GODOT'YU BEKLERKEN / SAMUEL BECKETT
İkinci Dünya Savaşının psikolojik izleri henüz silinmemişken yeni kapitalist düzen tarafından oluşturulan dünyadaki bireyin anlamsız ve travmatik durumunu, Samuel Beckett, 1950’li yılların başlarında yazdığı “Godot’yu Beklemek” oyunuyla ben diyeyim açıkca siz deyin üstü kapalı bir şekilde, ekonomik düzen, sınıf yapısı, zihinsel bozukluk, yabancılaşma, mantıksızlık ve kimlik kaybı temalarını kullanarak işler.
Samuel Beckett, absürd tiyatronun sayılı önemli oyunlarından “Godot’yu Beklerken”de dört kahramınıyla; Estragon, Vladimir, Lucky ve Pozzo’yla, geleceğe de gönderme yapacak şekilde, zaman algısı ve kendi varlıklarının önemini kaybetmiş batı medeniyetindeki bireyin perişan halini tasvir eder.
Vladimir ve Estragon, Godot’yu bekleyerek minimalist bir ortamda vakit geçirirlerken Lucky ve Pozzo sahneye gelir. Daha sonra da küçük bir çocuk Godot’un gelmeyeceğini haber vermesi ve o günün bitmesiyle birlikte birinci perde sona erer. İkinci perdenin “eylemi” birinci perdede olanları yansıtır ve tekrar eder. Ağaç kütüğündeki yaprağın yeşermesi sadece iki günün değil aslında zamanın akıp geçtiğini bilinç altımıza kazır.
Özetle, çoğu zaman asla gerçekleşmeyecek birşeyin beklentisiyle yaşanan modern yaşamın anlamsız, olaysız ve tekrarlayan doğasının harika bir tasviridir oyunu bu kurgusu.
Bu kurgunun içinde Samuel Beckett’in vurguladığı nokta, Godot hiçbir zaman gelmeyecek olsa da, tüm beyhudeliğine ve saçmalığına rağmen hayatın devam etmesi ve bireylerin bu hayata, varoluşun bu anlamsızlığına direnerek dört elle sarılmaları gerektiğidir.
Yani yaşama trajedisinin ortasındaki komik saçmalığı, absürd olanı görme ve buna rağmen devam etme yeteneğine sahip olan ve insan çabasının saçmalığına, hayatımızın tekrarlayan boş doğasına gülerek hayatta kalan Sisifos karakteriyle Albert Camus’un “Sisifos Söylemi” kitabındaki gibi..
“Godot’yu Beklerken” oyununu da izlemiştim ve şimdi de kitabını okudum.. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
Truva Edebiyat Dergisi













































