daha yaklaştı. Lady Purple, onun boğazından yükselmeye başlayan ateşi görebiliyordu ve eğer saldırmaya karar verirse yarattığı kalkanın bu ateş karşısında ne kadar dayanacağından emin değildi. Onu oyalayıp ışınlanarak belki bir süre daha kaçmayı sürdürebilirdi ama önünde sonunda şansının ve gücünün tükeneceği bir an gelecekti. Artık onu ikna etmesi gerekiyordu.

“Kzongarth, gelmek üzere olan düşmana karşı bana ihtiyacın var.” dedi küstahlığı göze alarak ve son kozunu oynamaya hazırlandı. Kzongarth kükremeyi kesti ve biraz daha yaklaştı. Emon’un zihninde gördüğü kadının yüzü gelmişti gözlerinin önüne ve Lady Purple’ın bahsettiğinin de bu kadın olduğundan emindi.

“Sana güvenmiyorum ama bir şeylerin döndüğünü de biliyorum. Zihnini bana tamamen açarsan hayatta kalmana izin verebilirim. Tabii ki gördüklerim ve gerçek düşüncelerin hoşuma giderse.”

“Seni yok etmeyi hiç düşünmedim Kzongarth. Hırslarım yüzünden senden sakladıklarım vardı ve sen bunu zaten biliyorsun. Bu yüzden sana izin veriyorum.”

Kzongarth, Lady Purple’ın zihninde aradığını hemen buldu. Artık düşmanının kim olduğunu ve nasıl biri olduğunu biliyordu. İlk anda onu bir tehdit olarak görmedi ama Moyar İmparatoriçesinin kadim Moyar asasıyla uyumlandığını gördüğü anda sakinliğini kaybetti. Moyarlıların bile bilmediği gerçeği o biliyordu ve belki de bunun sonuçlarını öngörebilecek tek varlık oydu.

“Beyaz taş sende mi?” diye sordu, telaşlandığını saklamayı başararak. Lady Purple’ın hiç beklemediği bir soruydu bu. Şaşkınlığını gizleyemeden, “Hayır, Ameshia’da. Kızıl taşın üzerindeki kalkanı yaratan taş oydu. Neden? Kime ait o taş?” diye sordu.

“Henüz tüm gücüne ulaşmamış yoksa kalkanı yok edemezdin… Pekâlâ Lady Purple, o taşı ele geçir ve bana getir. O zaman sonsuza dek birlikte çalışabiliriz ama bunu başaramazsan bir daha karşıma çıkma.”

“Halkın kara afyalarımı yok etti, yardıma ihtiyacım olacak.”

“Sana yardım edemem. Taşı sen almalısın. Ameshia’yı bir şekilde diğerlerinden ayırmayı başarırsan ben ve halkım gerisiyle ilgileniriz.” dedi Kzongarth ve çağrılarını duyduğu halkıyla buluşmak üzere anında ortadan kayboldu.           
Lady Purple, o gittikten sonra bir süre yerinden kıpırdayamadı. Belki de tüm hayatındaki en korku dolu anları yaşamıştı. Her zaman kendisini kurtaracak bir yol bulurdu ama az evvel bundan gerçekten emin değildi ve hiç bu kadar sona yaklaştığını hissetmemişti. Derin bir nefes aldı ve ne yapacağını düşünmeye başladı. Ameshia’yı yalnız yakalamak ve taşı ondan almak hiç kolay olmayacaktı ama önceKorgarth’ı bulmalıydı.

Kzongarth gelmeden hemen önce onu Sultanahmet’ten yollamıştı ve ne olursa olsun kendisindenhaber almadan ortaya çıkmamasını söylemişti. Nereye gideceğini biliyordu ve oradayken onun zihnine ulaşamazdı. Oraya gitmek zorundaydı; hemen Yangi Diyarı’na ışınlandı.

Ameshia’yla Lady Purple’ın çağlar sonraki ilk karşılaşmalarının ve aralarındaki savaşın Yangi Diyarı’na verdiği hasar büyüktü. Diyarın tüm enerjisi yok olmuş gibiydi. Ölen altın kartalların bedenleri şehrin her yerindeydi ve çoktan çürümeye başlamışlardı. Normalde altın kartallar öldüklerinde altın zerreciklere dönüşerek evrenin enerjisiyle birleşirlerdi ve sonra bir anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğarlardı, tabii ki eğer yeniden doğmayı seçerlerse… Bazen bu yıllar sonra olurdu; bazen hemen, bazen de doğmamayı seçip başka bir boyuta geçerlerdi. Lady Purple, onların bu halinin büyüyle yarattığı kara afyalar yüzünden olduğunu anlamıştı. Bunu planlamamıştı ama sonuç olarak kara afyalar tarafından öldürülen altın kartalların ruhları kayıp olmuş ya da daha kötüsü sonsuz bir karanlığa hapsolmuşlardı. Altın kartallar belki en büyük düşmanlarıydı yine de Lady Purple, bu kadim varlıklara saygı duyardı. Çocukluğu onların arasında geçmiştive ölümsüz ruhlarının özgürlüğünün onlar için en önemli şey olduğunu biliyordu. Aslında Galbath dışında onları tamamen yok etmeyi asla düşünmemişti.

Sonunda gördüğü manzaraya daha fazla dayanamadı ve ellerini altın kartalların ölü bedenlerine doğrultup kadim büyüye başladı. Biraz sonra hepsinin bedenleri altın zerreciklere dönüştü ve havaya karışmaya başladı, kısa sürede de zerrecikler evrenin enerjisine karışarak tamamen gözden kayboldular. Lady Purple, hemen oradan ayrılarak denize en yakın dağa doğruyürümeye başladı.

Alçak tepelerle kademe kademe yükselen dağın ortalarındaki yeşili olmayan tek tepeye kadar uçtu. Burada artık yukarı geçit vermeyen garip şekilli yüksek kayalar vardı. Tam üstünde durduğu patika ise gitgide daralarak dağın etrafını çevreliyordu. Patikadan ilerleyerek diğer uca kadar yürüdü, orada iki elini de kayanın üstüne koydu ve büyülü sözleri söylemeye başladı. Az sonra kaya büyük bir gürültüyle içeriye doğru kaymaya başladı. Lady Purple, hemen içeri yöneldi; o yürüdükçe açılan yol arkasından kapanıyordu. Sonunda devasa bir mağaraya vardığında arkasındaki yol da tamamen kapanmıştı ve Korgath, mağaranın tam ortasındaki sığ suyun içinde tuhaf bir ruh hali içinde tepkisizce duruyordu.

“Hepsi öldü değil mi?” diye sordu Korgath, Lady Purple yanına indiğinde. O ana dek kendisini zorlukla tutmuş ve içinde büyüyen öfke birden patlamıştı. Lady Purple böyle bir tepkiyi bekliyordu. Hiç rahatsız olmadı, “Yalnızca seni kurtaracak zamanım oldu. Yeniden başlayacağız Korgath, öfkeni düşmanlarımıza sakla ve seni yaratanın ben olduğumu unutma.”

Korgath, bir süre sessiz kaldı ama bakışları yumuşamaya başlamıştı ve sakinleşiyor gibiydi. Yine de Lady Purple, onun enerjisinde o anda adını koyamadığı fakat oldukça rahatsız edici bir tuhaflık algıladı.

“Hiçbir şeyi unutmadım ama artık yalnızca ikimiz kaldık. Planın ne?” dedi Korgath. Sanki sonunda biraz normalleşmiş gibiydi.

“Ameshia’dan beyaz taşı alacağız.”

“Artık Kzongarth’a mı hizmet ediyoruz?”

“Bunu da nereden çıkardın… Bu hiç önemli değil! Taşı alırsak ikimiz birlikte hiç kimseye ve hiçbir varlığa hizmet etmek zorunda kalmayacağız.” dedi Lady Purple, oldukça sert bir tonlamayla.

Korgath’ın tavrı ve soruları hiç hoşuna gitmemiş ve içine bir şüphe düşmüştü. Daha da kötüsü; o yapabiliyorken kendisi ilk kez onun düşüncelerini okuyamıyordu.

“Öyle mi? Peki… Ama sana söylemek istediğim bir şey var,deminki sözlerinle ilgili. Bence ben oldukça farklıyım. Belki unutmuşsundur diye hatırlatayım dedim… İstersen seni düşünmekten kurtarayım; beni sen yaratmadın! Yalnızca dönüştürdün.”

Lady Purple’ın gözleri hayretle açıldı. Korgath’ın bu sözlerine o kadar şaşırmıştı ki hiçbir şey söyleyemedi.

“Ne olduğumu ve kim olduğumu bilmediğimi mi sandın? Kardeşlerimden neden farklı olduğumu anlamam ve gücümüngerçek kaynağını bulmam çok uzun sürdü ama artık her şeyi biliyorum.”

“O zaman benim için neden bu kadar önemli olduğunu da biliyorsun Korgath ama şimdi bunları konuşmaya vaktimiz yok. Ameshia’dan almamız gereken bir taş var ve hemen gitmeliyiz.”

Lady Purple, Korgath’ın tüm bunları nasıl çözdüğünü anlamıyordu. Onun dönüşümünü eksiksiz ve mükemmel bir şekilde gerçekleştirmiş ve bir altın kartal olarak yaşadığı hayatı tüm anılarıyla birlikte onun zihninden tamamen silmişti. Fakat Korgath, her şeyi hatırlıyor gibi görünüyordu. Lady Purple’ın zihni deli gibi çalışmaya başladı; mümkün olduğunca sakin kalmalı ve durumu lehine döndürmenin bir yolunu bulmalıydı.

“Sen Ashila adında küçük bir kızken ben kızıl ejderhalarla savaşıyordum. Onu; Kzongarth’ı ben yenmiştim, altın kartalların kralı olan ben… Ve Yangilerle birlikte hepsini Kızıl Diyar’a hapsedip uyutmuştuk. Tüm bunları hatırlıyorsun değil mi?”

Lady Purple, Korgath’ın tam olarak ne düşündüğünü ya da planladığını ilk kez bilmiyordu. Ve ne yaparsa yapsın hiçbir şekilde onun zihnine sızamıyordu. Çünkü Korgath, altın kartallardan da kara afyalardan da daha güçlüydü ve karşısındaki kim olursa olsun, -Lady Purple dahil- eğer istemezse kimse onu okuyamazdı. Lady Purple, bu gücü ona kendisi vermişti. Şimdi de bunun sonuçlarını yaşıyordu. Karşısındaki varlığın içinde bir yerde Korgath hala var mıydı yoksa bir altın kartal olan gerçek benliği onu tamamen yok mu etmişti, onu bile çözemiyordu.

“Arada bir yerdeyim. Korgath hala içimde bir yerde ve bu da sana saldırmamı engelleyen tek şey sanırım.” dedi Korgath,Lady Purple’ın zihnindeki soruyu cevaplayarak.

“Bu hiçbir şeyi değiştirmez. Seni iki türlü de seviyorum. Üstelik sayemde artık iki türden de daha güçlüsün ve beyaz taşı aldığımızda yenilmez olacağız.”

“Beyaz taş Ameshia’daysa doğru eldedir Ashila. Onu almana yardım etmeyeceğim. Aslında buna izin vermeyeceğim.” dedi Korgath ve konuşurken titreşmeye başlayan bedeni son kelimeyi söylediği anda kendi etrafında baş döndürücü bir hızda dönmeye başladı. Sonunda durduğunda kanatlarındaki kırmızı kral mührü olan çizgilere kadar gerçek bedenine geri dönmüştü. Altın kartalların kayıp kralı Syonvath, dev kanatlarını açarak havalanıp onun etrafında uçmaya başladığında Lady Purple’ın şaşkınlıktan nutku tutulmuştu ve hareket edemez bir haldeydi.

“Ve Ashila! Sana yalan söyledim. Korgath artık yok. Onu zihnimde bir odaya hapsettim, tıpkı şimdi seni buraya hapsedeceğim gibi!” dedi Syonvath ve ardında altın pırıltılar bırakarak bir anda gözden kayboldu.

Lüady Purple, hiç beklemediği bir anda Korgath’ı kaybetmenin şokunu yaşıyordu ama bir an önce kendini toparlamalı ve bundan sonra ne yapacağına karar vermeliydi. Ancak her şeyden önce oradan çıkmalıydı. Hemen çeşitli büyüler denemeye başladı ama hiçbiri işe yaramıyor, mağaranın üzerindeki kalkanı yok edemiyordu. Bir süre sonra sakinliğini kaybederek deli gibi çığlıklar atmaya ve mağaranın duvarlarını patlatmaya başladı fakat büyüyle korunanduvarlara çok az zarar verebilmişti. Sonunda yere oturdu ve ilk başta yapması gerektiği gibi Korgath’ın gerçeği nasılöğrendiğini düşünmeye başladı. Bir dakika bile geçmeden ne olduğunu anladı. Bunu yapabilecek yalnızca tek bir kişi vardı; o da Moyar asasıyla uyumlanarak hiç beklemediği bir rakibe dönüşen İmparatoriçe Ani’ydi. Tüm öfkesi anında ona yöneldi. Daha önce de Moyar’ı yok etmeyi düşünmüştü ama artık buna kararlıydı. İçindeki bu karanlık öfke intikam planlarıyla birlikte o kadar büyümüştü ki Lady Purple’ın gözleri ve saçları değişmeye başladı; az sonra hepsi simsiyah olmuştu.

Lady Purple, bu ilk değişimin farkında bile değildi ama biraz sonra ellerini kaplamaya başlayan siyah damarları görünce ayağa fırladı. Sonunda bedeni de ruhu gibi karanlığa dönüyordu. Bundan hiç rahatsız olmadı, aksine delirmiş gibi kahkahalar atmaya başladı fakat birdenbire şiddetli bir sarsıntı başlayınca hemen sustu.

Sarsıntı giderek daha da şiddetleniyordu ve Lady Purple ne yaparsa yapsın açığa çıkan bu tuhaf enerjinin kaynağını bulamıyordu. Aklına bunun ne olduğuyla ilgili bir olasılık bile gelmiyordu. Emin olduğu tek şey, bu enerjinin bildiği hiçbir boyuta ait olmadığıydı. Sonunda ayakta durmasını imkânsız bir hale getiren sarsıntının şiddeti azalmaya başladı fakat bu defa tavanda bir hareket başlamıştı. Bu hareket büyük bir gürültüyle hızlandı ve tüm mağarayı dumana boğduktan kısa bir süre sonra bir anda tamamen durdu. Lady Purple, duman biraz dağılınca daha önce orada olmayan bir şey gördü; tavanın tam ortasında Yangi mührü taşıyan yuvarlak, kapağa benzer bir şey açığa çıkmıştı. İçgüdüsel olarak ellerini hemen bu kapağa doğru uzattı, sonra elleriyle küçük bir dönme hareketi yaptı. Biraz uğraştıktan sonra kapak dönmeye, çok geçmeden de aşağıya doğru inmeye başladı. Açılan boşluktan,kapkara bir silindire benzeyen, tam kapağın boyutunda bir enerji alanı açığa çıkmıştı ve kapak yere inerken o da kapakla birlikte uzuyordu. Kapak yere değdiği anda enerji alanı yok oldu ve kapağın tam ortasındaki siyah taş döne döne yükselerek Lady Purple’ın avucunun içine kondu.

Lady Purple bir süre hiçbir tepki veremeden hayretle elindeki taşa bakakaldı fakat az sonra kime ya da hangi medeniyete ait olduğunu bilmediği bu siyah taşın, tüm yaşamında gördüğü, bildiği, dokunduğu her şeyden daha güçlü bir enerjisi olduğunu anlamıştı. Üstelik bu enerji, karanlığın kendisini bile korkutacak kadar karanlık bir enerjiydi. Gözleri parladı, bu kadar şanslı olduğuna inanamıyordu… Henüz taşı nasıl kullanacağını bilmiyordu ama bir içgüdüyle elini havaya kaldırdı. Tek bir büyü bile yapmadan taşın gücü uyanıpenerjisi lazer gibi düz bir çizgi şeklinde karşı duvara yansıyınca bir zafer çığlığı attı. Çağlar boyunca aradığı güç sonunda elindeydi ve taş ona bir şeyler fısıldamaya başlamıştı. Lady Purple önce buna hayal gücünün neden olduğunu, yaşadıklarından dolayı zihninin kendisine oyun oynadığını düşündü fakat az sonra bunun böyle olmadığından emin oldu.

Taş ona yol gösteriyordu ve Lady Purple, artık bir sonraki hamlesinin ne olacağını biliyordu. Kendi etrafında dönerek ve elindeki taşın enerjisini mağaranın duvarlarındaki gelişigüzel yerlere değdirerek büyüye başladı. Bir süre sonra durması gerektiğini hissetti ve avucunu kapattı. Avucundaki taş o anda yok oldu. Lady Purple elini açtığında avucunda ne olduğu belirsiz kapkara bir şekil vardı. Şaşkınlıkla bu şekle bakıp ne olduğunu anlamaya çalışırken bedeninde güçlü bir enerji akışı başladı. Sonra içinde büyüyen gücü tüm hücrelerinde hissetmeye başladı. Çok geçmeden bu gücün sarhoşluğuna kapılmış, kendisini yenilmez hissederken yaptığı diğer büyüyütamamen unutmuştu. Duvarlar yeniden sarsılmaya başlayınca kendine geldi ve hemen yerden havalanarak tavana kadar yükselip beklemeye başladı.

Önce duvarlardan irili ufaklı taşlar fırlamaya başladı ve hepsi havada asılı kaldı. Az sonra taşlar büyümeye, büyürken de yavaş yavaş şekil değiştirmeye başladılar. Sonunda her bir taş kabuğunu kırar gibi parçalandı ve Lady Purple gülümseyerek yeni çocuklarını, bu defa inanılmaz hızlı ve çok daha güçlü yarattığı yeni kara afyalarını bir kraliçe edasıyla selamladı. Kara afyalar da çığlıklar atarak kraliçelerine saygılarını gösterirlerken Lady Purple, hemen bir tanesinin üzerine atladı ve mağara tavanındaki boşluğu patlatarak açtığı yoldan peşinde yeni ailesiyle birlikte dışarıya uçtu.
 
                        Bir süre önce          

Ani ve Ameshia, sonsuz bir mavilikten başka hiçbir şey barındırmayan boyutlar dışı bölgede buluştuklarında Galbath, oraya girdiği anda zihninde beliriveren bir yüzün etkisi altına girmişti. Çağlar önce ortadan kaybolan altın kartalların efsane kralı Syonvath’ın yüzüydü bu. Ani, “İstersen sen de Mina’ya katıl.” dediğinde, neden olduğunu bilmese de gitmesi gerektiğini biliyordu. Mina’nın peşinden havalanmış ve tam o sırada da Syonvath’ın zihninde sabit duran görüntüsü bir hikâyeye dönüşmeye başlamıştı. Sonunda Mina’ya yetiştiğinde artık Syonvath’ın başına gerçekte ne geldiğini biliyordu ve görevi kralı uyandırmaktı.

Mina’yla birlikte Yangi Diyarı’na geçtikleri anda Galbath,doğrudan denize en yakın dağa yöneldi ve yeşilsiz çıplak kayalardan oluşan tepeye vardığında yere indi.

“Mina, sen burada bekle.” dedi.

“Tamam, dikkatli ol.”

Galbath, tamamen içgüdüleriyle hareket ediyordu ya da anlamadığı bir şekilde yönlendiriliyordu ama kesin bir kararlılıkla patikanın iyice daraldığı yere kadar uçtu. Tam önündeki kayaya yaklaştı ve gözlerinden çıkan altın ve kırmızının birbirine karıştığı enerjiyi kayanın üstüne yolladı. Bu yıkıcı bir enerji değildi. Bu toprakların koruyucusu altın kartalların kralının bir işaretiydi ve bu işaret kayanın içe doğru hareketini hemen başlatmıştı. Galbath, geçidin uzun süre açık kalmayacağını biliyordu; vakit kaybetmeden içeri girdi ve rahatlıkla uçarak ilerleyebileceği genişlikteki tünelde ilerlerken giriş arkasından kapanmaya başladı. Az sonra kubbe şeklindeki tavanıyla devasa büyüklükteki mağaraya varmıştı ve ilk darbe tam o anda kanadını sıyırarak arkasındaki duvarda patladı. Galbath, hızlı davranması gerektiğini biliyordu; rakibi çok güçlü ve tehlikeliydi ve onu en büyük düşmanı olarak görüyordu. Ona saldırmadan ve yalnızca kendisini koruyarak bir süre mağaranın içinde dönüp durdu. Sonunda olayın tuhaflığını fark eden Korgath da durdu. İkisi de birbirlerinden gözlerini ayırmadan bir süre karşılıklı havada beklediler ve sonra aynı anda yere inmeye başladılar.

Korgath’ın düşmanca ifadesi değişmemişti yine de bir anda içinde uyanan his o kadar güçlüydü ki bunun adını koyamasa da Galbath’ın söyleyeceklerini dinlemesi gerektiğini düşünüyordu artık.
“Ölmeden önce bana söyleyecek bir şeyin var mı?” dedi meydan okumaya devam ederek.

“Neden bu kadar güçlü olduğunu biliyor musun? Kardeşlerini öldüren büyünün seni öldürmemesinin nedenini merak ediyor musun?”

“Ben kralım! En güçlüyüm!”

“Ben de kralım Korgath ama halkımı öldürebilen her şey beni de öldürür.”

Korgath’ın düşmanca ifadesi küçümsemeye dönüştü.

“Çünkü seni Lady Purple yaratmadı. O herkesten daha güçlü, hatta senin o çok değerli kraliçenden bile daha güçlü.”

“Karanlığın gücünü yadsımıyorum ama yanılıyorsun. Halkını evet ama seni o yaratmadı.”

Korgath bunun üzerine öfkeyle kükremeye başladı. Sonra da havalanarak Galbath’ın üzerinde birkaç tur attı fakat onun korkusuzca, yerinden bir milim bile oynamadan bekleyişini görünce tekrar yere indi.

“Yaratıcımla aramı açamazsın! Bu kadar çaresiz misin?” derken küçümseyici ifadesine geri dönmüştü.

“Çaresiz değilim Korgath ama senin uyanma vaktin geldi. Lady Purple kardeşlerini, tüm halkını Kzongarth’ın eline bıraktı ve hepsi öldü. Bir tek sen kaldın ama zaten sen onlar gibi değilsin. Şimdi izin verirsen sana gerçeği göstermek istiyorum.”

Korgath duydukları karşısında bir kez daha öfkeli bir şekilde kükredi ama bu kez öfkesi halkının ölümü yüzündendi.

“Korgath… Lütfen bana yaklaş, gerçeği göreceksin ve eğer istersen ondan sonra bana istediğini yapabilirsin, sana karşı koymayacağım.”

Korgath bu sözleri duyunca tüm varlığının sarsıldığını hissetti. İçinden Galbath’ı hemen öldürmek geliyordu ama o tanımlayamadığı his buna engel oluyordu ve Galbath’ın doğruyu söylediğinden neredeyse emin gibiydi. Bir süre sonra çelişkileri tamamen yok oldu ve ona yaklaşıp tam karşısında durdu. Galbath, son bir kez onun gözlerinin içine bakıp hemen başını ona yasladı ve yola çıkarken gördüğü hikâye Korgath’ın zihnine akmaya başladı. Akış durduğunda Korgath başını çekmedi, gözlerini açmadı ve bir süre tek bir kelime etmedi. Galbath, sabırla onun kendisine olanları hazmetmesini bekledi. Sonunda Korgath gözlerini açtı ve bir adım geriye gitti, bedeni titreşmeye başlamıştı.

“Şimdi değil baba! Sana ihtiyacımız var.” dedi Galbath, onun dönüşmesine izin vermeden. Korgath durdu, oğlunun gözlerinin içine baktı bir süre.

“Kralım! Kral Syonvath, aramıza tekrar hoş geldin.” dedi Galbath ve kral babasını saygıyla selamladı. Syonvath, oğlu Galbath’ın selamına aynı saygıyla karşılık verdikten sonra,
“Haklısın oğlum. Yakında bana yaptıklarının bedelini ödeyecek. Bu bedende kalmak istemesem de şimdilik böyleolması gerektiğini biliyorum. Oğlum, Ashila her an gelebilir, gitmelisin.” dedi.

“Ona sakın Ashila deme baba! Dikkatli ol!”
“Tamam şimdi git.”

Galbath, babası Syonvath’ı bir kez daha saygıyla selamlayıp yükselirken endişeliydi. Babası, tüm yaşadıklarından sonra farklı görünüyordu yine de Galbath, onun gerçek bedenine dönmesiyle bunların değişeceğini umuyordu.
 
                        YÜKSEK MOYAR
                           GÜMÜŞ DİYAR

Kraliçe Manilyath, yüksek gümüş kulelerin arasından süzülerek uçarken mavinin ve yeşilin her tonuyla kutsanmış Gümüş Diyar’ın huzurlu dinginliğini bozan ve bedenlerinden vazgeçerek bilinçlerini diyarın bilinciyle birleştirmiş Moyar Atalarını rahatsız eden bir ruh hali içindeydi. Bir süre sonra bedenlerinde kalmayı seçmiş Moyar Ataları da Yüksek Moyar’ın gelişmiş bilincine aykırı enerjisini algıladıkları Manilyath’ı ilgiyle izlemeye başlamışlardı. Herhangi bir yargılama yoktu düşüncelerinde; bir fikir geliştirmiyor yalnızca gözlemliyorlardı.

Manilyath, izlendiğini fark edince yükselmeye başladı. Moyar atalarıyla yaptığı son görüşmeyi ve kendisinden istenileni daha detaylı düşünmesi gerekiyordu. Çağlar boyunca kendi boyutu da dahil tüm boyutlardan ve kaostan uzakta, Gümüş Diyar’ı yuvası bilmiş ve burada halkıyla birlikte huzur içinde yaşamıştı. Şimdi ise diğer boyutlarda bilinmeyen, daha doğrusu unutulan varlığını yeniden açığa çıkarması isteniyordu. Buna mecbur değildi ama düşündükçe kendisini mecbur hissedeceğini biliyordu. Tüm yaptıklarından sonra ihtiyacı olanlara sırtını dönemezdi, yine de imparatoriçe Ani’yi görene kadar bundan emin olamayacaktı. Yalnız kalmak için Yüksek Moyar’ın bilincinin ulaşamadığı tek noktaya, gümüş dağın zirvesinde boyut içinde bir boyut olan bölgeye uçtu. Bembeyaz bulutlarla kaplı boyuta geçtiğindeİmparatoriçe Ani’yi kendisini beklerken buldu.

“Beni bu kadar çabuk görmeyi beklemiyordun biliyorum ama zaman kalmadı. Kararını verdin mi kraliçe Manilyath?” dedi Ani saygıyla onu selamlarken.

“Sanırım artık kader bizden bağımsızca şekilleniyor İmparatoriçe Ani... Varlığın beni mutlu etti ve düşüncelerim netleşti. Girdiğimiz bu yeni çağa sırtımı dönmem, seni ve asayı ve birbirine uyumlanmış enerjinizi bu kadar yakından algıladıktan sonra artık mümkün değil. Ama önce beyaz taş gerçek sahiplerine, bize dönmeli.”

“Taş yanımda değil Manilyath, Mavi Diyar’ın kraliçesinde. Şu an ona çok ihtiyaçları var, hayatlar tehlikede.”

“Burada olmadığını biliyorum Ani. Bu yüzden de geri dönüp taşı almalısın yoksa halkım kimseye yardım edemeyecek. Bu bir kapris ya da aç gözlülük değil, zorunluluk. Taşa burada ihtiyacım var. Engel olamayacağımız ölümler için ben de üzülüyorum ama başka çaremiz yok. Benim ve halkımın büyü gücü o taşın içinde. Yüksek Moyar’a gelirken ölümsüzlüğümüz dışında tüm gücümüzü iki taşa aktardık. Bir tanesi bulunamayacak bir şekilde saklandı ve zaten ona aktardığımız gücü geri istemiyoruz ama beyaz taş olmadan Mavi Diyar’a geçersek bu bizim sonumuz olur.”

“Biliyorum kraliçe Manilyath. Bu yüzden de asaya taşın enerjisinin bir kısmını çektim. Tam gücünüze değil ama sizi savunmasız bırakmayacak kadarına sahip olacaksınız.” dedi Ani ve asayı kraliçe Manilyath’ın göğsüne değdirip enerjiyi ona aktarmaya başladı.

Az sonra beyaz taşın kısmi enerjisiyle yüklenen ve bembeyaz bir ışıkla sarmalanarak parlamaya başlayan Manilyath, eski gücünün verdiği duyguyu hatırlamanın şaşkınlığını yaşıyordu. Bu duygu, şimdiki mütevaziliğinin tam tersiydi; güç, ihtişam, yenilmezlik ve kadim bir ego… Ama Manilyath, bu kadim egoyla yaşamayı ve onu kontrol etmeyi asırlar önce öğrenmişti; kendini çabucak topladı.

“Yarım güne ihtiyacım var. Halkımı bundan daha çabuk hazırlayamam. O zamana kadar dayanın. Işıkla.” dedi Manilyath ve hiç vakit kaybetmeden havalanarak bulutların arasında gözden kayboldu. Ani onun arkasından kısa bir dua etti ve boyutlar dışı mavi bölgede bekleyen Moyar ordusunu kendisiyle orada buluşmaları için Mavi Diyar’a yönlendirdi.

***

-Devam edecek

Editör: Deniz İmre

DİĞER YAZILARI Sonsuzluğun Frekansı 30 / Yedi Diyar Yedi Savaş 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı 29 / Yedi Diyar Yedi Savaş 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı 28 / Yedi Diyar Yedi Savaş 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı 27 / Yedi Diyar Yedi Savaş 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı 26 -Gölge Güçlerin Yükselişi /Yedi Diyar Yedi Savaş 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı 25 / Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı 24 / Gölge Güçlerin Yükselişi        01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frierkansı -23 / Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Bir Adamın İtirafları 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı 22 / Gölge Güçlerin Yükselişi     01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı -21 / Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı-20 / Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı 19 / Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı -18 / Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Menopoz 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı -17 / Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı 16 / Gölge Güçlerin Yükselişi       01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı -15 / Gölge Güçlerin Yükseliş 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı -14 / Gölge Güçlerin Yükseliş 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı -13 /Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı -12 / Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /10 -Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /9 -Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /8 -Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /7 -İstasyonda İki Kız Kardeş 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /6 -Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /5 -Gölge Güçlerin Yükselişi      01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /4 -Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /3 -Gölge Güçlerin Yüklelişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /2 -Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /1- Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Özgürlük 01-01-1970 03:00 Yağmurlar Yağdı Üstüme 01-01-1970 03:00 Connection 01-01-1970 03:00 Ritim... 01-01-1970 03:00 Yol... 01-01-1970 03:00 Başarı Algısı, Kediler ve Maneviyat Paradoksları 01-01-1970 03:00 ÇALAKALEM YAZILAR 6 / Sevgi manipülatörleri, Tanrıçalar ve Tanrılar, Kurtlarla koşamayan kadınlar 01-01-1970 03:00 Çalakalem Yazılar 5 /Gaia’nın intikamı… 01-01-1970 03:00 Çalakalem Yazılar 4 /Bir Adam Bir Kadın... 01-01-1970 03:00 Çalakalem Yazılar 3 /Ajlan... 01-01-1970 03:00 Çalakalem Yazıları 2 /Çağrı 01-01-1970 03:00 Çalakalem Yazıları 01-01-1970 03:00